Bu Sitede Ara




SAMSUN SAYFALARI
ZİYARET EDİNİZ



İÇİNDEKİLER

» Ana Sayfa
» Arşiv
»Profil


Kategorilerim

  • Belge
  • Bilginler
  • Din
  • Edebiyat
  • Egitim
  • ekonomi
  • Gundem
  • Haber
  • IktisatSiyasetleri
  • Kitap
  • Media
  • Monografi
  • Politika
  • Sahsiyetler
  • Sozler
  • Tarih
  • Tarim
  • Tutun
  • Yasam
  • Zaman


  • İrtibat İçin, samsunblog@gmail.com



    Powered by Mcan
    S.Muratcan KOŞAR



    Hor Bakma Sen Toprağa


    HOR BAKMA SEN TOPRAĞA

     

    Hor bakma sen toprağa

    Toprakta neler yatur

    Kani bunca evliya

    Yüzbün Peygamber yatur

     

    Cennette buğday yiyen

    Gaflet gömleğin giyen

    Hem dünyaya meyleden

    Âdem Peygamber yatur

     

    Arkası ile kum çeken

    Gözyaşı ile yuğuran

    Kâbe’ye temel kuran

    Halil Peygamber yatur

     

    Vücudunu kurt yiyen

    Kurt yedikce şükreden

    Belalara sabreden

    Eyyup Peygamber yatur

     

    Balık karnında yatan

    Deryaları seyreden

    Kabak kökün yaslanan

    Yunus Peygamber yatur

     

    Kuyuda nihan olan

    Kul deyu ben satılan

    Mısra sultan olan

    Yusuf Peygamber yatur

     

    Yusuf’un yavuğu kılan

    Kurt ile darı kılan

    Ağlayıp gözsüz kalan

    Yakup Peygamber yatur

     

    Asasın ejder eden

    Bahre uruk yol eden

    Firavun’u helâk eden

    Musa Peygamber yatur

     

    Ol Allah’ın habibi

    Dertlilerin tabibi

    Embiyalar serveri

    Resul Muhammed yatur

     

    Hayber kala’sın yıkan

    Kâfiri od’a yakan

    Şahinler gibi bakan

    Ali gibi er yatur

     

    Ataana gülleri

    Kuran okur dilleri

    Fatma ana oğulları

    Hasan Hüseyin yatur

     

    İğnesin suya atan

    Balıklara getirten

    Tacın tahtın terk eden

    İbrahim Ethem yatur

     

    Gündüzler saim olan

    Geceler kaim olan

    Arifler sultanı

    Bayzıt Bestami yatur

     

    Hakikat erleri

    Geçti dünyadan her biri

    Konya’da ol Mevlana Hüdavendigâr yatur

     

    Çoktur Hakk’ın has kulları

    Fikreyle bunları

    Saysam erenleri

    Görsen ne sultanlar yatur

     

    Yunus sende ölürsün

    Kara yere girersin

    Kara yeraltında çok günahkâr kullar yatur...

     

    /Yunus Emre

     

    http://semazen.net/download_detail.php?id=17

    Yukarıda ki Adreste "Hz. Yunus Şiirleri" den dinlemek mümkün...

     


    Tarih: , 10/10/2007 Kategori: Edebiyat
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

    Hüzün Zaman Zaman


     

     

     

    Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir

    Gönlümün kıyısına vurur

    Aşınan kayalar gibi ruhum

    Suskun yorgun öylece durur

    Islak kumlara yazılmış hikayeler

    Ummana karışır silinir yavaş yavaş

    Her dalga ömrümden bir şeyler koparır

    Ağır ağır sönen gönlüm

    Sakin koyları özler

    Son kum tanesi olana kadar

    Hüzün zaman zaman deli dalgalarla gelir

    Son kum tanesini alana kadar

     

    /Cansın Erol

     


    Tarih: , 22/5/2007 Kategori: Edebiyat
    Yorum (2) | Yorum yaz | Bağlantı

    İstanbul İstanbul



    bu İstanbul şehri öylesine paha biçilmez bir değere sahiptir ki

    İran'ın tüm hazinelerini feda etseniz tek bir taşını satın alamazsınız

    çarşılarında bilgi kumaşı satılır

    hüner pazarı, ilim ve alimler ocağıdır....


     

     

    ŞEHR-İ  SİTANBUL

    bu şehr-i sitanbul ki bi misl ü behâdır

    bir sengine yek pâre acem mülkü fedâdır

    bir gevher-i yekpare iki bahr arasında

    hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır

    bir kân-ı niamdır ki anın gevheri ikbâl

    bir bağ-ı iremdir ki gülü izz ü alâdır

    altında mı üstünde midir cennet-i a’lâ

    el-hak bu ne halet bu ne hoş âb u hevâdır

    her bağçesi bir çemenistân-ı letâfet

    her kûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdır

    insaf değildir ânı dünyaya değişmek

    gülzarların cennete teşbih hatadır

    herkes irişür anda muradına ânınçün

    dergahları melce-i erbab-ı recâdır

    kala-yı meârif satılır sûklarında

    bazâr-ı hüner ma’den-i ilm ü ulemâdır

    camilerinin her biri bir kûh-i tecellî

    ebrû-yi melek andaki mihrâb-ı duâdır

    mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr

    kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır

    ser-çeşmeleri olmada insana revân-bahş

    germ-âbeleri câna safâ cisme şifâdır

    hep halkının etvarı pesendîde-i makbul

    derler ki biraz dilleri bî-mihr ü vefâdır

    şimdi yapılan âlem-i nev-resm ü safânın

    evsafı hele başka kitâb olsa sezâdır

    nâmı gibi olmuşdur o hem sa’d hem âbâd

    istanbul’a sermâye-i fahr olsa revâdır

    kûh-sarları bağları kasrları hep

    güya ki bütün şevk ü tarab zevk u safâdır

    istanbul’un evsafını mümkün mi beyân hiç

    maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır

    /Nedim (18.yy)

     

    360 Derece İstanbul Fotoğrafları İçin Bkz:

    http://www.360tr.com/index.php?option=com_frontpage&Itemid=1

     


    Tarih: , 1/5/2007 Kategori: Edebiyat
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

    Kalıp Sözler; Hayır Dualar, Beddualar


     

     

    Hayır Dualar

    Hayır Dualar, Beddualar Yukarıda ele alınan ve Türkçede kalıp söz niteliği kazanmış bulunan öğeler içinden birçoğu, aynı zamanda hayır dua örneği oluşturmaktaydı. Toplumun maddi ve manevi kültürünü, inançlarını ve değer yargılarını yansıtan hayır dualara da aynı çerçeve içinde, kalıp sözler arasında değinebiliriz. Yukarıda yer verdiklerimizin dışında, gerek ortak dilde, gerekse ağızlarda değişik durumlarda kullanılan başkaları da vardır ki, burada onlardan da birkaç örnek vermekle yetineceğiz:

     

    Ortak dilimizdeki, “Allah emeklerin(iz)i zayi etmesin. Allah gönlün(üz)e göre versin. Allah işin(iz)i rast getirsin. Allah utandırmasın. Allah namerde muhtaç etmesin. Allah son gürlüğü versin. Allah tuttuğun(uz)u altın etsin ya da Tuttuğun(uz) altın olsun. Allah kem gözden, nazardan esirgesin. Allah hasretine kavuştursun. Babanın canına rahmet, Babanın canına değsin. Koluna kuvvet, kesene bereket. İki cihanda aziz ol. Uğurlu kademli olsun.” gibi hayır dualar, büyük bir çoğunluğuyla, Türklerin dini inanışlarından kaynaklanan kalıp sözlerdir.

     

    Anadolu ağızlarındaki örnekler içinde, ortak dilimizdekiler kadar yaygın ve tanınmış olmayan öğeler de vardır ki, değişik aktarmalardan yararlanan, sanatlı anlatımların örneği olan bu sözlere örnekler vermek istiyoruz:

     

    Erzurum'dan derlenen, “Ağ sahal tarayasın (Ak sakal tarayasın)” (Dede, Erzurum, 5345) duası, dolaylı bir anlatımla, bir kimsenin uzun yaşaması dileğini söze dönüştürmekte, ad aktarmasıyla değişik ve ilginç bir anlatım sağlamaktadır. Aynı yerde geçen “Allah seni dallı budaklı ede” duası da aynı yola başvuran ve söylendiği kimsenin uzun yaşayıp birçok çoluk çocuk sahibi olması dileğini yansıtan ilgi çekici bir örnektir. “Sakalın göbeğan yene” 152 (Van D.II, 5796) sözü yine uzun ömür dileyen bir hayır duadır; tıpkı Allah seni dallı budaklı ede örneğinde olduğu gibi. “Yedi oglanan bir surfaya oturasan” (Van D. II, 5796)153 sözünde de yöneltildiği kimsenin birçok çoluk çocuğu, özellikle erkek evladı olması yolundaki iyi dilek açıklanır.

