SAMSUN SAYFALARI ZİYARET EDİNİZ
İÇİNDEKİLER
»
»
»
Kategorilerim
BelgeBilginlerDinEdebiyatEgitimekonomiGundemHaberIktisatSiyasetleriKitapMediaMonografiPolitikaSahsiyetlerSozlerTarihTarimTutunYasamZaman
İrtibat İçin, samsunblog@gmail.com
Powered by Mcan S.Muratcan KOŞAR
|
Hayatı ve Zamanı Yönetmek-XI
10.YASA: DAHA FAZLA VERİRSENİZ DAHA FAZLASINI KAZANIRSINIZ.
Zenginliğin paylaşımı hukuksal yolla mümkün olsaydı, yetmiş yıllık Sovyetler Birliği bunu başarabilirdi. Bu iş gönül işidir. Refah sistemi de para dağıtmanın işe yaramadığını göstermiştir. Sosyal yardıma takılıp kalan insanlar özsaygılarını yitiriyorlar. İnanç pencerelerine dünyanın kendilerine borcu olduğunu yazıyorlar ve kıllarını bile kıpırdatmıyorlar.
Her şeyi kendiniz yapamazsınız ve bir şeyi yapmanın birden fazla doğru yolu vardır.
Bolluk anlayışı para ya da malla sınırlanmamalı. Bilgi ve doğal yeteneklerle elde ettiğimiz uzmanlığımızı kendimize saklamak yerine başkalarıyla paylaşmak bolluk ilkesinin bir gereğidir. Buna öğretmek denir. Öğretmenin ikinci bir amacı daha vardır. Hayatları değiştirmek. Yeni bir bilgi bizi değiştirmiyorsa o değersizdir. Bir öğretmende, ondan ders alanların hayatlarında farklılık yaratması için, bilgiden öte şeyler bulunmalıdır. Öğretmek tam anlamıyla bir enerji aktarımıdır. Her lider bir öğretmendir. Gerçek bir liderin bunu başarması, bolluk anlayışıyla doğrudan ilintilidir.
Gerçek liderde bir güç vardır. Bu gücün kaynağı mevki, zenginlik yada unvan değildir. Daha çok etkili olmanın gücüdür. Bu gücü de onun peşinden gitmeyi seçmiş olanlar verebilir. Onların size verdiğini siz onlara geri verirseniz ortaya ortak bir çalışmanın ürünü çıkar.
İnsanlardan daha fazla üretkenlik bekliyorsanız onlara hizmet edin ve baskı uygulamayın.
Bütün yöneticiler otoriterdir. Bu otoriteyi insanları kullanma ve zorlama doğrultusunda kullandıkları sürece etkisiz olurlar. Liderlik iki tarafı keskin bir kılıca benzer. Hitler bu gücü insanları mahvetmekte, G.Washington ise yükseltmek için kullanmıştır.
-------- son ------------------
Hayatı Ve Zamanı Yönetmenin 10 Doğal Yasası
Hyrum W. Smith
Sistem Yayıncılık:144
Geliştiren Kitaplar Dizisi
ISBN:975-322-052-9
Özet: Çetin KOŞAR
|
Tarih: 20:05, 24/3/2006 Kategori: Zaman |
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Hayatı ve Zamanı Yönetmek-X
9. YASA: ÖZSAYGINIZ KENDİ İÇİNİZDEN GELMELİDİR.
Başkalarının düşüncelerini göz ardı etmek olanaksızdır. Özellikle onlara saygı ya da hayranlık duyduğumuzda.
Hepimiz doğal olarak öz değerlerimizle ilgili duygularımızın doğrulanmasını isteriz. Başkalarının bizim hakkımızda iyi şeyler düşünmelerini arzu ederiz. Çoğu kere de onların onayını elde etmek için öz değerlerimizden saparız. Onaylanmayı dışarıda aradığımızda hayatımızın kontrolünü elimizden kaçırırız. Başkalarının nelerden hoşnut olacağını da kestiremediğimizden kendi ilke ve değerlerimizden uzak, son derece tepkisel ve inanılmaz derecede stresli bir hayat süreriz.
Davranışlarımız ya da kendi öz değerlerimiz üzerindeki etkilerini hiç düşünmeden çoğu kez içinde yaşadığımız toplumsal ortamın inanç penceremize ne koyacağımızı belirlemesine izin veririz.
Bireysel başarı ve doyum, önemli ölçüde bakış açımıza bağlıdır. Kendi değerlerimizin onayını başkalarında aramak ve onların değerlerini kesin doğrular sayarsak uyum adına hayatlarımızın kontrolünü onların ellerine vermiş oluruz.
Hep insanlar bir birlerini kontrol etmek, yönetmek isterler. Daha rahatsız edici olanı ise başkalarının değerlerine uymanın getirdiği güveni arzulamamızdır.
Kendi hayatını kontrol altına alamayan kişinin başkalarını hayatını kontrol etmeye kalkışması kadar abes bir durum da olamaz.
Hayatta gerçek başarı içimizdeki eşsizliğe sadık kalmakla yakalanabilir. Çünkü ben dünyada “tek” im. Benim eşim ve benzerim olamaz. Olsa olsa taklidim olur. O da bana benzemez.
Bizi çoğu davranışlara motive eden üç ana duygu; korku, görev ve sevgi’dir.
Doyum düzeyi en düşük olanı korku’dur. Korku düzeyinde ortaya çıkan duygu şudur. Bunu yapmak zorundayım. Yapmazsam bekleyen bir ceza vardır. Korku pek belirgin olmayan bir duygudur. Bazı insanların çocuklarına karşı aşırı koruyucu olmaları onlara olan sevgilerinden değil başlarına gelebilecek bir kazanın korkusundandır. Korku aynı zamanda güçlü bir motivasyondur. Tek sorun onu yaşayanın kendisini çok kötü hissetmesine yol açmasıdır.
İkinci düzey motivasyon, görevden, sorumluluk duygularımızdan kaynaklanır. Burada ortaya çıkan duygu şudur. Bunu yapmalıyım. Görev korkudan daha doyurucu olmakla birlikte yine de dışarıdan gelen bir motivasyondur.Bize sorumluluk hissettiren şey “onur” olmakla birlikte aynı zamanda zorunluluk duygusudur.
