Bu Sitede Ara




SAMSUN SAYFALARI
ZİYARET EDİNİZ



İÇİNDEKİLER

» Ana Sayfa
» Arşiv
»Profil


Kategorilerim

  • Belge
  • Bilginler
  • Din
  • Edebiyat
  • Egitim
  • ekonomi
  • Gundem
  • Haber
  • IktisatSiyasetleri
  • Kitap
  • Media
  • Monografi
  • Politika
  • Sahsiyetler
  • Sozler
  • Tarih
  • Tarim
  • Tutun
  • Yasam
  • Zaman


  • İrtibat İçin, samsunblog@gmail.com



    Powered by Mcan
    S.Muratcan KOŞAR



    TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI-II


    211. Tohumluk

     

    Bitkisel üretimde başlıca masraf unsurlarından olan tohumluk kullanımı, fiyatlardaki artışa bağlı olarak değişmektedir. Üreticiler, tohumun kalite ve vasfı ile birlikte fiyatlarını da dikkate almaktadırlar.

     

    Bazı yıllar devlet yüksek vasıflı tohumluk kullanımını artırarak, yüksek verim ve kalitede ürün elde etmek amacıyla ithal edilen tohumlukların fiyatları da sübvansiyon etmiştir.

     

    Yurt içinde üretilen yerli tohumlukların fiyatları ise artma göstermiştir. 

     

    Buğday taban  göz önüne alınırsa tohumluk fiyatlarının ürün fiyatlarından daha çok arttığı görülmektedir. Bu da üretici aleyhine gelişen olumsuz bir durumdur.

     

     

     

    212. Zirai İlaçlar

     

    Bugün dünya ülkeleri dış pazara sahip olabilmek için kaliteli ve bol ürün elde ederek, maliyeti azaltma çabası içindedir. Bunun için tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi, ülkemizde de  tarımsal mücadele çalışmalarına önem verilmektedir. Şüphesiz, tarımsal mücadele ilaçlarının kullanımında bunların fiyatları büyük bir öneme sahiptir. Ülkemizde tarımsal ilaç fiyatları, ilaç kullanımını büyük ölçüde etkilemektedir. 

     

    Ürettiğimiz ürünlerde dış pazarlarda etkili olabilmemiz, kaliteli ve bol ürün elde ederek bu pazarlara sunmakla mümkün olur. Bunu için de ilaç fiyatlarının, üreticinin, üretiminden gelir sağlayabileceği oranlarda tespiti gereklidir.

     

     

     

     


    Tarih: 14:25, 10/4/2006 Kategori: Tarim
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI


    İKİNCİ BÖLÜM

     

    2.TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI

     

    21. TARIMSAL GİRDİ VE FİYAT İLİŞKİSİ

     

    210. Gübre

     

    Türk çiftçisi, gübrenin verime yaptığı etkileri çok iyi bilmektedir. Ancak, gübre fiyatlarına yapılan aşırı zamlar nedeniyle çiftçilerimiz çok arzu etmelerine rağmen yeterli ölçüde gübre satın alıp kullanamamaktadırlar. Ayrıca, ne tür gübrenin nerede kullanılacağı gibi bilgisizlik yüzünden kaynaklanan yanlış kullanımlar özellikle küçük aile çiftlikleri için önemli bir problemdir.

     

    Gübre kullanımındaki gelişmeler dikkate alındığında, ülkemizde gübre fiyatlarına devamlı zam yapılmasının, gübre kullanımını olumsuz yönde etkilediği görülmektedir.

     

    Gübre fiyatlarında sübvansiyon uygulanmasına rağmen sık sık fiyat artışlarına gidilmesi nedeniyle sübvansiyon etkisi azalmıştır. 

     

    Bu yüksek oranlı fiyat artışları gübre kullanımında azalmaya yol açmıştır. Ülkemizdeki verim artışının başlıca etkeni olan gübrenin kullanım oranının düşmesi, üretimin azalmasına yol açacağı bir gerçektir. Bunu için fiyatlar kontrol edilmeli yahut sübvansiyon etkisi korunmalı, üreticinin gübre kullanımı teşvik edilmelidir.