     

    “Kızınla oba ol, oğlunla köy ol” (Nedim Orta, Kaymakçı, 4135) hayır duası aynı doğrultuda özgün bir örnek oluşturmakta; “Allah sene kara kaşlı, kara gözlü gelin nasip etsin” (Nedim Orta, Kaymakçı, 4135) sözüyle, bir kimseye, evlat yetiştirdikten sonra onu evlendirdiğini, hem de güzel bir geline sahip olduğunu görmenin mutluluğuna ermesi dileğini ortaya koymaktadır.

     

    “Ömrün uzun olsun, düğünün güzün olsun” (Van D. II,, 5795) duası ise uzun yaşama dileğini bir uyaktan yararlanarak söze dönüştürüyor. ! 152) “Sakalın göbeğine insin.” 153) Yedi oğlanla bir sofraya oturasın.” 170 Erzurum'da söylenen; “Tabutumun altına giresen” (Dede, Erzurum, 5345) duası da "Benden çok yaşa" dileğini bir ad aktarmasıyla dile getiriyor.

     

    Sındırgı'dan derlenen; “Allah ambarının dibini göstermesin” (Artan, Sındırgı, 4678) duası da söylendiği kimsenin varlık içinde yaşamasını, yoksulluğa düşmemesini dileyen bir sözdür. E. Taylan'ın Çolaklı'dan derlediği; “Ayağın göl, başın pınar olsun” (Çolaklı, 7974) ve Konya'da söylenen “Evine buğday yağsın” (Bölge I) hayır duaları yine bir kimsenin bolluk içinde, rahat bir yaşam sürmesi dileğini açığa vurmaktadır. Alanya'dan derlenen, “Yazın ak, yüreğin pak olsun Güzelliğin farımasın,” 154 “güzel yüzün solmasın”, “Ayağına yavuz daş55 dokundurmasın”, “Allah akıl şaşgını, köşe düşgünü etmesin”, “Ataşın, çıran sönmeye” örneklerime yjne çoğunlukla ad aktarmalarına başvuran değişik dualardandır.

     

    Erzurum ağzındaki; “Fadime Anamıza konşi olasan” (Dede, Erzurum, 5435) ve Çolaklı ağzındaki “Allah şeytan sırlarından, düşman şerlerinden korusun” (Çolaklı, 7974) sözleri kendine özgü nitelik taşıyan dualardandır.

     

    Aşağıdaki hayır dua ise hem ses yinelemesi, hem uyak, hem de ölçüyle bir şiir havası taşıyor: ”Allah seni şer-i şeytandan Guri böhtandan esirgeye”57 (Van D. I, 5771). 154) Burada "yıpranmak, eskimek" anlamındadır (Güzelliğin yıpranmasın). 155) Burada "sert, keskin" anlamındadır. 156)

     

    Alanya Folkloru III, 16, 15, 5, 12, 6. 157) “Allah seni şeytan şerrinden ve kuru iftiradan esirgesin.” 171 Şu dua da yazı dilimizdeki Tuttuğu(n) altın olsun sözünün benzeridir: “Elin torpağa atasan, avucan ahun gele” (Van D. H, 5795).

     

    Son olarak değinmek istediğimiz bir kalıp söz Kuzey, Orta ve Güneydoğu Anadolu'da yaygın bulunan, aynı zamanda sevgi ve hayranlık anlatımı, yakınlık gösteren bir hitap biçimi olan gadan alam (gadan alım) dır. Bugün Anadolu'da 'dert, hastalık' anlamında kullanılan gada (Eskişehir, Çorum, Samsun, DS, VI) Arapça kökenli kaza'dan değişme olmalıdır; bir kimseye, başına gelecek kaza ve dertleri üstlenme isteğini belirtme yoluyla -tıpkı kurban olayım gibi- yakınlık göstermeyi de amaçlar: “Kız Ayşe, gadan alam,” “Yavrum ben senin gadan alayım” gibi (DS, VI).


    Beddualar

    Beddualara gelince, genellikle birer kalıp söz niteliği taşıyan ve ortak dilde yaygın olan “Ayıbını yer örtsün”, “Allah cezanı versin” gibi ilenmelere burada yer vermeyeceğiz. Anadolu ağızlarında kullanılan beddualar içinde gerçekten sanatlı olan, çok değişik ve özgün tasarımlar yaratan örnekler vardır ki, bunlar üzerinde durmak istiyoruz. Bu sözleri okur ya da dinlerken etkili anlatım aracıyla, söyleyenin duygularının gücü ve yürek yangını yeterince yansıtılmakta, şiir dilindeki sanatlarla açıklama biçimlerine başvurulmaktadır.

     

    Beddualar içinde ad aktarmalarından (metonymie'lerden) yararlanan aşağıdaki örnekler ilgi çekicidir, kanısındayız: Erol Kaya'nın Van'dan derlediği; ”Beşik dibinde oturmayasan, nenni demiyesen” (Van, I, 5096) sözü bir kadına, çocuk sahibi olamaması yolunda söylenen bir ilenmedir. Aynı sözün benzeri, yine kadınlara söylenen şu bedduada, Alanya'da karşımıza çıkıyor: “Karnında görüp de kucağında görmeyesice” (Alanya Folkloru III, 29). 172 Bir başka yörede rastladığımız; “Beşikte gör, eşikte görme” (Kadiroğlu, Kolay, 3381) de çocuğun çok küçük yaşta ölmesi yolundaki bir ilenmeyi dile getiriyor.

     

    “Eline kına yakamayıp da başına dovak örtemeyesice” (Alanya Folkloru III, 23) bedduası bir kızın gelin olamamasını dilemekte, “Kınalı parmak sikama” (F.Akçın, II, 2757; ayrıca Ankara, K.Toygar, 2367) ise bir erkeğe, evlilik yüzü görememesi yolundaki ilenmeyi dile getirmektedir. Ankara'dan derlenen, “Ak duvaklı gelin yüzü görme” (K.Toygar, 2367) sözü de aynı yoldaki bir dileği açıklıyor.

     

    Birecik'ten derlenen; “Boynuna boz ip çözüle” (Birecik, 3130) bedduası, bir kimsenin asılması dileğini ad aktarmasıyla söze dönüştüren bir örnektir. “Kara yer yerin olsun, cehennem dibin olsun” (Birecik, 3130) ilenmesinde de yine ad aktarmasıyla bir kimseye, ölmesi dileniyor.

     

    Anadolu ağızlarındaki beddualar içinde çok değişik tasarımları söze dönüştüren ve böylelikle güçlü anlatımlar sağlayan sözlere rastlıyoruz: “Dar sokaklarda bol bıçaklara rastlıyasıca” (F.Akçın, 2715, Ankara, K.Toygar, 2368) “Eğri saplı bıçak gerdanına uğrasın” (Gümüşhane, Sakaoğlu, Gümüşhane, 6611) İle “bir derde gelesen”, ile “rezil olasan”, “zeha gadın gondağinan tavuk cücesinen temaşaya töküle”158 (Van III, 5178) “Allah cami gibi dert, minare gibi fitil versin” (Ankara, K. Toygar, 2367) 158) “Öyle bir derde tutulasın, öyle rezil olasın ki, lohusa kadın kundağıyla, tavuk civciviyle (seni) seyretmeye dökülsün.” 173 “Güneşli havada yıldırım çarpsın” (Ankara, K.Toygar, 2868; F.Akçın, 2715) “Kör kişiye nikâhsız, dul kişiye duvaksız gidesen” (Van III, 5179) “Yanağını bitler, paranı itler yiye” (Van IV, 5207)160 “Yazın ayran, gışın yorgan bulamayasan” (Van, 5208, ayrıca Alanya Folkloru III, 35)” İki suyun arasında kalasan” (Erzurum, Dede, Erzurum 5346) “Yelli günde evin yansın” (Ankara, K.Toygar, 2367) Yüzün, Medine'ye gidenlere çarık ola (Van IV, 5208) Gapısına gara kilitler asılasıca (Alanya Folkloru III, 25) “Her parçan bi gurdun ağzında kala” (Van II, 5132) “Evden, evin önüne inemeyesice” (Alanya Folkloru III, 24) “Yiğit iken yıkılasan, dal iken devrilesen” (Van IV, 5208) “Ovaya gitsin sel alsın, tepeye gitsin yel alsın” (Kaymakçı, Nedim Orta, 4135) “Ölün duvar diplerinde kalsın” (F.Akçın, II, 2757) “Ekmek atlı, sen yaya olasan” (Van II, 5130) “Çorun çocuğun it yalağından tene toplasın” (Artan, Gülnar, 3054) “Gısmetin davşanın belinde ola, govalıyasan dutamayasan” (Van II, 5131) Ölmeyesen, itmeyesen,16^ yılan gibi dilin çıharıp sürüne-sen (Van III, 5180) “Görmediğin göz ağrısı gamlasın” (Alanya Folkloru III, 26) “Kağnı dayağı gibi sürün” (F.Akçın, 2757) “Ağzın burnun şap olsun da dilcuvap vereme” (Kadiroğlu, Kolay, 3381) 159) Yakanı. 160) M. H. Bayrı,