En yüksek ve en doyurucu motivasyon düzeyi sevgidir. Burada ortaya çıkan duygu şudur. İşimi seviyorum. Onu yaparım. Keyif aldığım işi yapmak istiyorum.
Öz değeriniz sizin dışınızda bir şeylere bağlı olduğu zaman eninde sonunda başınız büyük derde girer.
Kendinizi iyi hissetmek, iç huzurun reçetesidir. Kendiniz olun. Ama bunda mükemmel olun. Arada sırada inanç penceremizde yazılı olan inançları gözden geçirmek bizi köstekleyici davranışlardan arındıracaktır. |
Tarih: 13:46, 23/3/2006 Kategori: Zaman |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Hayatı ve Zamanı Yönetmek-IX
8. YASA: OLUMSUZ DAVRANIŞALARIN ÜSTESİNDEN GELMEK YANLIŞ İNANÇLARI DÜZELTMEKLE MÜMKÜNDÜR.
Davranışlarımız, inanç penceremize yerleştirdiklerimizden çok etkilenmektedir. İnançlarımız ister doğru olsun (gerçeklerle örtüşsün), ister olmasın (gerçeği yansıtmasın), isterse bir düşünce ya da seçim meselesi olsun, hepsinin doğru inançlar olduğunu varsayar ve onlara göre davranırız.
Gerçekten doğru olan inançlar olumlu ya da bizi istenilen sonuçlara götüren davranışları doğurur. Bunu aksine, yanlış inançlar olumsuz, hüsrana uğratıcı davranışları getirir ki, bunlar da bizim tüm işlerimizi alt üst eder. İşleri akışına bırakırsanız, olumsuz davranışlar hayatınızı kontrol altına alma yolundaki en iyi girişimleri bile boşa çıkaracaktır.
Bazen öyle olumsuz davranışlar sergileriz ki, sonuca biz bile şaşırırız. Her olumsuz davranış kontrol eksikliğini gösterir ve tepkisel bir hayat tarzının göstergesidir.
Olumsuz davranışın aşırısı bağımlılıktır. Bağımlılık; kısa süreli yararlar ve uzun süreli yıkım getiren zorlayıcı davranışlardır.
Aşırı Yemek yemek, aşırı çalışmak, sigara içmek, övünmek, uyumak, alışveriş yapmak, dedikodu yapmak, çocuğunu ve eşini dövmek, çocuklara bağırmak , açık saçık fıkra anlatmak, koşmak.
Hayatımızdaki davranışların nasıl üstesinden gelebiliriz?
İlk adım sorunu kabul etmek. İkinci adım ise bu davranışı doğuran, karşılanmamış bir gereksinimimizin olduğunu bilmektir.
Hayatta herkes kendi davranışından sorumludur. Kimse kimsenin yüzünden berbat bir hayat yaşamaz. İnanç penceremize yazdıklarımızdan biz sorumluyuz. Orada neyin kalıp neyin kalmayacağı bizim elimizdedir. Olumsuz davranışlar kontrol edemeyeceğimiz bir şey değildir. Onun arkasında olan yanlış inancın yerini doğrusu aldığında, çoğu zaman kendiliğinden ortadan kalkar.
Gerçeklik modelinin iki harika yönünden birisi, bir insanın kendisine saldırmadan onun inanç penceresine saldırabilmemizdir. Diğeri ise davranışların sorumluluğunu o kişiye yüklemesidir.
|
Tarih: 19:16, 10/3/2006 Kategori: Zaman |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Hayatı ve Zamanı Yönetmek-VIII
7.YASA:
İNANÇLARINIZ İLE GERÇEKLİK ÖRTÜŞTÜĞÜNDE GEREKSİNİMLERİNİZ KARŞILANMIŞ OLUR.
İnanç penceremizdeki bir inancın, tutumun ya da düşüncenin doğru olup olmadığını nasıl anlayacağız. Davranışımızın sonucu dört temel gereksinimimizden birini ya da daha fazlasını karşılıyorsa, büyük olasılıkla doğru bir inanca sahibiz demektir.
Gelişim Değişim Demektir.
Kişisel gelişme, inanç penceremizde yazılı şeyleri iyileştirme sürecidir. Bunu ilk adımı o şeylerin bazılarının yanlış olabileceğini kabul etmektir. Yanlışları görmeye istekli olmak bir olgunluk göstergesidir. Koşulları değiştirmek yanlış inançlar ortaya çıkarabilir. İşin aslı, inanmayı seçtiğimiz şeylerin bizim kontrolümüzde olmasıdır.
Bu beş aşamalı formül, bilmeye dayalı bir uyumsuzluk anlayışına dayanır.
1- İstenen sonuçları getirmeyen davranış kalıbını saptayın
2- Bu davranışı doğurması olası inançları saptayın.
3- Bu inançlara uymanın gelecekte hangi davranışı getirebileceğini saptayın.
4- Daha iyi sonuçlar oluşturabilecek alternatif inançları saptayın.
5- Yeni inançlara göre gelecekteki davranışı tahmin edin.
Bu beş aşamalı formülün sırrı onu bir başkasını hayatında uygulamak değildir. Bu gelişim sürecini asıl değeri, kendimize uygulayabildiğimiz zaman görülür. Bu kolay değildir. Davranışımız hakkında tarafsız olamıyoruz. Bu konuda bize en iyi yardımcı gerçek dostlarımız olacaktır. (Dost acı söyler. Gerçekler acıdır.)
Hayatta en zor şeylerden birisi de bir başkasını değişmeye zorlamaktır. Yalvarırız, ikna ederiz, önerilerde bulunabilir hatta dayatabiliriz de. Ama, hayatında değişiklik yapmak istemiyorsa hiçbir şey olmaz. Değişme isteği onun içinden gelmelidir. Bize düşen görev o isteği onda oluşturabilmektir. Bunun için “Ben” iletisi sürecinin dört belirgin aşamasını uygulayın.
1- Ona “Benim bir sorunum var” deyin
2- Kendi bakış açınızdan, sorunun onu tehdit etmeyen bir tanımını yapın.
3- O kişiye bu durumun size neler hissettirdiğini anlatın.
4- Gerçeklerin değişmeye katkıda bulunmasına olanak tanıyın.