     

     

     


    Tarih: 17:32, 7/4/2006 Kategori: Tarim
    Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı

    Tarımsal Üretim Potansiyelimiz


    ÜRETİM POTANSİYELİMİZ.

     

    140. Açıklama

     

    Tarımda kullanılan toprak, emek ve sermayeden oluşan üretim kaynakları ile üretim artışı sağlayan teknoloji sabit tutulduğunda, bitkisel üretim potansiyelini belirleyen en önemli faktörler güneş enerjisi ve yağışın  yetişme mevsimi içersindeki miktar ve dağılımıdır. Bu durum göz önüne   alındığında doğal üretim potansiyeli en yüksek bölgemiz Karadeniz Bölgesi kıyı ovalarıdır. Bunu sırasıyla Marmara, Ege, Akdeniz, geçit bölgeleri, İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri izlemektedir.

     

    Doğal şartlar ülkemizde tarımsal üretimin yapısında ve verimliliğinde olumlu dönüşümler yapabilmek için elverişlidir. Üretimin potansiyeline ulaştırılmasında tarım topraklarının genişletilmesi (yatay gelişme) ve birim başına verimin artırılması (dikey gelişme) olmak üzere iki seçenek vardır. Doğal koşulların verdiği imkanlardan tam anlamıyla yararlanabilmemiz, bu iki seçeneğin uyumlu bir biçimde sentezindeki başarıya bağlıdır.

     

    a)- Yatay Gelişme İmkanları:

     

    1- Tarım arazilerinin sınırına geldik ise de kıyı kuşağını çevreleyen orman içinde bulunan, bir bölümü maki ve fundalık olmak üzere 3 milyon hektar  alanda ormana zarar vermeden  tarımsal üretimden yararlanma olanakları aranabilir.

     

    2- Özellikle Güneydoğu ve kıyı bölgelerimizde ekolojik şartların yılda 2-3 kez ürün almaya elverişli olduğu bilinmektedir. Bu zorlanabilir.

     

    3- Sekiz milyon hektarı bulan “Nadas” alanlarının geçit bölgelerinde bulunan 5 milyon hektarında nadas azaltılabilir yada kaldırılması sağlanabilir.

     

    4- Sulanabilir 13,5 milyon hektar alanın  %47’si Güneydoğu ve kıyı bölgelerinde, %45 ‘i İç Anadolu ile geçit bölgelerinde bulunmaktadır. Üretimi sınırlayan en önemli faktörün sulama eksikliği olduğu göz önüne alınırsa sulama ile birlikte çağdaş tarım teknolojisi ve girdilerin kullanılması halinde kuru şartlara göre 10-15 kat üretim artışı sağlanması mümkündür.

     

     

    b)- Dikey Gelişme:

     

    Dikey gelişme, birim alandan daha fazla ürün artışı sonucunu veren  verimlilik artışıdır. Birim alanda yüksek verimlilik için üreticilerin örgütlendirilip alan kültürünün oluşturulması ve altyapı yatırım ve hizmetlerinin teşviki gereklidir.

     

     

     


    Tarih: 19:44, 8/3/2006 Kategori: Tarim
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Tarımsal Potansiyelimiz-2


    134.Orman Varlığımız

     

     

    Yenilenebilir doğal kaynaklarımızdan olan ormanlarımız gerek korunması gerekse geliştirilmesi yönünden olumsuz bir seyir izlemektedir. İklim ve arazi yapısına bağlı olarak oluşan ormanlarımız, ekonomik sistemler, yıllar boyunca süregelen düzensiz işletim, yangın ve sosyo - ekonomik baskılar nedeniyle  kuruluş ve nitelik yönünden bozulmuş ve verim alanları azalmıştır.