    istanbul'da Kullanılan ilençlerde (s. 76) "Ekmeğini it, yakasını bit yesin" biçimini veriyor. 161) Yitmeyesin. Naha'162 “Dal iken devril (Elmacık [Uşak], Nedim Orta, 3965) “Ayahda durasan etlerin yerde göresen” (Van, I)

     

    Bu örnekler kolaylıkla çoğaltılabilir. Doğu, Kuzey, Kuzeydoğu ve Güneydoğu Anadolu'da çok yaygın bir beddua "baba çıka"dır.163 Kimi zaman “özüne (yüzüne) baba çıka” olarak rastlanan bu ilenmede baba sözcüğü veba'nın değişime uğramış biçimi olup bir kimse için kullanıldığında beddua amacını güder; bir anlam genişlemesiyle, kötülenmek istenen bir nesne için de aynı söze başvurulduğu görülür (Baba çıka, öyle yağ mı olur gibi). Veba gibi, uzun yıllar yakın ve Ortadoğu'yu, Avrupa'yı kasıp kavuran bir hastalığın verdiği korkunun kalıntısı olan bu söz “Yüzüne baba çıka” biçimiyle gerçekten feci ve güçlü bir ilenme yolu oluşturmaktadır.

     

    Yukarıdaki örneklerden ve açıklamalarımızdan görüleceği gibi, Anadolu ağızlarındaki beddualar hem çok değişik tasarımlar ve aktarmalı anlatımlarla güçlü bir dil oluşturmakta, hem de hayır dualara oranla daha zengin ve çeşitli bir söz dağarcığını ortaya sermektedir. Bu öğelerin ortak dilimizdekilere oranla çok daha zengin oluşu, birçok bakımdan üzerinde durulabilecek bir konuya ışık tutuyor. Değişik bilim dallarının bununla ilgilenebileceği kanısındayız. Ancak bir bölümünü aktardığımız ilenmeler içinde kimi örnekler, özellikle çizdikleri feci tablolar, dayandıkları çok değişik tasarımlarla duyguyu çok çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Örneğin Dar sokaklarda bol bıçaklara rastlayasıca hem tasarım gücü açısından, hem de ortaya koyduğu karşıtlıkla etkili bir anlatım sağlamakta, İle bir derde gelesen... O yörede "ne olurdu" anlamındadır. 163)

     

    Baba çıha, baba çıhasıca, baba çıkası, baba tutasıca gibi biçimleri de çok yaygındır; bkz. DS, II. 174 175 Yelli günde evin yansm bedduası, yöneldiği kimsenin çaresiz kalması yolundaki dileği çok uygun bir biçimde örneklendirmekte, Yüzün Medine'ye gidenlere çanh ola ise bir kimsenin yüzünün, Medine kadar uzak bir yere gidenlerin ayağına çarık olması, tanınmayacak kadar yıpranması gibi tasarım yaratmaktadır. Allah cami gibi dert, minare gibi fitil versin ilenmesi de abartmalı, ama özgün ve güçlü bir örnektir. Her parçan bi gurdun ağzında kala yine korkunç bir tasarımı söze dönüştürmekte, Ölmeyesen, itmeyesen... sözü ve Kağnı dayağı gibi sürün bedduası değişik ve etkili benzetmelerden yararlanmaktadır. Bu örneklerde de görüleceği gibi beddualarda kimi deyim, atasözü, bilmece ve manilerde olduğu gibi uyaklardan, ses yinelemelerinden yararlanılmakta olması, içerik bakımından bu denli güçlü olan bu sözlerin gücünü bir kat daha artırmaktadır.

    http://www.1001kitap.com/Turkce/Dogan_Aksan/turkcenin_gucu/turkce402hayir_dualar_beddualar.html

     


    Tarih: , 16/3/2007 Kategori: Edebiyat
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

    Hangisiyim Ben?


     

     

     

    Şu insanlardan hangisi ben'im?

    Hele sen şu kavgayı, gürültüyü dinle,

    Ağzıma, sözüme kulak asma.

    Hem sen beni elden çıktı bil.

    Yoluma kadeh madeh koyayım da deme.

    Önüme ne çıkarsa tuzla buz ederim.

     

    Hem ben tıpatıp sana benzerim.

    Ağlarsan ağlarım,

    Gülersen gülerim.

    Asıl sen vardın ortada,

    Ben senin elinde bir ayna.

    Sen yeşillikte bir ağaç,

    Ben senin gölgen.

     

    Ben senin gôlgen olduktan sonra

    Hemen gider kendime bir dost ararım

    Kurmak için yanında çadırımı,

    Ararım bir taze gül fidanı.

     

    Sonra sâkinin kapısına varır,

    Vurur testimi kırarım.

    Sonra oturur bardak bardak içerim

    Ciğerimden akan kanı

     

    Mevlana Celaleddin Rumi

     


    Tarih: , 16/2/2007 Kategori: Edebiyat
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    Kalpleri Katı Kanlı Katiller Körpecik Kuzucukları Katlettiler


    "İslah Ediciler" Allah Sizi İslah Etsin.


     Tüm yeryüzünde ve Türkiye'de bir ilk deneme olarak "K" harfi ile başlayan sözcüklerle yazılmış bir yazı. Arkadaşımız Lütfi Kaleli ' nin hazırladığı bu yazıda, günümüzde artık kullanılmayan Osmanlıca sözcüklerle de Karışık kurulan tümcelerle kimi toplumsal olaylara değiniliyor.