Davranışınız siz değildir. Gerçeklik modeli “ne yaptığımızı” “ne olduğumuzdan” ayırır. Gerçekte, bu ikisi ayrı ayrı şeylerdir.Yanlış inançların ve yıkıcı davranışların üstüne, kendimizi ve başkalarını hırpalamadan gidebilirsek, hayatta karşımıza çıkan insan ilişkileri ve bireysel üretkenlikle ilgili pek çok sorunu çözebilir ve kendimizi iyi hissedebiliriz.
|
Tarih: 17:56, 9/3/2006 Kategori: Zaman |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Hayatı ve Zamanı Yönetmek-VII
İKİNCİ BÖLÜM
HAYATI YÖNETMEK
6.YASA: DAVRANIŞLARINIZ GERÇEK İNANÇLARINIZI YANSITIR.
1.Öğe:Gereksinimler
Salt fiziksel anlamda İnsanın gerçek gereksinimleri hava, su, yiyecek ve çevre etkilerinden korunmadır. Manevi gereksinimlerimiz ise o kadar güçlüdür ki, bunlarda artık hayati önem taşıyor. Manevi gereksinimler bizi sürekli olarak belli davranış kalıplarına zorlar.Dr. Murray BANKS’ a göre dört temel manevi gereksinimimiz şunlardır; Yaşama, sevme-sevilme, kendini önemli hissetme, çeşitli deneyimler yaşama gereksinimi.
Yaşama Gereksinimi: Yaşama ihtiyacı inanılmaz derecede güçlü bir doğal iç güdüdür. O kadar güçlüdür ki hayatımızı tehlikede hissettiğimizde, başka zaman aklımızdan bile geçiremeyeceğimiz şeyleri yaparız. Yaşama arzumuzun bir göstergesi de güvenli ve güvencede olmayı isteriz. Kendimizi güvenli hissettiğimizde yaşama arzumuz kendisini sürekli bir iş arama, sağlığımızı koruma, egzersiz yapma ve sağlam yatırımlara yöneltir.
Sevme ve Sevilme Gereksinimi: Seveni ve sevileni olmadan tek başına kalma duygusunu yansıtan yalnızlık kadar kahredici bir dert yoktur. Bazı insanlar sırf sevilmedikleri için intihar ederler. Sevgisiz bir hayat boş, hatta çekilmezdir. Dünyayı sevgi döndürür. Sevgi en büyük motivasyondur. Sevgi olduğunda gördüğümüz ve yaptığımız her şey anlam kazanır.
Kendini Önemli Hissetme Gereksinimi: Çocuklar bu ihtiyacı çok daha açık ve dürüst biçimlerde dışa vururlar. Başarılı bir iş sonrasında ailelerinin gözlerine hevesle, beklenti ile bakarlar. Övgü alma gereksinimi onlarda bu kadar açık ve içten iken biz yetişkinlerde bu gereksinimin önüne engeller koymuşuzdur. Öğünmek ve öğülmek pek iyi karşılanmaz. Bencillikle karıştırılır. Dolayısıyla başkalarının yardımı gereken bir başarıyı tek başımıza üstlenmek gibi yollara sapıp, genellikle daha az içten, daha stresli yöntemleri deneriz.
Çeşitli Deneyimler Yaşama Gereksinimi: Değişiklikler olmasa hayat çekilmez olurdu. Bunun için kitap okur, film izler, arkadaşlıklar kurar, tatil yapar ...vb. Her gün aynı deneyimleri , aynı duyguları yaşamış olsaydık tam bir insan olamazdık.
Hayat, sevgi, özsaygı ve değişiklik; attığımız her adımın önünde bu dört temel gereksinim yatar.
Hayatımızın düzenli olması için bu dört temel gereksinimin aynı anda karşılanması gerekir. Eğer birine ilgi azalırsa o kenar düzleşir ve hayat tekeri sağlıklı dönmez.
Bizi dört temel gereksinimimiz yönlendirir. Gidilen yön gereksinimleri karşılama yöntemleri inançlarımızdan kaynaklanır.İnanç penceresi ne iyidir ne de kötü. Edindiğimiz bütün inançları içinde bulunduran bir çerçevedir. Yaşınız ne kadar çok ilerlemişse o kadar çok inancınızın olması normaldir. Bunların hepsi özneldir. Bazen doğruyu bazen de yanlışı yansıtabilir.
İnandığımız şeyleri çözümleyebilecek kadar tarafsızsak, onlardan yola çıkarak çok derinlerde yatan değerlere ulaşabiliriz.
Kişisel inanç penceremize ek olarak ortak inanç pencerelerimizde vardır. İş ortamında edinilen inançlar gibi.
3.Öğe: Kurallar
Penceremizdeki her inanç için bilinç altında davranışlarımıza egemen olan kuralları yaratırız. Bu kurallar inançlarımızı eyleme dönüştüren “eğer.. o zaman” cümleleridir.
4.Öğe: Davranış kalıpları
5.Öğe: Sonuçlar ve Geri İletim.
İnançlarımızda değişiklik yapmak her zaman görülen bir durumdur. Buna deneyim denir ve başarılı hayat yönetiminin önemli bir öğesidir. Deneyimlerimiz inançlarımızda değişiklikler yapmamıza, yeni inançlar edinmemize ya da onlara daha fazla değer biçmemize neden olur.
Gerçeklik modelinin iki ana işlevi vardır. Birincisi hayatımızda olup bitenlerin görsel bir resmini sunar ve nedenlerini anlamamıza yardımcı ulur. İkincisi ise, davranışlarımızı etkilemeden önce inançlarımızı değerlendirmemize yardımcı olur. Bize kendimizi anlamada yardımcı olduğu gibi başkalarının da davranış kalıpları ve bu kalıpları doğuran muhtemel inançları anlamamıza yardımcı olur.
Açıklanan İnancalara Karşı asıl İnançlar.
Gerçeklik modeli, inançlarımız ile davranışlarımız arasındaki açık bağı görmemize yardımcı olur. Yapılmasının gerekli olduğuna inandığımız şeyleri yapmamamız, yapmamamız gerektiği halde yaptığımız şeyleri nereye koyacağız...