     

    Ülkemiz, orman bakımından zengin sayılmayacak bir kuşak üzerinde bulunmaktadır. Ormanların yetişme ve gelişmelerinde en büyük etken olan nem ve yağış, bazı yöreler hariç, çoğunlukla optimal yetişme ortamı oluşturacak düzeyde değildir. Uygun olmayan bu şartların yanı sıra ormanlarımız yüzyıllar boyu düzensiz yararlanmalarla tahribata uğramış, sık sık yangınlar geçirmiş ve böylece sadece alan daralmasıyla kalmayarak kuruluş ve nitelikleri önemli oranda bozulmuştur.

     

    Ayrıca, Orman sınırlandırma işlemlerinin bitirilememiş olması devlet ve özel mülkiyet ayrımlarına ilişkin hukuki anlaşmazlıkların çözülememesine neden olmuş ve bu durum ormanlarımız aleyhine işlemeye devam etmiştir.

     

    Orman ürünlerinin kaynağını oluşturması; hava sıcaklığı, nem, yağışlar ve rüzgarlara etkisiyle iklim üzerinde olumlu etkisi; su sağlayıcı etkisi; toprağı ve verimliliğini koruması; toplum sağlığı, estetik, turistik ve sportif hizmetlerde bulunması; ulusal savunmaya katkısı ve en önemlisi ekonomik güç ve politik gücün kaynağı olması gibi birçok yararları olan ormanların, ülkemizde son sayımlara göre alan itibariyle 20 milyon hektarı bulduğu görülmekte ise de bir ülkenin ormanca zengin kabul edilebilmesi ve ormanlardan beklenen yararları tam olarak karşılayabilmesi için gerekli kabul edilen %30 ‘luk oran bizde %25 civarında olması olumsuz bir durumdur.

     

    Ülke düzeyinde orman alanlarının  yeterli görülmesine rağmen taşıdıkları servetin hızla artan nüfusun yıllık ihtiyacını sürekli karşılaması imkansızdır. Bu nedenle %100 mülkiyeti devlete ait olan ormanlarımızın nitelik ve nicelik yönünden iyileştirilmesi için kalıcı ve etkin önlemlerin vakit geçirilmeden alınması zorunludur.

     

     

     

     

    135. Bitki Varlığımız

     

     

    Bitkisel üretime etki yapan ekolojik şartlar, bölgeden bölgeye hatta aynı bölge içersinde yöreden yöreye büyük ölçüde değişmektedir.

     

    Ülkemizde 700 bin hektarı çayır, 20 milyon hektarı mera, ve 1,5 milyon hektarı orman merası olmak üzere toplam  olarak 20 milyon hektar çayır ve mera alanı bulunmaktadır. Ülkenin toplam yüzölçümünün %28’ ine i eşdeğer olan bu alan tarla alanı miktarına yakın, orman alanından büyük, bağ – bahçe alanından ise 7 kat daha büyüktür.

     

    Bunlardan başka Türkiye yüzölçümünün %31 ‘ine denk 23,5 milyon hektarlık alan maki ve fundalıklardan oluşan bitki varlığı alanı vardır.

     

     

     

     

    136. İklim

     

    Doğal vejetasyonun oluşumu ve kültür bitkilerinin dağılımı büyük ölçüde iklim şartlarına bağlıdır. İklimin tarımsal üretime etki yapan temel öğeleri güneş enerjisi ve yağışlardır.

     

    Bir yörenin iklimini belirleyen en önemli etmenler enlem, yükselti, denizlere ya da göllere olan uzaklığı ile o bölgede egemen olan rüzgarların şiddeti ve yönüdür.

     

    Bilindiği gibi ülkemiz 36-42 kuzey enlemleri arasında 774.8 bin kilometrekarelik bir alanda yer almaktadır. İklim özelliklerinin bölgelere göre değişiklik göstermesi çeşitli ürün yetiştirilebilmesi açısından  ülkemiz bakımından olumlu bir özelliktir.

