Bu Sitede Ara




SAMSUN SAYFALARI
ZİYARET EDİNİZ



İÇİNDEKİLER

» Ana Sayfa
» Arşiv
»Profil


Kategorilerim

  • Belge
  • Bilginler
  • Din
  • Edebiyat
  • Egitim
  • ekonomi
  • Gundem
  • Haber
  • IktisatSiyasetleri
  • Kitap
  • Media
  • Monografi
  • Politika
  • Sahsiyetler
  • Sozler
  • Tarih
  • Tarim
  • Tutun
  • Yasam
  • Zaman


  • İrtibat İçin, samsunblog@gmail.com



    Powered by Mcan
    S.Muratcan KOŞAR



    Bankacılık Yabancıların Eline Geçerse Ne Olur?


     

     

     

    /Doç. Dr. Mete Gündoğan

    Ana hatları ile, bankacılık yabancıların eline geçerse 5 şey olur.

    1. Öncelikle ülkemizdeki ticaret yabancıların eline geçer. Çünkü bankalar istediklerine kredi vererek onları desteklerler. İstediklerini de, kredi vererek batırırlar ya da zarara uğratırlar. Ülkemizdeki sosyal yapıyı da dikkate alırsak, bankacılık sektörü istese bir kesimin sosyo-ekonomik statüsünü çok kısa sürede en üst gruba çıkarıverir. Kısacası, sermayenin dolaşımı onların inisiyatifinde olur. Sermayeyi, bir avuç insanın etrafında dolaşan bir devlet haline getiriverirler.

     

    2. Yerli ve yabancı pazarlarımızı zamanla kaybederiz. Çünkü, kime kredi ya da teminat verirler ise, onun her türlü ticari bilgilerini de alacaklardır. Bu bilgileri bir yerde biriktirdikleri zaman, aslında ellerinde ülkenin pazarlarına ilişkin en kıymetli bilgilere de sahip olmuş olacaklardır. Bu bilgilerin (ticari sırların da diyebiliriz!) birilerine verilmesi, pazarların kaybedilmesi için yeterlidir. Aynı şekilde yerli şirketlerimizin, yurtdışı pazarlarını da kaybetmeleri söz konusudur.

     

    3. Yabancı bankalar, ülkemizde topladıkları mevduatı ile illa da ülkemizdeki yatırımları finanse edecekler diye bir kural yoktur. Dolayısıyla, ülkemizde topladıkları fonlar ile yabancı yatırımları veya diğer ülkelerdeki müteşebbisleri destekleyebileceklerdir. Yani bizler, kendi ihtiyaçlarımız dururken başkalarının ihtiyaçlarını giderir hale getirileceğiz.

     

    4. Ülkemiz insanlarının, diğer bir ifade ile mudilerin, para transferleri ile aralarındaki ilişkiler trafiğini çözmüş olacaklardır. En basitinden, gurbetteki oğluna para gönderen bir baba, oğlunun nerede olduğunu bilmese bile, bankacılık sistemi bilebilecektir. Zaten bunlardan bazıları telefon hizmetleri de veriyor ya da verenleri finanse ediyor olacakları için, yabancıların bilgisi dışında hiçbir özel hayatımız ya da güvenliğimiz kalmayacaktır.

     

    5. Yukarıda bahsettiğim yazımda da ifade ettiğim gibi, bankaların kendisi mevcut sistemde para üretmektedirler. O yazıyı okursanız göreceksiniz ki bankalar, kendilerinde var olmayan parayı kredi olarak verebilmektedirler. Bu müthiş bir ayrıcalıktır. Mutlaka devlet tarafından düzenlenmesi gerekir. Henüz bunun ne olduğu tam olarak anlaşılmamış iken, ne diye böyle bir ayrıcalığı yabancı bankaların kullanımına teslim edelim ki!

     

    Bankacılık sektörü şu anda resmi yüzde 36 yabancılaşmış olarak gözükse de yabancıların yüzde 50'nin üzerinde bir hakimiyete sahip oldukları tahmin edilmektedir. Bankacılık sistemimizin yabancıların eline geçmesi, diğer hiçbir sektörün yabancılaşmasına benzemez.

     

    Çünkü bütün sektörlerin altyapısı, bankacılık sistemi üzerine kuruludur.

    /Hakkı T. Bora

     


    Tarih: 16:51, 23/3/2007 Kategori: ekonomi
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Vermeden Almak


    Dünyanın en ağır vergilerini ödüyoruz. Devletimiz 1 liralık vergi alacağı için 10 lira masraf yapmaktan kaçınmazken, bin liralık vergi zayini önlemek için 10 kuruşluk masraftan kaçınabiliyor. Ödediğimiz vergiler çarçur edilir, hesap sorsun diye milli irademizi kullanarak görevlendirdiklerimiz hesap soramaz. Vazgeçtik  hesap sormalarından kendileri çarçura devam ederler. Başka ne yapabiliriz.? Vergi Haftamız Kutlu Olsun.


     

    "Anayasal buyruk gereği "Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür."

     

    Vergilendirmede istisnai haller dışında beyan esasının geçerli olması, yine zaman içersinde vergi güvenlik önlemlerinin göz ardı edilmesi sonucunda vergiye tabi tutulacak "gerçek matrahlar"ın belirlenmesi olanağı da adeta yok edilmiştir.

     

    Gerçekte; "Bir kişinin kendi kendini vergi ödeme külfeti altına sokması, bu külfetin gerekliliğine ve adilliğine olan inanç ve buna aksi davranışlardan caydırıcı yaptırımlarla olur. Vergi toplayabilmenin gerekli koşullarına bakıldığında verginin gerekliliği ve adilliğine olan inanç gündeme gelmektedir." (Akbulak, Sevinç - Yavuz "Türkiye'de reel ve mali sektör" Beta, 2005, Sf: 595)

    ....

    Ancak vergi anayasal buyrukta da ifadesini bulduğu üzere "kamu giderlerini karşılamada kullanılması gereken tek kaynaktır." Bu kaynağın yeterli bir şekilde kullanılabilmesi için toplumsal düzeyde vergi bilincinin oluşturulması zorunludur.

     

    Vergilendirmede bilinçlenme ve inanç ancak eğitimle oluşturulabilir. Eğitimin ise ilk öğrenimden başlayarak verilmesi, vergi ödevinin bir yurttaşlık görevi olduğunun kabullenilmesine yönelik kişilik yapısının oluşturulması sürecini kapsaması gerekmektedir. Bu bağlamda her yurttaş eğitim aşamasında vergilendirme açısından birbirini sorgulayabilir bir hale gelmediği sürece Türkiye'de vergilendirmede bilinçlenmenin sağlandığını ifade etmek mümkün değildir.

     

    Bir toplum içersinde herkesin vergi ödemesini beklemek ve istemek doğru bir yaklaşım olmayacağı gibi, yine herkesi potansiyel bir vergi ziyaına neden olucu olarak görmek de doğru değildir.

    ...

    Vergilendirmenin reel kesim ve istihdam üzerinde yoğunlaştırılması yerine kentsel rantlar, gayrimenkul değer artışları ve parasal operasyonlar üzerine yöneltilmesi yönünde arayışlara gidilmesi ve bu bağlamda ülke gerçeklerine yönelik yeni politikaların üretilmesi kanımızca artık kaçınılmaz olmaktadır. "

    ...

    (BİZE GÖRE / Veysi Seviğ )

     

    Tamamı; http://www2.dunyagazetesi.com.tr/news_display.asp?upsale_id=252123&dept_id=1037


    Tarih: 08:55, 24/2/2006 Kategori: ekonomi
    Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->