Unutmamamız gereken en önemli şey, genelde, davranışımızın aslında gerçekten inandığımız şeyleri yansıttığı ve davranışlarımız bilinçli olarak dile getirdiğimiz inancı yansıtmıyorsa penceremizdeki çatışan inançları dikkatle gözden geçirmemiz gerektiğidir.
Bazen inanç penceremizin kör noktaları bizi yanıltır..Ya da hiç haberimiz olmayan bazı inançlar vardır ki bunlar yerine yanlış inançlara kapılabiliriz. İnanç penceremize eklemek için sürekli doğru inançlar keşfetmek ve var olanlarla uyumlu biçimde kullanmalıyız. Aksi halde hayatımızın kontrolünü elimize geçiremeyiz.
|
Tarih: 18:25, 7/3/2006 Kategori: Zaman |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Hayatı ve Zamanı Yönetmek-VI
5.YASA: Günlük Planlar Yapmak, Odaklanmayı Artırarak Zamanı Çoğaltır.
Zamanı çoğaltma. Çoğaltma, popüler bir yatırım stratejisidir. Bir işi planlamaya ne kadar çok zaman ayırırsak toplam olarak onu yapmaya o kadar az zaman gerekir. İşim yoğun diye planınızı bozup proğram dışı plan yapmaya kalkmayın. Zaman sizi değil siz zamanı yönetin.
İnsanlar zamanını çoğaltamıyorlar. Plan yapmıyorlar. Hiç de vakitleri olmuyor. Neden?
1.Plan Yapmaya Vaktim yok.
Plan yapmak gözümüzde gazete okumak, televizyon seyretmek ya da beş dakika fazla uyumak kadar önemli değilse zaten ona ayıracak vaktimiz olmaz. Planlamaya yüksek değer biçilmeli. Güne planlı başlamalı ve doğal olarak tepkisiz yaşamalıyız.
2.Neler Yapmam Gerektiğini Biliyorum.
Her zaman yapılması gereken rutin işler vardır. Bunlar zamanımızın büyük bölümünü alıp götürür. Yarınları düşünerek hayatın gereklerinin ne kadarı günün rutin işleri içinde olduğunu görürsünüz ve planın hayati bir önem taşıdığı ortaya çıkar.
3.Plan Yapmak Bana Yarar getirmiyor. Günüm Çok Fazla Bölünüyor.
İşlerin sürekli kesintiye uğraması sizi yıldırmasın. Planlar vasıtasıyla işleri başka işlerin arasına sıkıştırabilmek için ufak parçalara ayırmayı deneyin.
4.Planlar Beni Kısıtlıyor.
Kimse önünde boğucu bir iş listesini durmasını istemez. Kontrol gücü listede değil sizdedir. Planlama sizi bu güç işlerin üstesinden gelmenize yardım edecektir
5.Doğru Dürüst Plan Yapmayı bilmiyorum.
O halde şu yolları izleyin.
a-) Dikkatinizi toplayabileceğiniz bir yer bulun. Çünkü plan yapma zamanı düşünme zamanıdır.
b-) Uzun süreli hedefleri gözden geçirin. Önemsiz işlere dalarak temel değerlerimizi gözden kaçırırız.
c-) İşleri yapmak için ayıracağınız zaman imkanlarınızın tanıdığı zaman kadar olsun. Plan yaparken günümüze aşırı yüklenme eğilimi içine gireriz. Planlanmayan ani bölünmeler ve ivedi işler için %50’lik bir zaman ayırın.
d-) Yaptığınız işler için kesin günlük hedefler saptayın. İş tanımları net, hedefler açık seçik olmalı.
e-) Engelleri önceden düşünün. Bu güne olumsuz başlamak değil plan dışında gelişebilecek etkenleri dikkate almaktır. Bunlara karşı yöntem geliştirin. Bu tıpkı radarla ufuk taraması yapmaya benzer.
F-) İşlerinizi öncelik sırasına koyun. Öncelik sıralaması değer vermediğimiz şeylerle zaman geçirmememizi sağlar. Hayatımızdaki en önemli şeylerin önemsiz şeylere kurban edilmemesini sağlar.
Lazer Düşünüş.
Öncelik sıralaması yapmaya lazer düşünüş denir.Bu, zaman ve enerjiyi temel değerlerimiz ile hedeflerimizin süzgecinden geçirip gündelik uğraşlarımıza yoğunlaşma sürecidir.
Günlük işlerimizin bir listesini yaparak, tamamlanan her işe konulan bir çarpı işareti insanlara büyük keyif verir. Yapılan araştırmalara göre “OK”, “TAMAM” anlamına gelen bu çarpı işareti aynı zamanda zaferinde bir ifadesi olduğu için, insan beyninde biyolojik hareketler meydana getirmektedir. Bir işi tamamlayıp üstüne çarpı attığımızda, beynimiz “endorfin” adında, morfin gibi kafayı bulduran bir kimyasal madde salgılar.
Yapılacaklar listesi bakım listeleridir. Çünkü hayatımızdaki en öncelikli şeyler bu listeye hiç girmez.
Öncelikli günlük işler listesi hazırlamak için şu üç adımı izleyin.
1Adım: İvedi olmayanlar dahil bugün yapmak istediğiniz her şeyin listesini çıkarın. Bu aşamada hiçbir işe değer biçmiyoruz.
2.Adım: Listedeki her maddeye bir değer biçin. Önem sırasına göre ABC diye değer verdiğiniz işlerin önce A olanlarını sonra B olanlarını ve zamanınız kalırsa C olanlarını yaparsınız.
3.Adım: Listedeki her maddeye sayısal bir değer verin. Böylece ABC gruplarını da önceliklerine göre A1, A2...B1, B2 diye sıralanmış olur.
Öncelikli günlük işler listesi hazırlamak son derece güçlü bir araçtır. Eğer uymayacaksanız çıkarmak zaten zaman kaybıdır.
- Günlük işler listesi
- Günlük ve aylık randevuları takip
- Günlük harcamaları takip
- Verilen sözleri takip
- Günlük ve anıları yazma
- Bilgilerin kaybolmaması için her gün kayda geçirme
- Adres ve telefon rehberi
- Her gün değer ve hedeflerin görülebileceği
- Para ve ekonomi işlerini yönetme
- Anahtar bilgilerin el altında olabileceği
- Gelecek altı yılı kapsayan bir planlama takvimi
- İş,ev, sosyal uğraşlar,raporlar, üstünüzdeki yönetici vs. gibi kişisel gereksinimlere göre ayarlanabilecek bölümler.