     

     

     


    Tarih: 20:22, 6/3/2006 Kategori: Tarim
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Tarımsal Potansiyelimiz-1


     

     

    130.Açıklama

     

    Ülkemiz toprak varlığı, iklimi, su kaynakları ile dünyanın çok eski ve köklü hayvancılık ve ziraat kültürüne sahip insanıyla büyük bir tarımsal potansiyele sahip bir ülkedir.

     

    Nüfusumuzun  büyük çoğunluğunun çiftçilikle uğraşması, artan nüfusumuzun dengeli ve yeterli beslenmesi, ülkemiz sanayiine kaynak  sağlaması ve dış  ticaretimiz içinde önemli bir payı olması nedeniyle tarımsal potansiyelimizin çok iyi değerlendirilmesi gerekir.

     

     

    131.Toprak Varlığımız.

     

    Tarımda yüksek verimliliğin sağlanması, yatay genişleme (işlenebilir arazinin artırılması) ile dikey genişlemenin  (birim başına verimin artırılması) en uyumlu sentezine bağlıdır.

     

    Ülkemizde 1960 yılına kadar tarımda kullanılan arazi, nüfus artışına paralel olarak artmış daha sonraki yıllarda azalarak da olsa devam ederek 1980 yılında 28,6 milyon hektara ulaşmıştır. Ülkemizde 77,8 milyon hektar olan toprak kaynaklarının tarımsal amaçla kullanılan miktarı 28,6 milyon hektar olmakla beraber bunu 21,7 milyon hektarının teknik olarak tarıma elverişli olduğu tespit edilmiştir.

     

    Her ne olursa olsun, yenide ekonomik olarak tarıma açılabilecek arazilerin sınırına gelinmiştir. Bu gerçekten hareket ederek bundan böyle yapılacak işin, tarımsal üretimde sürekli ve hızlı bir artışın sağlanması, birim alandan alınan verimin artırılması  ile mevcut topraklarımızın korunması olduğu bir mecburiyettir.

     

    Bugün tarım topraklarımızın önemli bir kısmında  bir çok sorunlar vardır. Toprak-Su Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan “Türkiye Geliştirilmiş Toprak Haritası Etütleri” ne göre tarım topraklarının  2 milyon hektarında dranaj, 3 milyon hektarında taşlık, bir milyon hektarında çoraklık ile 15 milyon hektarında eşitli düzeylerde rüzgar ve su erozyonu   vardır.

     

    Çarpık sanayileşme ve köyden kente hızlı göç problemi sonucu birinci, ikinci ve üçüncü  sınıf çok değerli tarım arazileri sanayi kuruluşları, turizm işletmeleri ve yerleşim merkezlerince işgal edilmiştir. Tarım arazilerinin korunması ve amaç dışı  kullanımların önlenmesi için arazi kullanım planlaması şarttır.

     

     

     

    132.Su Potansiyelimiz

     

    Ülkemizin büyük bir bölümünde kurak ve yarı kurak  bir iklimin hakim olması ile yağışların yıldan yıla  ve bölgeler arasında dalgalanmalar göstermesi su kaynaklarının kullanılmasını zaruri kılmaktadır.

     

    Devlet Su İşleri tarafından yapılan çalışmalara göre 9,4 milyar metreküp/yıl yer altı olmak toplam 104 milyar metreküp ekonomik olarak kullanılabilir su potansiyelimiz mevcuttur. 1980 yılı itibariyle kullanılabilen su potansiyeli ancak 14 milyar metreküp dolayındadır.13,5 milyon hektar sulanabilecek tarım arazisinin ise devlet ve halk tarafından gerçekleştirilen toplam şebeke alanı ile ancak 4,6 milyon hektarı sulanabilmektedir. Bu durumda sulanabilir tarım arazisinin %70’i su beklemektedir. Bu konuda en büyük umut ışığı ise Güneydoğu Anadolu Projesinin (GAP) bir an önce tamamlanabilmesidir.