    Kitaplarda kâşiflerin keşfettikleri kâinat kurulurken, karşı karşıya kalan kaplanlar kunduzlara kükrer; keyifleşen kalın kalçalı küheylanlar kısraklara, küp karınlı kadanalar katırlara kişner; köpüklü kırılgan kutuplarda kefallar köpekbalıklarına karşı kalkanlaşır; kara-kuru kaplumbağalar karabataklara kostaklanır; kör kösnüler kumlarda kıpırdanır; kaşağısız, kayışsız karakaçanlar karacalarla, kırlangıçlar kelaynaklarla, kazlar kerkenezlerle, kediler kıtmir köpeklerle kırıştırırlar; kokarcalı kıraçlarda köstebekler, kelebekler, koalalar kaçışırlar; kevenli kırlarda keçiler, koyunlar, kuzular kolsuz kepenekli Keloğlan'ın kavalına karşı kıkırdarlar; kalçaları kalınlaşan, karınları kabaran kurdeleli kızlar, kadınlığa karışırlar; Kozanlı Kadir kemanını, Karslı Kadri kopuzunu, Kırklarelili Kıpti klarnetini, Karadenizli Kudret kemençesini, Kemahlı Kamer kavalını konuştururken; kutnu kumaş kostümleriyle kaldırımdaki kuryeli kalabalığa karışan kız-kurusu kıvrak Kübra kadın, kaynanası kaşarlanmış kösnül Kadriye'yle kortejde kol-kola kabarık kalçalarını kıvırıp, kimse kuşkulanmadan Kernekli Kastelli'nin kuzeni Karaoğlan'a karagözlerini kırpar, kırıtırlar; kürdanlarıyla kalem kaşlarını köreltip koçeri klipleriyle kafaları karıştırır, kızılca kıyametler koparırlarken, karagözleri kamaştıran kumral kızları Kamran'ı Kazanova Kaan'a kakalarlar; komplimana karaktersizlerle kırıştıran kafadan kontak kimi kadınlar, kabaran karınlarını kürtajla küçültüp kılıbık kocalarını kandırırlar: kaşıkçı Kocamustafapaşa'yla Kösemsultan'ın kıymetli kerimeleri Kısmet, kısmetli kumbaracı Kazancıoğlu'yla Köprüaltı'nda kıvançla kumrulaşırlarken; konservatuarın kafesinde karşılaşan Kerim'le Keriman kardeşçe kucaklaşsalar da, Kerim'in karısı Kumru kesinlikle kabullenmez, kıskançlıktan kudurur; kaktüslü kadınlar, Kordonboyu'ndaki Konak Karate Kursu'nda kafa-kol koparırcasına kapışıp kendilerini kanıtlarlar; kavgacı kaypak kayıkçılar kaygan kulvarlarda kay kaylarıyla karşılaşırlarken; karşıt kutuplardaki kulüpler, küme karşılaşmalarında kıyasıya kapışırlar; kozasından kurtulan kızılipekler, kırmızı karanfillerle kenetleşir; Kızılay Kurumu'nun koordinesindeki kozalaklı kermeslerde kalpaklar, kazaklar, külotlar, kanaviçeler, kukalar, kuklalar, kiviler, kuleler, krakerler, kokoreçler, kartpostallar, közde kavrulmuş kabuksuz kestaneler kapışılır; kitaplar kapaklanır, kimlik kartları kaplanırken; küreselleşmede klasman koşusuna katılan Kaya kardeşler, Kazasker'de Kampüsistan kurmaya kalkışırlarken; kompleksli kakavan Kerimcan'la kayınbiraderi Kayahan, kıskançlık kriziyle kahırlanıp kuruntuya kapılırlar; Kavaklıdere Kasabası 'nın köy kahvesinde köylülerle karşılıklı konuşup, kulpu kırık kupayla kahvesini köpürteten kornacı Kömüşemmi, kendisine kulak kabartan kahveciye kızar; Kuran-ı Kerim'i kem-kümlemeleriyle köylüye kıraatleyen köselesi kabartılmış kara kunduralı kodoş Kürşat'ın konuşmasını kimse kavrayamaz; Karahanlı kanaatkar, kibar, kandilli kadınlarla, kakülleri kıvırcık kuşdili! kızlar, Kaymakamlığın köylerde kurduğu kurslarda kilimler, kazaklar kotarıp, Kızılırmak kaynağından kaldırdıkları kırbalarını kilitsiz kilerlere koyarak, kamışlı, kendirli, kıraç kırlarda kelek kavunlar, karpuzlar kemirirler; karaciğer kanserinden komalık konumundaki küçük kardeşi Kalender'in kıvranmaları karşısında kalakalan koptik Korhan'ın karagözlerinden kıvılcımlaşan korkunç kabusu karanlığa karışırken; kodaman kapitalistler, komple konforlu konaklarında kolonya kokulu kerevetlerine kurulur, keman konçertosuyla kadınlar korosunun keyifli konserlerine karşı kristal kadehlerini kaldırıp, kahvelerini köpürtürler; Krallar, Kraliçeler Kulübü'nde kredi kapmak konusunda kaç kez kıvırtmaya kalkışan kürkçü kalleşler, kırk kat klasikleşmiş, klişeleşmiş kahrolası kötü kişiliklerini kaldırıp köşeye koymazlar; kıtaları kar kaplayınca, kontratak'a kalkan kelepir kamyon kaçakçısı kotrabanlar, Kapıkule Kapısı'ndan kaçırdıkları konteynerleri, Kömürhan Köprüsü'nden kaydırıp Kilis'te kara kapılır, kışlanın kuzuneli karakoluna kapatılırlarken; kimbilir Kozluk'taki kümeslerden kanadı kırık kaç kazla, Kahta'daki koralardan karnı kabızlı kaç katır kapıları kırarak kekikli kırlara kaçarlardı...

     

    Küçük körpe kızları kaçırarak kul kılıp köle kullanan kapkaççı kadın korsanları, kentin kuytu köşesinde karşılaştıkları karakol komiserini kasaturayla korkutup kaçarlarken; karaciğere konan karasinekler, Kuşadası'ndan kanatlanıp kalkarak Kozyatağı'na konan kuğu kuşları, kafes kaçkını kınalı keklikler, kumrular kıvrak koşumlarla kendi kovuklarında kabarırlar; kurt kurtluğunda kalıp kızgınlaşarak körpe kuzuları, karnı kuzucuklu koyunları kapardı...

     

    Karlı kaldırımda koşarken kundurası kayıp kapaklanan Kuriş'in kafası kanayınca, kaldırımdan kapıp kaldıran Kutsi Kubibay, Kuriş'i kucaklayarak karşıdaki Kavacık Kliniğine kavuştururken; karabacaklı karıncalar, kanca kıllı kirpiler, kıl kuyruklu keltoş kırkayaklar karşı kıyıların karanlığında kavislenerek kıvrılan kumsalda kıpır kıpır kıpırdarlar; korkunç kobralar, kocaman kertenkeleler kil katmanlı kesekli kırlarda kıvrım kıvrım kıvranırlardı...

     

    Kopenhag kriterlerinden kolayca kaçan, kritik konulan konuşmaktan kaçınan kıvırtmacı Kandıralı kekeme Kerimoğlu, kibirli kudretli Kuzguncuktu kıranta korkuluk Kibaroğlu, kürk kaçakçılığında kılavuz kaptan kullanan kancaburunlu Karadenizli kambur Kavrukoğlu, kahkahacı Kadırgalı kulağı kesik kabadayılardan kaçık Kasapoğlu, koca karınlı Kumkapılı kaptan Kamiloğlu, Kırşehirli kikirik Kabiloğlu, kışla kaçkını kasketli komik Köseoğlu; kukla kalpaklı, kalın kaşlı, kulakları küpeli, kehribar kostaklı, kravatı kaytanlı, keplerinin kenarları kıvrımlı kırk kafadar kaltaban; kurbanlık koç kesip közde kebap kızartarak, klimalı, kaloriferli, kalebodurlu, kartonpiyeri!, korneşli, konforlu kız kuleli köşklerindeki kadife kumaşlı, kozmetik kokan koltuklarında konken kotarıp kupa kaldırarak, kendi karmaşık kompozisyonlarında; kuramsal konjonktürde kitlesel kümeler, kültürel kanallarla klanlaşıp kavmiyetle kabileleşirler; kozmolojiselli, küreselleşmeli, kapitülasyonla, konfederasyonlu, kamutaylı, kurultaylı, kapitalli, konsolideli, koyun kopyalamalı kolonlamasal, kategorisel, küresel, kamusal, kurumsal, kanunsal, kalıtsal, kuralsal, kutsal kavramları kavrama konusunu kurcalarlar; kurcaladıkça 'kırk küp, kırkının da kulpu kırık küp' karmaşasıyla kavram kargaşasına kapılıp kafaları kördüğümleşerek karışır, kararsız kalırlardı...

     

    Kepek kafalı küstah keller; kadife keseli kaktüslü körler; kaftanlı, kavuklu köftehorlar; kritik koşullarda keçileri kaçırmadan kırsal katmanlarda, kumsal kıyılarda, kamusal koylarda, küpeştesi kopuk kotralı, kalyonlu, kayıkhaneli körfezlerde köşe kapmacadayken; kitap kurdu kararlı kadirşinas kemaletli Kamile kadın, Kazım Karabekir Koleji'nin kampüsündeki kütüphanede kısaca kimyasal karışımlarda kıvamlaşan kibritin, kromun, kalsiyumun, kızamıklı kadavranın, kâr-kazanç kulvarında kalite kontrolünün; kargo, kasko, kambiyo, kart, kredi, kapasite, kaynak kullanımının kadir kıymetini kurşunkalemle kağıtlara kaydederdi...