BİR PLANLAMA ARACINI ETKİN KULLANMA
Hayatınızı kontrol altına almak istiyorsanız şu altı basit kurala uyun.
1- Gün Planlayıcınızı her zaman yanınıza alın.
2- Yalnız bir takvim kullanın.
3- Her gün aksatmadan plan yapın.
4- İyi bir referans sistemi kullanın.
5- Bir ana iş listesi kullanın.
6- Aylık bir indeks kullanın.
Değerli bir kararı, o kararı vermenin heyecanı geçtikten sonra uygulayabilme yetisine Karakter denir. Başka bir ifade ile “Yapacağınızı söylediğiniz şeyi yapmaktır.” Sözünde durmak. Söz vermek başka şey, yapmak başka şeydir.
Hoşumuza gitsin girmesin, hepimiz alışkanlıklarımızın esiriyiz. Alışkanlık bizi rahatlık bölgelerimizde tutar. Aslında kötü bir şey de değildir. Alışkanlıklar olmasa hayat bir karabasana dönerdi. Her an bilinçli kararlar vermek zorunda kalırdık. Her şeyi alışkanlıkla değil de bilinç düzeyinde yapmaya kalksaydık, uygulamaya koyacağımız bilgilerin inanılmaz çokluğu bizi felce uğratırdı. Sonuçta da pek az şey yapabilirdik.
Alışkanlıklar, binlerce işi ve rutini beyinlerimizde aşırı bir yüklenme olmadan yerine getirmemizi sağlar. İyi alışkanlıklar edinmeye karar verin. Kötü alışkanlıklardan sakının.
|
Tarih: 14:24, 5/3/2006 Kategori: Zaman |
Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Hayatı ve Zamanı Yönetmek-V
4.YASA: Önemli Bir Hedefe Ulaşmak İçin, Rahatlık Bölgenizden Çıkmak Zorundasınız.
Bir hedef belirlemek, varolan durumla planlı bir çatışmayı ifade eder. Bir hedefe ulaşmak, yeni bir şey yapmak rahatlık bölgelerimizin bildik, rahat coğrafyasından çıkıp yeni ufuklarda dolaşmaktır. Hiçbir çaba göstermeyince rahatlık kalıplarının ve alışkanlıkların içine yerleşiyoruz. Değerlere dayanan hedefler bizi saplanıp kaldığımız tek düze yaşamdan çıkaracak kadar güçlüdür.
Değerler, hayatımızda bazı şeyleri neden yapmak istediğimizi açıklar.Uzun süreli hedefler ne yapmak istediğimizi tanımlar.Ara hedefler ve günlük işler bunların nasıl yapılacağını gösterir. Hedeflerimizin akıllı hedefler olması gerekir. Akıllı hedeflerin özellikleri şunlardır: Belirgindirler, Ölçülebilirler, Eyleme dönüktürler, Gerçekçidirler, zamanında gerçekleşirler.
Yazıya dökülmemiş bir hedef bir dilek olmaktan öteye geçemez. Hedefleri yazmak bizi onları belirgin hale getirmeye zorlar. Ölçebildiğimiz şeyleri geliştirebiliriz. Hedefler kişisel özelliklere değil eylemlere odaklanmalıdır. Gerçekçi olmalıdırlar. Yüksek hedefleri hedeflemek iyidir ancak çok yüksek hedefler cesaret kırıcıdır. Kolay hedefler de ulaşamayacağımız hedefler kadar yararsız ve gerçek dışıdır. Zamanlama çok önemlidir. Kendinize, hedefinizi anlamsız hale getirecek kadar çok zaman tanımayın.
FİZİKSEL-SAĞLIK
-Geçen yıl sağlık kontrolü yaptırdım mı?
-Sistemli bir egzersiz programım var mı?
-Kilom uygun mu?
-Zararlı alışkanlıklarım var mı?
-Ailemle yeteri kadar zaman geçiriyor muyum?
-Eşim ve çocuklarıma yeterince zaman ayırabiliyor muyum?
-Anlamlı aile etkinliklerinin planlanmasına yardımcı oluyor muyum?
-Ailemle birlikte tatil yapıyor ya da planlıyor muyum?
-Eve sık iş getiriyor muyum?
MANEVİ / İNSANCIL
-Manevi ve ahlaki ilkelerimi hayata geçirebiliyor muyum?
-Yaşadıklarımdan ders alabilen alçak gönüllü bir tutum sergiliyor muyum?
-Mesleki ilerleme için bir planım var mı?
-Mesleğimdeki bir sonraki aşamayı ve oraya nasıl varacağımı biliyor muyum?
-Beklentilerimi patronuma ilettim mi?
-Şu an ki meslek çizgim beni gitmek istediğim yere götürecek mi?
ŞİRKET / STRATEJİK
-Belirli bir üretim hedefim var mı?
-Projelerimi zamanında ve bütçe kapsamında tamamlıyor muyum?
-İşimde nasıl etkin olabilirim.?
-Astlarımı yetiştiriyor muyum?
-Hayat standardım gelirimi aşıyor mu?
-Fiilen yürüyen bir tasarruf veya yatırım planım var mı?
-Rahat bir emeklilik için param var mı?
-Krediyi akıllıca kullanıyor muyum?
TOPLUMSAL / POLİTİK
-Toplumsal sorunların farkında oluyor ve çözümlere katkıda bulunuyor muyum?
-Benimsediğim partiyi aktif olarak destekliyor muyum?
-İyi toplumsal eylemlere katılıyor muyum?
-Komşularım beni, ben onları tanıyor muyum?
EĞİTİM / KİŞİSEL GELİŞME
-Eğitim ve Öğretim temelim sağlam mı?
-Bilgi edinmek istediğim konularda bir okuma listem var mı?
-Son zamanlarda tiyatroya/gösteriye/konsere gittim mi?
-Dinlenme ve eğlenmeye zaman ayırdım mı?
Bu sorular bizi düşünmeye başlatmak ve her kategoriye duygusal tepkimizi sınamak için hazırlanmıştır. Kimi konularda rahat kimileri ise bizi rahatsız ettiyse o kategori üzerinde durmak ivedi olabilir.