     

    Yağış miktarı ve dağılımındaki yetersizlikten kaynaklanan su eksikliği sulama ile karşılandığı takdirde üretimi birkaç kat artırmak mümkündür. Bunun yanında milyarlarca lira harcanarak su götürülen yerlerde çiftçiye ikinci bir ürün zorunluluğu getirilmesi faydalı olacaktır.

     

     

     

     

    133. Hayvan Varlığımız

     

    Türkiye hayvan sayısı bakımından dünyanın ilk sekiz ülkesi arasında yer almasına rağmen birim başına verim çok düşük düzeydedir. Koyun, keçi ve tavuk türlerinde ülkemiz için en yüksek verimi sağlayacak ırkların geliştirilmesi önemlidir. Yerli ırklarımızın saflıkları korunurken diğer yandan melezlemelerle yeni ırklar aranmalıdır.

     

    Damızlık üretimi için kendi öz kaynaklarımız potansiyel olarak yeterlidir.

     

    Halen göl, gölet, akarsu ve diğer tatlı su ürünleri üretimi asgari 3-5 kat artırmak mümkündür.

     

    1984 yılı tarım sayımına göre yaklaşık 70 milyon olan büyükbaş hayvan sayısı, bakım zorluğu ve ekonomik olmamasından kaynaklanan güçlükler nedeniyle gün geçtikçe azalmaktadır.

     

     


    Tarih: 13:24, 4/3/2006 Kategori: Tarim
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    Türk Tarım Politikaları


    TÜRKİYE’ DE TARIM  POLİTİKASININ TARİHİ GELİŞİMİ

     

     İmparatorluk Dönemi

     

    17. yüzyıla kadar Osmanlı İmparatorluğunda  “Mir-i Toprak” düzeni vardı ve tarım politikaları devlete ait idi. Çiftçi, adeta bir kiracı konumundaydı. Tarım işletmeleri parçalanamaz, toprağa bağlı asiller sınıfı kurulamaz ve devlet masraflarını karşılamak amacıyla ürünün niteliğine göre para ya da ürün olarak “Öşür” adı altında bir pay alırdı.

     

    Ne var ki dış ülkelerle olan ilişkiler üretim tekniğini değiştirip geliştirecek ve sanayileşme hareketini  hazırlayacak yerde Mir-i Toprak düzenini bozarak köy ekonomisini fakirleştirmiştir. Bölgeler arası değişik  üretim imkanları ve ulaşım sorunları  sebebiyle zaman zaman kıtlıklar olmuş bu durum karşısında devlet, toprakların mümkün olduğu kadar ekilip dikilmesi amacıyla tarıma müdahale etmek zorunda kalmıştır.

     

     

    Cumhuriyet Dönemi

     

    İmparatorluğun yıkılışı ve yeni Cumhuriyetin kuruluşuna kadar geçen süre içinde savaşın sebep olduğu buhranlar ve çalkantılar bütün alanlarda olduğu gibi tarım kesiminde de kendisini gösterir.

     

    Durumun vehametini kavrayan yeni Cumhuriyetin kurucusu yüksek deha sahibi büyük insan Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK;

     

    “Türkiye’ nin hakiki sahip ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür. Milletin çiftlikteki mesaisini asri tedabiri iktisadiye ile hadd- i azamiye isal etmeliyiz.”

     

    sözleri ile konunun önemini vurgulamış ve  Milli ekonomimizin temeli ziraattır.” diyerek  yeni hedefi göstermiştir.

     

    O yıllarda Türkiye şeker, çay, limon ve zaman zaman da un  ithal ediyordu. Pulluğun, mibzerin hatta tırpan ve at nalı çivisinin ithal edildiği düşünülürse tarım sanayiinin ne halde olduğu tüm açıklığı ile görülecektir.