     

    Kazançları karmaşık, keten köyneği kravatlı, kruvaze kıyafetleriyle keyifleri kıyak, kaprisli, kırkambar, kamuflajlı kalpazan kumarbazlar, kılıflı kumar kumpanyalarında komedili kokteyller kurarak, kucağındaki konsomatrislerin kıkırdamalarıyla, kıyıda köşede kalmış kiralık kantocu kadınların kıvırtmaları karşısında keyiflenip kahkahalarla kekik kokulu kadayıf, karamela, kurabiye, kağıthelvası, kestaneşekeri, kepçe kepçe kızartılmış kadınbudu, kadıngöbeği, kaynanadili, kapuska, kokoreç, kaşar, krema, kazandibi, karnıyarık, küncülü künefe, kereviz, keşkek, keşkül, konserve, keççaplı köfte, kimyonlu kısır kaşıklar; kakao, kahve köpürtüp, kasa kasa konyaklar, kutu kutu kolalar, kâse kâse kaymaklar kapışırlarken; Kürecikli Kamber kalfa, körü körüne kapılandığı kurt köpekli kapıda kabagüçle köleleştirilerek küçümsendiğinden, kürekle kazdığı küspe kokan küflü kümesin küllüğünde kanserleşen, kangrenleşen, kavruklaşan kekremsi kâbusunu kamçılar; karanlığa karşı korateş kıvılcımının küçücük katresini kandile koyamadığından kahrolurdu...

     

    Karşıyaka'da, Karasu'da, Kanlıca'da, Keşan'da, Kızılay'da kasıp kavuran kasırgalardan kurtulan kader kurbanları, kiremitli koğuşlarında klasik kayıtlı, kaygılı, kızgın, kuşkulu keyfiyetleriyle kalakalır; karabasanlı, kabuslu kalelerde kanlı kusmuk kusad, kefensiz kabirlere kimliksiz konulurlarken; koç katımı konaklarda, kazanç kapısını kurcalayıp krema kapan konuklarıyla keyfe-kader kadeh kaldıran kültür katliamcısı, korkak kozmetikçi, kedi kılıklı kabiliyetsiz, kapasitesiz kimi köstebek kasetçiler, kasetleriyle keriz karakterlerini karizmatikleştirmeye kalkışırlardı...

     

    Kelimeleri kırmadan, konuları kuşa çevirip kıvırtmadan konuşmalarıyla kamuoyunda kendi kişiliklerini kanıtlamış, karakterli, kaprissiz, kıdemli kuşaktan kalender karikatüristlere, kültür kurumlarını kuvvetlendirmeyen kitlelerin karanlık kuyularda kadersiz kalıp kaybolacaklarını kayıtlayarak, keskin kara kalemleriyle karaladıkları karikatürlerinde kartvizitçi kerataların kıçlarını karartıp kızartırlar; kestikleri kupürleri koleksiyonlarına kor, kalıcı kılarlardı...

     

    Korumasız Kemallerin, kefaletsiz Kerimanların keselerini, kamunun kasasını kemiren; kükürtlü küller kusarcasına kentleri kuşatarak kitleleri kasıp kavuran karaborsacı, kolonici, kalburüstü kesitten kartelci kodamanlar, kezzap karıştırılası konyaklarla kabalaşıp kızarak kazançlara kota koyunca; kaoslu kötü koşullarda kalıcılıklarını kaybeden kitapçılar, kırtasiyeciler, kafeteryacılar, kantinciler, kabzımallar, kasaplar, konserveciler, kolacılar, kurabiyeciler, köfteciler, kumaşçılar, konfeksiyoncular, kunduracılar, kuaförcüler, kömürcüler krizin kancasına kapılıp kepenklerini kapatıyorlardı...

     

    Kredi kartı kullananların kerizce kazıklandıkları kanıtlanıp, Kredi Kartı Kullanmama Kampanyası kitleleri kuşattığında, Koçbank, kimi kredi kartlarının kapasitesini kısıtlayarak, kimilerini de kapatarak kendini korumaya kalkınca; Kelkit'in Koyulhisar'daki kükürtlü kaplıcasında kalan Koray Kurtoğlu, kredi kullanamadığından korkuya kapılıp kös kös kıvranırken; Korkut Kıratoğlu'nun kefilliğiyle korkularından kurtulup kurtarıcısını kucaklıyordu...

     

    Karasis Kalesi'nin kasvetli karanlığını keşfeden karaborsacı karaktersiz korsan kasetçiler, kaçırdıkları Kamelyalı kıvrak Kevser'i kelepir karyolada kucaklayarak keyifli kepazeliklerini kamufleli kameralarıyla kasetlere kaydedip, kan kusturucu kırkıncı konuşmalarında kasetin kopyasıyla karayazılı kontratı Kevser'in kucağına korlarken; korkunç komplo karşısında kulaklarına karsuyu kaçan, kafası karıncalaşan, karamsarlığa kapılan, kırk kez kulaklarını kapatıp kafasında kabus kaynatan Kevser kadın, komplocuların kazıklı koşullarını kamilen kabulleniyorken, kalp kifayetsizliğiyle kapaklanıp kasetçinin kucağında kalıyordu...

     

    Konağına, kolu kanadı kırık korumasız kadınları kapatan, koynunda kokain koklatan komplocu köktendincilerden Kıro Karadayı'yla kayırıcısı Kadim Koçakoğlu, kolları kelepçelenmeden karakoldan kaçıp kayıplara karışırlarken; kendilerini kare kare kameralara kayıtlayan kameramanlara, "keyfimizin kahyası mısınız?" karşı koyuşuyla küfrediyorlardı...

     

    Komplocuların kasetleri kamuoyunda kötü karşılanıp kınanırken; karyolalarında keyifleşen karı koca kaset konusunda kapışınca, kızan kocanın koyuverdiği küfürlü kelimeler kanatlanıp kavislenerek komşuların kulağına kaçtığında; küfürleri kabullenemeyen kadın karakola koşup, küfürlü kelimeleri kara kalemle komiserin karbonlu kağıtlarına kaydettiriyordu...

     

    Kabile kültürünün katı kurallarını koruyan kaynana, kayınbabayla kocanın kıskacında konuşamayıp kıvranan kadersiz, kısmetsiz kimi kumalarla, karayele kapılan kararsız, kontrolsüz, kuralsız kalabalıkta kendini kaybeden kimi kafası karışık kişiler, karmaşadan, kıskaçtan kurtulup, kendi kondusundaki kuluçkasında karakaplı kitaptan kara kehanet kuzlayan Karababa'dan keramet kapmaya koşarlarken; karine kutusunu kapan kârşinaslar, Karun'laşma kervanına katılıp keyifleniyorlardı...

     

    Kalamışlı Kirkor, Kayışdağlı Kevork, Kuzguncuktu Kamber, Kurtköylü Kemalettin, Küçükyalılı Keremullah, Karagümrüklü Kürşat, Kasımpaşalı koruk Kasım, Kağızmanlı Kalender, Keşanlı kavruk Kazım, Köyceğizi! körpe Kibriye, Keçiörenli kökçe Kamile konutsuzluktan kıvranır, karınları kuruldar, kart-kurt kazınırlarken; kazıkçı komprador kapitalistler, kıvırtıcı köçek komisyoncular kontratlığında Konut Kooperatifiyle, Köy-Kent Kalkındırma Kooperatifleri kurup; kanundan, kararnameden, kamuoyundan, Keremullah'la Kitabullah'tan korkmadan kandırdıkları kıt kazançlı, komik konutlu, kısıtlı-kötü koşullu kitlelerden kopardıkları katrilyonları, kayıtdışı kazançlarına katıp kasalarına koyuyorlardı...

     

    Kitleler, külüstür kondularda kuru, kısır kahvaltıları, karalahanalı, karabiberli kömbeleri, közlemeleriyle kalıp kırgınlıklarını, küskünlüklerini konuşurlarken; kamu kurumlarında koordineli kadrolaşan köktendincilerin kanalıyla kamu kuruluşlarını kırtıklayıp kovuşturma kazanında kaynayan kartelci Kandemir'i, körolası kongreci kalantorlar kurtarıyorlar; kârlı Kimpaş'ım, Kimsan'ın, Kepez'in kapısını kilitleyip kırkbinlerce kafa, kolemekçisini kapıönüne koyuyorlardı...