1.Engel: Görünmez Kural. Bazı değerlerimizin kaynağı başkalarıdır; dostlarımız, ailemiz, iş arkadaşlarımız veya üstlerimiz, hayranlık duyduğumuz kişiler. Başkalarının değerlerine göre yaşamak yerine kendi değerlerimize bağlı kalarak ve hayatımızı onlarla uyumlu kılmak için çok güçlü olmak gerektir.
2.Engel: Duvarlar. Bazen koşulların ya da geçmişteki hatalar, sorumluluklar veya dayatılan kısıtlamaların oluşturduğu duvarlarla kuşatılmış olduğumuzu hissederiz. Yolumuzu değiştirmek sarsıcı olabilir. Bir kalıbın içinde ne kadar çok kalırsak duvarlar o derece yüksek olur. Bazen gerçek değerlerimizi yok saymak bize çok kolay gelebilir ancak sonuçta çok büyük bir stres ve bozgun duygusuyla karşılaşabiliriz. Bu duvarları yıkmak yüreklilik ister.
Başkalarının ne düşündüğü önemli değildir. Kendinizi ve değerlerinizi benimseyip onlara göre yaşarsanız, dünya da sizi benimser. Aslında, durmadan benimsenmek için çaba gösteren kişiler sahtekardır, kendi değerlerine sahip olmayan kişilerdir.
3.Engel: Değişme Korkusu. Bazen bir sorunla beraber yaşamayı değişmeye tercih ederiz. Başarısızlıktan korktuğumuz için değişimden de korkarız. Bu korku hedeflerden uzak durmada çok güçlü bir güdüdür. Başarısız olmaktansa hiç denememeyi tercih ederiz. Sonra insanlar bize ne der!...
Başkalarının fikirleri bizi sık sık hedef belirlemekten ve değişmeye çalışmaktan alı koyar. Başarırsak insanlar bizdeki değişiklikten hoşlanmayabilirler. Benjamin Franklin “Başkalarının gözleri bizi mahveden gözlerdir. Benden başka herkes kör olsaydı, ne güzel giysiler,ne güzel evler ne de güzel mobilyalar isterdim.” Demiştir.
Çoğu durumda başarısızlık dünyanın sonu demek değildir. Kendimizi toparlayabilir, hatalarımızdan ders alarak ve başarana kadar tekrar tekrar deneyebiliriz. Başarısızlığa razı değilsek, bu rızasızlık bizi başarıya mahkum eder.
Mükemmeli başarmaya, değerlerinizi belirleyerek iç huzuruna ulaşmaya, hedefleri saptayıp rahatlık bölgelerinizden çıkmaya ve günlük yaşantınızı oluşturan olayları kontrol etmeye kararlıysanız, sizi hiçbir şey durduramaz.
|
Tarih: 14:21, 5/3/2006 Kategori: Zaman |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Hayatı ve Zamanı Yönetmek-IV
3.YASA : Günlük Uğraşlarınız Temel Değerlerinizi Yansıttığında, İç Huzurunu yaşarsınız.
Değerlerimizle bağdaşmayan hedefler belirlersek, pek çok şey başarabilir ama hiçbir zaman tatmin olamayız.
Hayatlarımızı daha çok kontrol ettikçe, daha önce olayların gerekli biçimde kontrol edilmesi yoluyla dinginlik, denge ve uyum sağlama diye tanımlanan iç huzur yaşanır.
Hayattaki en önemli şeyler daha az önemli olanların insafına bırakılmamalı. En çok nelere değer verdiğimizi saptayarak günlük hayatımızı bu değerlere uydurmazsak, planlarımız ve hayatımız tepkisel bir zeminde yürür.
|
Tarih: 14:19, 5/3/2006 Kategori: Zaman |
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Hayatı ve Zamanı Yönetmek-III
2.YASA : Temel Değerleriniz Kişisel Doyumunuzun Temelidir.
Benjamin Franklin yirmi iki yaşlarında iken bir iç gözlem yaparak, hayatındaki önceliklerin neler olduğunu düşünmeye başlar ve on üç tane temel değer “erdem” bulur. Bunlar;
Kendini Tutma: Ruhsuzluk yeme, Yücelik içme.
Sessizlik: Yalnızca sana ya da başkalarına yararlı şeylerden konuş, havadan sudan konuşmaktan kaçın.
Düzen: Her şeyinin bir yeri,işinin her bölümünün ayrı zamanı olsun.
Kararlılık: Yapman gerekene karar ver; karar verdiğini mutlaka yap.
Tutumluluk: Yalnız başkalarına ya da sana yararlı harcamalar yap; hiçbir şeyi israf etme.
Çalışkanlık: Zaman kaybetme; her zaman yararlı bir şeyle meşgul ol; tüm gereksiz faaliyetlerden kurtul.
İçtenlik: Zararlı hilelere başvurma; masum ve adaletli düşün, konuşursan böyle konuş.
Adalet:Haksızlık yaparak ya da kendi sorumluluğundaki yararlı şeyleri yapmayarak hiç kimseye zarar verme.”
Ölçülülük: Aşırılıklardan kaçın, hak ettiğini düşündüğün acılara içerlemekten vazgeç.
Temizlik: Bedeninin, giysilerinin ya da yaşadığın yerin pis olmasına izin verme.
Sükunet: Ufak şeyler ya da önüne geçilemeyen olağan kazalar seni rahatsız etmesin.
İffet: Cinselliği sağlık ve çocuk sahibi olma amaçları dışında, sıradan biçimde zayıflıkla, kendinin ya da bir başkasının huzurunu bozup adını lekeleyecek şekilde kullanma.
Alçak Gönüllülük: Kibirli olma, haklı olduğun konuda karşı tarafı aşağılama.
(B.Franklin’ in bu on üç yasasına mukabil yazarın on altı yasası da şöyledir.)
1.Tanrıyı bütün kalbim,beynim ve gücümle seviyorum
2.Komşumu da kendim kadar seviyorum.
3.Tanrının bütün buyruklarına uyuyorum.
4.Alçak gönüllüyüm.
5.Çok iyi bir eş ve babayım.
6.Babamın ve Annemin anılarına saygı gösteriyorum.