     

    Atatürk’ ün toprak ve su ile ilgili direktifleri ele alınmış ve 4753 sayılı  “Çiftçiyi  Topraklandırma Kanunu”  çıkartılmıştır. Zamanla bu kanun yetersiz kalınca yerine 1973 yılında “Toprak Tarım Reformu Kanunu” çıkartılmışsa da Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş ve günümüze kadar bu mesele boşlukta kalmıştır.

     

    Kasım 1937 yılında Ankara’ da “1. Köy ve Ziraat Kalkınma Kongresi” düzenlenmiş, Kongreye yerli uzmanların yanı sıra  yabancı uzmanlarda davet edilmiştir. Kongre, Komisyonlar ve Genel Kurullar olarak çalışmış olup, Genel Kurul Üreticiler ve Pazarlayıcılar olarak  iki esas guruba ayrılmıştır. Kongre, Türkiye’ nin  tarım ürünleri bakımında kendi kendine yeterliliğini ele almış ve ürünleri tek tek işlerken üretimle ilgili müesseseler ve araştırma istasyonları üzerinde durmuş, sonuçta,  etkisi günümüze değin süren olumlu kararlar alınmış, bununla ilgili olarak toplam 57 eser yayınlanmıştır.

     

    Teşkilatlanma konusunda da 3203 Sayılı kanunla Tarım Bakanlığı kurulmuştur.

     

    Bu kongreden bir yıl sonra başlayan ve tesiri 1950’li yıllara değin süren II.Dünya Savaşının çıkması, tarımımıza olumsuz etkilerde bulunmuştur.

     

    1947 ’li yıllardan itibaren başlayan tarımda mekanizasyon bir nebzecik de olsa bu sektörü rahatlattırmışsa da, sonradan ortaya çıkan kaçınılmaz problemler yine sürüp gitmiştir. Örneğin, 1947 – 1953 yılları arasında makineleşmenin, ekilen toprak alanlarının genişletilmesi ve iyi hava şartlarının etkisiyle tarımsal üretim artmış ve ihracatın gelişmesine yol açmıştır. 1954 – 1959  yılları arasında ise fiyat artışları ile bir durgunluk göze çarpmaktadır. Üretim artışı düşmüş, ihracat gerilemiştir. Artan besin maddeleri talebi, İthalatı zorunlu kılmıştır. Ağustos 1958 develüasyonu kaçınılmaz olmuş, 1959 –1962 Askeri müdahalesi de tarıma bir farklılık sağlayamamıştır.

     

    1980 yılındaki 24 Ocak  kararlarına kadar tarımda ithal ikameci politikalar izlenmiş olup, planlı dönemde tarımda hedeflenen yıllık ortalama %4,3 oranındaki büyüme hızı, %3 oranında gerçekleşmiştir. Katma değer büyüme hızı bakımında plan hedefinin %40 gerisinde kalınmıştır.

     

    1963 yılında, 1968 üretici fiyatlarıyla Gayri Safi Milli Hasıla içinde tarımın payı %34,2 iken 1985 yılında bu pay %20,1 civarına düşmüştür.

     

    Sabit sermaye yatırımları içinde tarımın payının yüksek olduğu dönem %13.9 oranıyla I. Plan dönemi olmuş, 1985’ lerde ise bu oran %8,9 olarak gerçekleşmiştir.

     

    24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Tedbirleriyle ithal ikameci politikalardan vazgeçilerek dışa açık serbest piyasa ekonomisinin benimsendiği görülmektedir. İthalatı yasak olan malların sayısı önemli oranda düşürülerek ithalatta liberalleşmeye devam edilirken ihracattaki teşviklerin de kademeli olarak azaltıldığı görülmektedir.

     

    Son yıllarda tarımsal ürün ihracatındaki azalışların sebebi, tarımsal ürünlerin işlenerek sanayi ürünü olarak satılması, tarımsal üretim yetersizliği ve en önemlisi tarıma sağlanan sübvansiyonların ihracatçı sermaye şirketlerine ve hizmet sektörlerine kaydırılmış olmasıdır.