     

    Kamuyu Koruma Kurulu'nun kazıkçıları kayıran kahrolası kararı, Kamu Konseyi'nce de kabullenilerek kesinlik kazanınca; karara kayıtsız kalamayan karakteri kavi, karatede kara kuşaklı katip Kamuran, kalemini kırarak Konsey Konağı'nın koridorundan köşedeki kürsüye kayıp, kitleleri koruyan kısa konuşmasını kurguluyordu:

     

    -Kaytanbıyıklı, karayağız kardeşlerim, koçlarım! Kartelci, kapkaççı, kurnaz köftehorlar karşısında kaygılanıp korkarak kaskatı, kupkuru kalakalmayın! Kazıkçıların kotardıkları krizlerde kerizce kazıklanmayın! Kafanızı kullanın, kucaklaşıp kaynaşın; köpeksiz köyleri kolayca kolaçanlayıp kuzu kapan kazıkçı, krizci, kapçıkağızlı kurtlara karşı kendinizi koruyun!...

     

    Kitleler, kasvetli karda kışta kazaksız, kabansız, keçesiz, köyneksiz, kısbetsiz, kıraç, kurak, kabristansız, kenefsiz, künksüz, kanalizasyonsuz kubur kokan köylerinde karınca kararınca kurabildikleri küçücük kagir kulübeleriyle, kerpiç konutlarında kap-kacaksız, karma-karışık kavşaksız, kulvarsız, kaşarsız, kolasız, köftesiz, katıksız, kalorisiz, kasnaksız, kevgirsiz, kömürsüz, koleraya karşı korunaksız, kıtlık kıranlıkla kıt kanaat kerhen konaklarlarken; Kurbağalıdere'nin köprülü kavşağında kurulan Kuran Kurslarını Koruma Kurulu'nun Kongresinde Kaplancı Kadılar'ın kokuşmuş kararıyla kadınları, kızları Kılık Kıyafet Kanunu'na karşı kandırıp kasidelerle kafalarını karıştırarak kılperestlik konumunda kara kıyafetlerle kapatıp, Keremullah korkusuyla kıskaçlayarak kalplerini kararttılar... Kutsal kitap Kuran-ı Kerim'i kullanarak kıblegahları kazanç kapma kulvarına koşan kepaze köktendinciler; kıyamette kaynayan katran kazanına konulma korkusuyla, körpe kızlarla kucak kucağa kalma kandırmacasıyla körükleyerek kışkırtıp kudurttukları kalpleri köreltilmiş kıytınkçılar; kaba, kara, kırçılsakallılarla koalisyon kurarak katliam kampanyalarıyla kümeleşip, kuşlukta kıyama kalkışarak, Kemalist Karafakioğullarını, Kaftancıoğullarını katledip kitleleri korkutarak keyiflerini kaçırdılar... Küffarlaşan kiralık, kemli-kinli, kılçık-kurtlu, kudurgan, kemik kemiren kuduz karabaş köpekler; kalkan kılıç, kamçı kırbaç, kanca kargılarla Kahramanmaraş'ta kıyıma kalkıştılar; kafa-kol kopardılar, kapıları kazmalarla kırıp kurbanlık koyun gibi kalakalan korumasız kadınların kaburga kemiklerini katur-kutur kırdılar, karınlarını, kasıklarını kargışladılar; kimi küçük kankalar, korkudan kakalarını külotlarına koyuverirlerken; kandaşların, kocaların, kirvelerin, konu-komşuların kıçlarına kimbilir kaçıncı kez kazıklar kakarak; Kuyucululaşıp kırkbinlerce kişiyi kazdıkları kuyulara koyarak; kabilelerin kökünü kazıyıp kurutmak kabilinden kundaktaki körpecik kuzucukları da kıyım kıyım kıydılar, kıtır kıtır kesip kahpece, kaltakça, kancıkça, kalleşçe, kavvatça katletmekle, kimilerini de kör, kötürüm koymakla kalmadılar; Kızılbaşlıkla karalayarak, komünistlikle kötüleyerek; kuşaktan kuşağa, kademe kademe kronikleşerek kozalaklı, kuşburnulu, kuşkonmazlı, kanaryalı, kardelenli kentlere (Madımak'lı Sivas'a) kadar kaydırdılar; Kerrar-ı Kebir'le, "kan kan katliam!" korosuyla kinlerini kusarak korateşle konukevlerini de kundakladılar, kızılalevlerle kavurga kavururcasına kadınları kızları, kankaları kardeşleri, konukları, körpeleri kahkahalarla katlettiler...

     

    Kitleler kan kustu, Kızılırmak karardı küstü...

     

    Katliamdan kılpayı kurtulan KALELİ, kalbi kerpetenle koparılırcasına kahroldu, kızdı, köpürdü; kıyımlarla Kemalizm'in kuyusunu kazarak, kapitalizmin köleliğinde kainatı karartan künyesi kara, keçisakallı kelpoğlu kelplerin kalkıştıktan karagün kıyımını kanıtlarıyla kitaplaştırdı, konferanslardaki konuşmalarında, 'katledilenlerin kalplerde kahraman kalacaklarını' kaydederek, katliamı körükleyen, katilleri koruyan kurtçu kentlilerle kanlı katliamcıları kınadı:

     

    Kayalardan koptular, keklikleri kovdular

    Kahrolası kahpeler, kanatların kırdılar...

    Katliamcı köpekler, katlettiler körpeler

    Körolası katiller, karargahlar kurdular...

    x x

     

    Karadinliler kinlerini kustular

    Kainatı kıpkızıl kana kestiler

    Kirve kardeşler kanrevan koştular

    Karasevdalar Kafdağı'nda kalanda...

    Kuytu koyaklarda kartları kardılar

    Kentlere, köylere kurtları koydular

    Kankaları kazmalarla vurdular

    Karasevdalar Kafdağı'nda kalanda...

    Karanfil kokulu kömürgözlümü

    Korkusuz kalemşor keremsözlümü

    Katlettiler kalbi kaviözlümü

    Karasevdalar Kafdağı'nda kalanda...

     

    Kutsal kiliselerdeki Katedraller, Kardinaller, Katolik Keşişler, Kontlarla Kontesler de, küffarlaşan kafıroğlu kafirlerin korkunç kitle katliamları karşısında kederlendiler, kahroldular...

     

    Kargıç, kılıç, kırbaç, kıyınçtır katliamcı katillerin kazancı.

    Keko kurban, katillerin küllisi kötü kimlikli kişiler midir?

    Kötü kimlikli, kinli, kasap kişilerdir kurban, kasap kişiler!

    Kalbi, kafası katliamları kabullenemeyen kültürlü kişiler kükrediler:

     

    -Kalkın kızıl kalpaklı kızanlarım! Kökensel kimlik kışkırtıcıyla kulisçiliğe kayıp klikleşerek karşıt kamplaşmalara kapılmayalım! Kendi kendimizle kavgaya kalkışıp kapışarak kırk kat kırılıp koparak küçülüp kenarda köşede, kuytu kıyılarda kadersiz, korunaksız kalmayalım; komünikasyon kurarak kalben kucaklaşıp Kuvayı-millici kimliklerimizle kavilleşelim, kahramanca katılalım kurtuluş kervanına! Kampinglerde kamplar kuralım, kafalarımızın köşesinde kördüğümleşerek kalan kötü kaderlerimizin kara kepazeliğini, korkularımızın kefaretini kazıyalım, kelepçeleyip küreklerle küldür küldür küreleyerek kaydıralım kayalıklardan kuytu koyakların karanlıklarına!.. Kuzeydeki Kolordu Komutanı Korgeneral Kemal'in kumandasında Kastamonu'dan Kırklareli'ne, Karabük'ten Kayseri'ye, Kırıkhan'dan Kütahya'ya, Karamürsel'den Kars'a kadar katar katar koşturan kara kuvvetleri konvoyundaki kıratlı kahraman Köroğlu'lara kavuşup karışalım, komandolaşıp kendir-kement kümeleşelim; küffar kalıntılarına karşı kendimizi koruyup kollayalım; kekik kokulu kırlarda kısrak kımızından kandırarak kafalarımızı kıyaklaştırıp, kilometrelerce karayolunu kağnılarla, katırlarla katederek; kökleri küflü, kimliksiz, kişiliksiz, kepaze kılıklı, kamga kamışlı, karamuklu, küt kolonlu, kösele kalıplı, kurtçul kuyruklu, kafatasçı, kırçıl kabasakallıları kovalım; küffarlarca kuşatılmış kentlerimizi, köylerimizi, kalelerimizi, kulelerimizi kurtaralım... Karaparacı, kapkaççı, karabatakçı, kazıkçı, komisyoncu komprador kapitalistlerle; kavuklu, kürk kostümlü, kaptan köşklü kervansaraylarda kahrolası korkunç kargaburunlu, kıçı kırık kılkuyruklu, kovuşturma kaçkını, korumalı kötü kalpli karaborsacı krallara karşı koyalım...