7.Zihinsel gelişmeye yardımcı oluyorum.
8.Her konuda dürüstüm.
9.Mükemmel konuşuyorum.
10.Bedenimi güçlü ve sağlıklı tutuyorum.
11.Zamanıma değer veriyorum.
12.Parasal bağımsızlılığım vardır.
13.Her gün bir süre yalnız kalıyorum.
14.İnsanların hayatlarını değiştiriyorum.
15.İyi dinliyorum.
16.Hayatım her zaman düzenlidir.
(Yazar, okuyuculara da önceliklerinin neler olduğunu bir kağıda yazmasını ister. Katıldığı seminerlerden birinde de bu isteğini yerine getiren bir dinleyicisinin özlü bir çalışmasını da örnek olarak yayınlar.)
A1.Sağlıklıyım:Yediklerime dikkat ederim,Düzenli vitamin alırım,Sigarayı bırakacağım, Daha fazla spor yapacağım,Kilo vereceğim, Stresi azaltıyorum.
A2.Mutlu bir evliliğim var: Eşimle iletişim kurarım,Onun düşünce,duygu ve gereksinimlerine karşı duyarlıyım, Onunla olmak hoşuma gidiyor.
A3.Hayatım(zamanım) denetimim altındadır: Ailemle birlikte zaman geçiriyorum, Olumlu düşünüyorum, Geleceği ve günlük olayları planlıyorum.
A4.Parasal açıdan özgürüm: Geleceğimizi beraber planlıyoruz, Harcamalarıma dikkat ediyorum, Ek gelir sağlamak için fırsat kolluyorum.
A5.Güvenilirim: İnsanlar bana güvenebilir. Dakiğim. Her işte elimden geleni yaparım. Dürüstüm.
A6.Yeni fikirleri incelerim: İşleri yapmanın yollarını araştırırım. Yeni fikirleri dinlerim.Yeni fikirleri öğrenirim.
A7.İşimde güvence içindeyim: Mantıklı düşünürüm. Ne yapacağıma kendim karar veririm. Kararlarımı uygularım. Sonuna kadar takip ederim.
A8.Tanrı vergisi özelliklere inanırım: Olumlu tutuma inanırım. Zihinsel güce inanırım. Bu beni daha özgüvenli yapıyor.Kafama koyduğum her şeyi yapabilirim.
A9.Etkin bir kişiyim ve ayrıntılara dikkat ederim: İşleri daha iyi yapma yollarını araştırırım. Olayları takip ederim. İyi kayıt tutarım. Sorunlar/durumlar üzerinde düşünürüm. Bir işi ilk seferinde doğru yaparım.
|
Tarih: 11:29, 3/3/2006 Kategori: Zaman |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
Hayatı ve Zamanı Yönetmek-II
1.YASA : Zamanınızı Kontrol Ederek Hayatınızı Kontrol Edersiniz.
Zaman, olayların geçmişten bugüne gelip, geleceğe doğru birbirini kesintisiz izleyen bir süreçtir. Zamanın temel öğesi olaylardır.
Hayatın kontrolünü elimizden kaçırmak çok korkunç bir duygudur. Hayatımızı oluşturan olayları kontrol edemeyince tepkisel yaklaşımlar başlar. Burada önemli olan, yaşamlarımızda kontrol edemediğimiz olayların varlığı değil, onlara nasıl tepki gösterdiğimizdir. En gerçekçi tepkilerden birisi uyum göstermektir. Kontrol edemediğimiz olaylar karşısında iki seçeneğimiz vardır, ya uyum göstermek ya da hayal kırıklığı, stres, öfke ve korku gibi kendimize olan özsaygımıza ters bir durumda yaşamaktır.
Şartlanma: Kontrolü ele alamayışımızın temel nedeni kişisel şartlanmalarımızdır. Kontrol edemediğimiz ama edebileceğimizi sandığımız olaylar olduğu gibi, kontrol edebildiğimiz halde edemeyeceğimizi sandığımız olaylar da vardır.
Üretkenlik Üçlüsü: Kendin hakkında ne kadar iyi duyguların varsa o kadar üretken olursun, ne kadar üretken olursan kendin hakkında o derece iyi duyguların olur. Netice itibariyle Güçlü bir özsaygı üretkenliği ve olay kontrolünü artırır.
İki Zaman Yanılgısı: İlk yanılgımız; belirsiz bir gelecekte şimdi olduğundan daha çok zamanımızın olacağını sanmamızdır. İkinci yanılgımız; her nasılsa zamanı biriktirebileceğimizi sanmaktır. Her gün 24 saatlik bir çek alıyoruz ve bunu son saniyesine kadar o gün içinde harcamak zorundayız. İleriki bir tarihte harcamak üzere biriktiremiyoruz. Yani birisine vaktim yok dediğimizde aslında doğru söylemiyoruz. Birisine vaktim yok demek onu önemsemediğimizi gösterir.
Zaman hırsızları:En önemli şeyler daha az önemli şeyler için bir kenara itilir. Zaman tıpkı para gibidir. TV seyretmeye bir saat harcamaya karar verdiğimizde aslında nelere zaman harcamayacağımıza karar vermiş oluyoruz. Vakit nakittir. Biri gelip cebimizdeki parayı çalmaya kalkışınca hemen karşı koyarız ama aynı kişi gelip zamanımızı çalmaya kalkınca hiç sesimizi çıkartmayız.
Bölünmeler: İstenmeyen telefonlar ve ani ziyaretçiler. Sonlandırma için “esas hakkında soru” sormak en güzelidir.”Seni görmek/sesini duymak ne güzel. Nasıl yardımcı olabilirim? Senin için ne yapabilirim.