     

     


    Tarih: 18:00, 28/2/2006 Kategori: Tarim
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Tarım Sektörü ve Ekonomik Büyüme


    Ekonomik büyüme, bir ülkenin üretim kapasitesindeki artma şeklinde yorumlanabilir. Büyüme, faktör stoğundaki artışların ve teknolojik ilerlemenin bir sonucu olabilir.

     

    Olaya azgelişmiş ülkeler açısından baktığımızda tarımın önemi bir kere daha olanca çıplaklığıyla ortaya çıkmaktadır. Bu ülkelerde üretim faktörlerinden emek zaten boldur. Bunu artırılması düşünülemez. Sermaye stokunun artırılması ise dış ticareti zorunlu kılmaktadır. Bu durum ise dışa bağımlılık konusunu gündeme getirmektedir. Teknolojik ilerlemenin sağladığı tasarruflar (ki, teknoloji işgücü kıt sanayi ülkelerinde üretilmiş olması sebebiyle gerçek hayatta daha çok emekten  tasarruf edici olmaktadır), tarım kesiminde zaten gizli olarak var olan önemli boyutlardaki işsizliği daha da artırmakta ve sanayi kesimine işgücü transferini zorunlu kılmaktadır.

     

    Ekonomik büyüme / kalkınma, azgelişmiş ülkelerin bir iç sorunu olarak görülmekle birlikte aslında uluslar arası bir sorundur.

     

    Bu ülkelerin kalkınmasında ihracat gelirleri önemli bir paya sahiptir. Ancak, ihracat gelirlerinin birkaç geleneksel tarım ürününe dayanması, bu ürünlerin de doğanın yol açtığı belirsizlik  faktörünün etkisiyle ve arz – talep esnekliğinin düşük olması nedeniyle bir istikrarsızlık söz konusu olmaktadır. Bu istikrarsızlıklar azgelişmiş ülkeleri ister istemez iç sanayileşme yönünde belirli politikalar izlemeye zorlamaktadır. Oysa bu ülkelerde sanayi kesimine aktarılacak büyük ölçüde sermaye birikimi yoktur. Bu durumda onlar için iki yol vardır: ya köylüyü ve küçük mülk sahiplerini zor kullanılarak (tarımın ve küçük işletmelerin  çökertilmesi pahasına) onların birikimlerini sanayie aktarmak ya da bağımsızlıktan ciddi tavizler vererek dışarıya bel bağlamak!....  Oysa bağımsız, demokratik ve dengeli bir gelişme alternatifi ancak tarımla sanayi arasındaki dengeleri dikkate alan bir ekonomi politikasıyla gerçekleşebilir.


    Tarih: 18:15, 25/2/2006 Kategori: Tarim
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    Tarım Kesiminin Özellikleri


    Tarım kesiminin diğer sektörlere nazaran kendine özgü bir takım yapısal  farklılıkları vardır. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz;

     

    -          Tarım ürünleri birinci derecede zaruri ürünlerdir.

    -          Genellikle tek kullanımlıktırlar.

    -          Üretim tabiat şartlarına bağlıdır.

    -          Talep ve gelir elastikiyeti azdır.

    -          İşgücü akıcılığı (mobilite) azdır.

    -          Üretim mevsimliktir. Bağlı sermaye atıl kalarak maliyetleri şişirir.

    -          Azalan verimler kanunu geçerlidir.

    -          Bağlı ürünler çoktur.

    -          Kısa dönemde arz talep denkliği sağlanamaz.

    -          Tarım ürünleri fiyatları sanayi ürünleri fiyatlarına oranla daha az istikrarlıdır.

    -          Maliyeti hesaplamak güçtür.

    -          Ürünlerin bir kısmını maliyeti sıfırdır.

    -          Gizli işsizlik yoğun olarak vardır.