     

    Karamsar, kararsız Kubat'ları, Kadir'leri, Kamil’leri, Kenan'ları karlı kışlara karşı kadifeden kaftanlarla, kazaklarla koruyup kollayalım; kararlı Kazım'larla, Kerem'lerle, Kerim'lerle kol kola kenetleyip kafir kalıntısı keratalarla kapışalım, kahramanca...

     

    Kazıbilimsel kalıtlarımız Kapadokya'da, Kadifekale'de, Karacaahmet'te, Karahöyük'te, Kazdağı'nda, Konya'da, Kelkit'te, Karaman-Kalehöyük'te, Kayseri-Kültepe'de kayalara kazınarak kabartılmış, kitabelere, kataloglara kaydedilerek külliyelere konulup kutsanmış Kibele küllüyle, karanlıklarda kalmış Kavimler Kapısı'ndaki kendi kökensel kimliğimizle, kültürümüzle kucaklaşıp kaynaşalım, köreltilmiş kalplerimizin kapakçıklarını kalaylayalım; kırmızı karanfiller, kasımpatılar koklayarak kendimizi kanıtlayalım...

     

     

    Kasırgalara karşı köknar kızılı kızılcıktan, kan kırmızısı karpuzları, kavunları, kayısıları, kirazları kopartıp kantarlarda kilolarını kayıtlayalım, kapaklı kavanozlara, kamışlı küfelere koyalım; karoserli kamyonlar, kamyonetler, karavanlarla kışlalardaki kilerlere kavuşturalım...

     

    Kulplu kazanlar kaynatıp karavanalar kuralım; közde kavrulmuş kavurgaları, kavurmaları, kömbeleri, közlemeleri, kuskusları, krepleri, kıymalı karnıyarıkları, kabakdolmaları, kilolarca kebapları kıtlayıp karınlarımızda karalım, kalorilerini kanlarımıza karıştırıp kaburga, kalça, kaval kemiklerimizle kollarımızı kuvvetlendirelim...

     

    Kaslı kollarımızı kavuşturalım; kıblegâhımız Kibele kadınlarımızla, kalpleri krize karşı kuvvetli kızlarımızla, kalbi kavi kızanlarımızla, kişneyen kısraklarımızla kamilen karışıp kaynaşarak, kümeleşip kenetleşerek kafilemizi kıvançlandıralım; kargılarımızı, kementlerimizi kapalım; kavak kütüklerinden, karaçam kalaslarından köprüler kuralım; Kızılırmak'tan, karaderelerden kurtulup, Kayışdağı'ndan Karlıova'ya, Kubbedağı’ndan Kocatepe'ye kayalım; kökleri kazılasıca, közlerde kavrulasıca, kör kurşunlara kapılasıca, kamalarla kolları kopasıca, keskin kılıçlarla kelleleri kesilesice, kızgın kumlarda kalasıcalara karşı kurt kapanı kurup kırk köy kaçkını kancık kalleşleri kötekleydim; kendi kültürlerini kucaklamayan kirli, küflü kafataslarına kuş kakası koyalım; katiyen katletmeyelim; kimilerini Kafdağı'ndaki karanlık kuyulara koyalım, kimilerinin de kellelerini kıskıvrak kavrayıp kıskaçla kanırtarak kütür kütür kütürdetip kafalarındaki köktendinci kalıpları kıralım, kafeslere kapatıp kafa kıllarını, kırçıl kaşlarını, kılcal kirpiklerini kasaturayla kazıyalım, kırkalım, korkutalım...

     

    Kazıyalım, kırkalım, korkutalım ki kulluk kulvarına kötülükler koymasınlar, kesinlikle kışkırtıcılardan kopsunlar, kimsenin kanına kastetmesinler, katillikten kurtulsunlar...

     

    Ve kul hakkını kutsal kılan Kuran katında kâfırleşip kızgın korda kavrulmasınlar...

    Kâmilleşsinler, kâmilleşsinler, kâmilleşsinler...

    Kesinlikler kabullensinler ki:

    Kuluna kıymaz Kâinatın Kurucusu;

    Kulun kötülüğüdür kendi kuruntusu...

     

    Kabullensinler ki, kulun kanını kendi katında kutsal kılan Kâinatın Kurucusu, kul kanıyla kendisine kavuşanları katiyen kabullenmeyip kınayarak kahretmektedir...

     

    Kurtarıcı Kemal'in kararlı komutuyla kendi kişiliklerini kuvvetle kıvançlandıran Kemalistler, kayalardan kaydılar, kanallara köprüler kurarak kalkan kılıç kullanıp karanlıkçı kapitülasyoncuları kovdular...

     

    KISA AÇIKLAMA

    Altı aylık bir çalışmanın ürünü olan bu yapıt, Türkiye özelinde ve dünya genelinde bir ilke imza atmaktadır. İçeriğinde çeşitli konulara değinilen bu yapıtın önemli özelliği, tüm sözcüklerin yalnız "K" harfiyle başlamasından ve eş anlamlı sözcüklerin olabildiğince az kullanılmış olmasından ileri gelmektedir. LÜTFİ olan adımızı bile imza yerine koymadık, kurala uymak koşuluyla yalnızca KALELİ olan soyadımızı kullanmakla yetindik. Kimi yerlerde, tümcedeki vurguyu güçlendirmek bakımından çok az olmak üzere sözcük olmayan "de" eklemesi yaptık. Bu uzunlukta bir yazıyı dikkatle ve sabırla okuyup değerlendirmenizi rica ediyorum. Saygılarımla....

     

    LÜTFİ KALELİ

    http://www.turkdilidergisi.com/102/kaleli.htm

     


    Tarih: , 30/1/2007 Kategori: Edebiyat
    Yorum (4) | Yorum yaz | Bağlantı

    Bir Mucize Olaydı


     

     

     

    Bir mucize olaydı kırk yıl geri gideydim.

    Anamın yazmasını çekiştirip dideydim.

    Sabah namazından sonra dedem bize geleydi,

    Bana öğüt vereydi, bir de beni seveydi.

     

    Sofu dedem, can dedem,

    Ne olaydı sen olaydın, vita yagına kızıp anama bağıraydın.

    Bakardın serki sofa kılardın namazını,

    Benden başka kimsenin çekmez idin nazını.

     

    Haber aldım ki sana sağlığın cipi çarpmış,

    Gözlerin az görürdü, çok görenler ne yapmış.

    Adım kardaşın adı, Esat derdin sen bana

    Ne kadar özlemişim, ne kadar hasret sana.

    Gene bağa geleydin kalpağınla meshinle,

    Anama sesleneydin, doyulmaz gür sesinle.

     

    Bir mucize olaydı kırk yıl geri gideydim,

    Anamla harman edip, dağda davar güdeydim.

    Sereydik yatakları damın orta düzüne,

    Uyanaydık Harput'un doyumsuz gündüzüne.

     

    Canım anam tez gittin bizden uzak illere.

    Kokuna hasret kaldım, ver getirsin yellere.

    Senin kokun cennetten, cennetin bağlarından

    Çıkıp gelemez misin öpem ayaklarından.

    Çok yattın kara yerde, de hadi çıkıp da gel.

    Ha düştüm ha düşecem yok tutacağım bir el.

     

    Bilirim mucize yok, ana yok, dede de yok.

    Bilmez misin sen Esat, giden çok, hiç dönen yok.

     

    / Esat KABAKLI

    http://www.sabiharana.com/forum/forum_posts.asp?TID=787&PN=1&TPN=10

     


    Tarih: , 25/1/2007 Kategori: Edebiyat
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    Alın Beni Üşüdüğüm Yerden


     

     

    Yürek yanarsa titrer Gül üşürse

      

    Git gide kirletiyorlar gökyüzünü Anne

    Umutları da tüketiyorlar hep beraber, sevgileri de

    dillerinde en ince yalanlar, süslü ve sisli yüzleriyle

    soğuk yüreklerinde ne acıma ne sevgi

    kimin eli kimin cebinde

    kimin eli kimin neresinde belli değil.

     

    bense öyle acemi ve şaşkın

    boş kalan ellerimi bir ömür

    nereye koyacağımı bilemedim.

    bilemedim, hangi yalanla kimi nasıl soyacağımı.

    buz üstünde yürümeyi seçtim kendi hesabıma

    maske diye bir not düşürmedim yüzüme

    bukalemuna çalan rengimde olmadı.