Sürüncemede Bırakma: Tatsız işleri erteleme doğal bir tepkidir. Fakat ertelediğimiz olaylar bizi kontrol eder, ona bağlı olarak üretkenliğimiz ve öz saygımız azalır. Bilinçli yada bilinçsizce yaptığımız bu erteleme alışkanlığını yenmek için şunlar önerilebilir. Bir “son tarih” saptamak ivedilik kazandırır, en tatsız olanı en önce yapmak önümüzdeki daha zevkli işlere bakıp heveslenmemizi, işi oyun haline getirmek can sıkıcı şeyleri eğlenceye dönüştürür ve son olarak bir ödül belirlemek işi çabuk bitirmeye teşvik eder.
a-)Gözümüzde büyütmek; Küçük parçalara bölersek hiçbir iş zor değildir. Hiçbir şeyi gözümüzde büyütmemeliyiz. Büyük şeyleri de küçük görmemeliyiz.
b-) Aşırı İş üstlenme; Felç edici bir etkisi vardır.
c-) Bilgi eksikliği
d-) Amaç belirsizliği,
e-) Başarısızlık korkusu,
f-) Kötü zamanlama,
g-) Genel düzensizlik.
h-) Uyuşukluk ve tembellik.
Nedeni ne olursa olsun sürüncemede bırakma ölümcül bir zaman hırsızıdır.
Önceliklerin Yer Değiştirmesi: İşyerlerinde en fazla karışıklığa neden olan zaman hırsızlarında birisi budur. Önceliklerin yer değiştirmesi oranın çok hareketli olduğunun bir göstergesidir. Yönetim sorunlar ve ya fırsatlar karşısında hızlı hareket etmek çabasıyla kurumun enerjisini duruma göre bir cepheden diğerine kaydırır. Bunların bir anlamı olamazsa insanlar çekiştirildikleri duygusuna kapılır, krizler ve huysuzluklar başlar. Bu tip öncelikler değişmesi çalışanda bozgun duygusu yaratıyorsa, yönetici ile görüşülmeli, kaçabileceğiniz gibi uyum da sağlayabilirsiniz.
Kötü Planlama: Plan yapmamak, başarısızlık planı yapmaktır. Kötü planlama da kendi yarattığımız bir zaman hırsızıdır.
Yanıt Gelmesini Bekleme: Yanıt beklemek çevrenin dayattığı bir faktördür yani kontrolümüzde değildir. Beklediğiniz kişiyi arayıp önceliğinizi ve sorununuzu anlatıp yardım isteyin. Yardım etmeyi teklif edin. Amirinizden yardım isteyin. Yapacak hiçbir şey yoksa ikinci ivedi işe geçin.
Yeterince Açık Olmayan İş Tanımı: Bu durumda bizden ne yapmamız beklendiğini bilemeyiz. Sis içinde rahat yol alamayız.
Gereksiz toplantılar: Gereksiz ve uzun süren toplantılardan kaçının. Toplantının amacını mutlaka belirtin. Gereksiz kişileri davet etmeyin.
Çok Fazla Çalışma: Bir başka deyişle aşırı yüklemedir. 1880 yılında Samuel Plimsoll İngiliz gemilerinin gövdesi etrafına bir çizgi çizilmesini önerir. Açık denizlerde aşırı yükleme yapılan gemilerin batmasını önlemek için daha fazla yük almasını engellemeye yönelik olarak çizilen bu çizgiye Plimsoll çizgisi denir. Görünmeseler de insanların da bir Plimsoll çizgileri vardır ve çenemizin altına çizilidir.
Kötü İletişim: Beklentilerinizin berrak bir resmini iletemezseniz çok zaman kaybedilecek demektir.
Teknik Arızalar: Hiç sistemi çökmüş bir bilgisayar yüzünden beklediğiniz oldu mu? Olmadıysa bilemezsiniz. Bunun için önleyici bakım ve yedeğe önem verin.
Dağınık Patron: Doğuştan düzenli biri için dağınık bir patron ile çalışmak çok zordur. Anahtar olayınız iletişim olsun. Ne yaptığınızı anlamasını sağlayın, üretiminiz hakkındaki beklentilerde ve zamanlamalarda uzlaşın.
Kırtasiyecilik: Şirketlerin büyümesiyle bürokrasi de büyür ve kırtasiyecilik sorun olamaya başlar. Bürokrasiyi aşmanın her zaman bir yolu vardır.
Önceliklerin Çatışması: Bir amir ile çalışanı arasında işlerin öncelik sırası daima bir sorun kaynağıdır. Öncelik konusunda mutlaka anlaşma saplayın.
Moral Bozukluğu: Moral bozukluğu genelde özsaygı yokluğundan, beklentileri bilememekten ve verilen sözde durmamaktan kaynaklanır. Çaresi ise herkesin gündelik bir zafer elde etmesini sağlamaktır. İşyerinin ve bireyin buna ihtiyacı vardır.
Eğitimsiz Personel: Patron sizseniz onları eğitin, eğitime ihtiyacı olan sizseniz kendinizi eğitin.
İş Arkadaşı / Dost İstekleri: Bu da mühim bir zaman hırsızıdır. Hayır demesini bilin.
Otorite Yokluğu: Bütün dünyada müdürler ve yöneticiler açısından önemli bir sorundur. Yetkiniz konusunda baştan anlaşın ki sonradan sürprizlerle karşılaşmayın.
Ofis İçi Dolaşmalar: Her işyerinde, bölümler arası dolaşmayı ve dedikodu yapmayı sevenler mutlaka vardır.
Başkalarının Hataları: Bunlar mutlaka her işyerinde olur. Sabır gereklidir. Yapıcı yaklaşımla ve zamanla azalır.
İş Dağıtımı Yapamama: Bir işi başkasının da en az sizin kadar iyi hatta sizden daha iyi yapabileceğini kabul ederseniz stresiniz büyük ölçüde azalacak ve zamanı daha iyi değerlendireceksiniz.
Yanlış Tutum: Çoğu kere insanlar yanlış bir davranış sergilediklerinin farkında bile değillerdir. Çevrenizde dostlarınız varsa size çözümün değil sorunun bir parçası olduğunuzu söyleme yürekliliğini gösterir. Çünkü, “Dost Acı Söyler.”
Diğerleri; Kişisel Dağınıklık, Unutkanlık, Dinlememe, Sohbet Toplantıları, Yorgunluk, Kendini Disiplin Altına Alamama, İşleri Yarım Bırakma, Kağıt Karıştırma, Dış Uğraşlar, Dağınık Çalışma Ortamı, Yeterince Açık Olmayan Kişisel Amaçlar, Mükemmeliyetçilik, Dalgınlık, Çok Fazla İşe Birden Girişme.
|
Tarih: 17:38, 2/3/2006 Kategori: Zaman |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|