    -          Aynı türdeki bir ürün faklı maliyet ve kalitede üretilir

     


    Tarih: 16:08, 25/2/2006 Kategori: Tarim
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Tarım Sektörünün Önemi


    Tarım sektörü, yapısı ve özelliklerinden kaynaklanan  bir takım sebeplerden dolayı bir milli ekonomi için büyük önem taşımaktadır. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz;

     

    -          Tarımsal kesimde çalışanlar gittikçe azalmaktadır.

    -          Tarım, özellikle savaş dönemlerinde ve siyasal ilişkilerin kesilmesi hallerinde ekonomiyi dışa bağımlılıktan kurtarmakta veya bu bağımlılığı azaltmaktadır.

    -          Tarımdan sağlanan tasarruflar tarım dışı kesimlere aktarılmaktadır.

    -          Artan nüfus daha fazla kalite ve çeşitte besin maddelerine ihtiyaç duymakta olup bu da ancak tarımdan sağlanabilmektedir.

    -          Artan tarımsal üretim, besin maddeleri ithalini azaltarak döviz tasarrufu sağlamaktadır.

    -          Tarım ürünleri fiyatları düşünce öbür kesim fiyatlarında da bir istikrar sağlanabilmektedir.

    -          Tarım kesiminde gelirler yükseldikçe devletin sağladığı yardımların (sübvansiyon)  azalması ve bunların öbür kesimlere kaydırılarak verimli yatırımlara aktarılması mümkündür.

    -          Azgelişmiş ülkeler, tarım ürünleri ihracatı yolu ile özellikle önemli yatırım malları ithalatlarını kolaylaştırırlar.

    -           Özellikle Azgelişmiş ülkelerin milli gelirleri içinde tarımın payı, gelişmiş ülkelere oranla daha yüksek oluşu tarımın önemini artıran diğer bir sebeptir.

     


    Tarih: 19:08, 22/2/2006 Kategori: Tarim
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Tanım ve Sorun


    Tarım Sektörü, birinci derecede zaruri ihtiyaçları karşılayacak ürünleri ve hammaddeleri üretmek için yapılan faaliyetleri kapsamaktadır.

     

    Tarım, toprağı ve tohumu kullanarak bitkisel ve hayvansal ürünlerin  üretilmesi ve bunların çeşitli aşamalarda değerlendirilmesi olarak tanımlanabilir.  Tarımda kullanılan üretim kaynakları toprak, emek, sermaye ve üretim artışı sağlayan teknolojiden oluşur.

     

    Tarım kesiminin, sanayi ve hizmetler gibi ekonominin diğer kesimlerine kıyasla kendisine özgü yapısal farklılıkları olduğu bir gerçektir. Tarım kesiminde bir dönemde üretilen ürünlerin nicelik ve niteliği, öteki üretim kollarında olduğu gibi salt kaynaklar; girdi ve teknoloji ile belirlenemez.

     

    Üreticinin kontrol edemediği doğal şartlar ile üretimi gerçekleştiren işletmelerin kurumsal yapısı tarımsal üretimde önemli ayrıcalıklar gösterir. Bu durumda girdi – çıktı ilişkisinin kesinlikle ortaya konamaması, tarımda  belirsizlik ve risk olgusunu artırmaktadır. Teknoloji düzeyi ne kadar ileri ise  ekonomi doğal şartların olumsuzluklarını o ölçüde hafifletebilir.

     

    Bu ayrıcalıklı durum, tarım kesiminde farklı yaklaşım ve çözümlerin bulunmasını zorunlu kılmaktadır. Tarım kesimi, genel, sosyal ve ekonomik kalkınma kavramı içinde ele alınırken diğer kesimlere göre bu ayrıcalıkları göz önünde bulundurulmazsa bu kesimin ekonomiye dinamizm kazandırması yerine aksine ekonomiye yük oluşturması sonucuna ulaşılabilir.

     

     


    Tarih: 13:23, 13/2/2006 Kategori: Tarim
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    <- | Sonraki Sayfa ->