     

    tuttuğum her insanın elinde ellerim kirlendi

    gözlerim kirlendi baktığım her insanın gözlerinde

    yüreğimi sarktım umut kuyularına her defasında

    her defasında yangın çektim su yerine, acı çektim

    ne bir gün ışığı aktı içime ne de bir yağmur damlası.

     

    rezil bir dünyanın orta yerinde

    hüzün ben oldum düşen her yaprakta

    her savaşta vurulan ben

    kaç çocuğun hayalleri yıkıldı gözlerimde

    kaç çocuğun yüreğimde yandı son ümitleri

    ıstırabın en derin okyanusuna gömüldüm

    bu nasıl bir dünya

    bu nasıl bir dünya Anne

    kahretsin

    suskunum, susuzum, yorgunum Anne

     

    durmadan kirletiliyor, kanıyor zaman, kimse aldırmıyor

    kimse yanmıyor sevincini ateşe döken gelincik çiçeklerine

    dönüp bakmıyor çığlıklarına annelerin

    hergece dokuz yerimden vurur beni, gözleri öksüz çocuklar

    bu yüzden kesmiyorum sakalımı, saçımı da taramıyorum artık

    siyahlar giyiniyorum bu yüzden, dalgın dalgın bakıyorum uzaklara

    ah gönlü güvercinim sen olmasan nasıl dayanılır bu yaşama.

     

    herşeyin kirletildiği bir dünyada

    temiz tutamadık güzelliklerimizi

    bu yüzden hep vurgun kaldı bir yanımız

    bir yanımız aşka acıya ayarlı

     

    her gece dumanlar yürüyor

    beton yığınlarıyla örtülü sevgisiz kentler üstüne

    zifiri karanlıklar yürüyor Anne

    kapkara nehirler gibi, acı akıyor yüzünde yoksulların

    bir cehennem ateşi yanıyor yüreklerinde her akşam

    kimse kimsenin yasını tutmuyor, bölüşmüyor acısını

    bu nasıl bir dünya Anne

    bu nasıl bir dünya

    kahretsin

     

    Sarılki,

    kokun sinsin tenime, sevgin işlesin yüreğime

    bu yalancı dünyada kimim varki başka gözlerimden öpecek

    içimi ısıtacak bu karanlık soğuk kış gecelerinde

    Sarılki, serinlensin ateşler içindeki alnım

    yorgunum, beynim, tenim, ellerim yorgun

    kendime sürgün yaşamaktan

    sevgiye tanımlar aramaktan

    tüm bu oldu bittilere

    insanın kayıtsızlığından yorgunum Anne

     

    yorgunum, ağrılarım, sızılarım yorgun

    ihanetler yedi umudumu, sevgimi, düşlerimi

    her gece yalnızlıklar sürüyorum kanayan yerlerime

    ellerime çaresizlikler yüklüyorum

    üşüyorum bu karanlık soğuk gecelerde sarıl bana

     

    oysa hiç dönmedim sırtımı insan emeğine

    öpmedim namerdin elini, eğilmedim zalimin önünde

    ama ezildim bir çaresizin bakışından

    bir annenın yakarışından

    bir babanın haykırışından

    utandım Anne dünyayı kirli bahçesine çevirenlerden

    aç insanların kederinden utandım

    bombalanan şehirlerden, yalvaran gözlerden

    insanların kayıtsızlığından tüm bu oldu bittilere

    insanlığımdan utandım Anne insanlığımdan.

     

    heyhatki,

    bizi ağlatan acılar güldürüyor başkalarını

    yürek yanarsa titrer anne, gül üşürse

    kaç insan soyundan ihanet görmüş, kaç gül dikeninden

    mademki ihanet var,

    öz elleriyle boğsun gül emen çocuklarını anneler

    ve ihanet etsin şairler

    yazmasınlar bir daha gül yüzlü şiirler sevgililerine

    her mısrası kurşun olup saplansın yüreklerine

    ....

    dünyadaki tüm çocukları sevdim anne

    sevdim yeryüzündeki bütün insanları

    diline, dinine, ırkına bakmadan sevdim

    sevdim boynu halkalı köleler gibi

    nerde bir ah duydum yüreğime saplandı oklar

    nerde bir çocuk vuruldu ben de vuruldum Anne

     

    can çekişir dudağımda kelebek ölüleri

    nerede kötülük görsem.

    nerede kötülük görsem

    söner yıldızları gözlerimin, kör olurum...

     

    suskunum, susuzum, yorgunum

    bunca kalabalıkların, bunca mekanların içinde

    her defasında yarası kanayan şiirler damlarken içime

    yüreğimdeki yağmurlarla, herkesin bildiği bu dünyada

    adresi olmayan yitik mektuplar gibi yorgun

    yavru bir kedi gibi sahipsiz ve de yalnızım

    öyle mi?

    vayyy.

     

    ...........

    ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş

    alın beni üşüdüğüm yerden

    kaldırın düştüğüm yerden

    kalbinizin üstüne tutun pul pul

    vicdanınızın üstüne

    aynı soydanım sizinle

     

    yok başka bir umarım alın beni üşüdüğüm yerden

    yok başka kimsem kiminle konuşsam

    sizin elleriniz var soyan, evleriniz var kocaman

    sokaklarda gecekondularda yatmadınız karda kışta

    bir dilim ekmeğe avuç açmadınız

    utanan biz olduk yoksulluğumuzdan

    utanan anam oldu, babam, bacım, gardaşım

     

    ben nazlı bir yaprağım dalından düşmüş

    alın beni üşüdüğüm yerden

    kaldırın düştüğüm yerden

    kalbinizin üstüne tutun pul pul

    vicdanınızın üstüne

    aynı soydanım sizinle

     

    /Nuri CAN

    www.nuricann.com

     


    Tarih: , 13/1/2007 Kategori: Edebiyat
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    Beyaz Adam


                                                                                                                        FhotoSTOR

     

     

     

    Beyaz adam

    küçücüktü ilk geldiğinde

    ve oturmaktan

    bütün kemikleri sızlıyordu

    büyük teknesinde

     

    Beyaz adam

    kızılderililerin sunduğu yiyeceklerle beslenip

    topraklarına uzandığında büyüdü

    bulutlar arasında

    barış içinde yaşayan

    manitu yerine

    tapmamızı istediği de

    işkence görüp

    çarmıha gerilen

    bir ölüydü

     

    Beyaz adam

    özgürlük adına

    dev bir kadın heykeli dikti

    doğu denizinin kıyısına

    ve her gece

    altında dans ettiğimiz yıldızları

    bayrak diye tutsak etti

    bir bez parçasına

     

    Beyaz adam

    özgürlük gibi adaleti de

    bir kadın heykeliyle simgeledi

    ama elinde terazi tutan

    zavallı kadın

    gözleri bağlı olduğu için

    kendisine tecavüz edenin

    kim olduğunu göremedi...

     

    Sunay Akın

    http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=130&siir=96679

     


    Tarih: , 5/1/2007 Kategori: Edebiyat
    Yorum (0) | Yorum yaz | Bağlantı

    Yüzbin Peygamber Yatur


     

     

     

    Hor bakma sen toprağa, toprakta neler yatur

    Kani bunca evliya, yüz bin Peygamber yatur

     

    Cennette buğday yiyen, gaflet gömleğin giyen

    Hem dünyaya meyleden, Adem Peygamber yatur

     

    Arkasiyle kum çeken, göz yaşıyle yuğuran

    Kabeye temel kuran, Halil Peygamber yatur

     

    Vücudunu kurt yiyen, kurt yedikçe şükreden

    Belalara sabreden, Eyyup Peygamber yatur

     

    Balık karnında yatan, deryaları seyreden

    Kabak kökün yastanan, Yunus Peygamber yatur

     

    Kuyuda nihan olan, kul deyüben satılan

    Mısır’a sultan olan, Yusuf Peygamber yatur

     

    Yusuf’un yavu kılan, kurt ile davi kılan

    Ağlayıp göğsüz kalan, Yakup Peygamber yatur

     

    Asasın ejder eden, bahre urup yol eden

    Fir’avnı helak eden, Musa Peygamber yatur

     

    Ol Allahın habibi, dertlilerin tabibi

    Enbiyalar serveri, Resul Muhammed yatur

     

    Hayber kal’asın yıkan, kafiri oda yakan

    Şahinler gibi bakan, Ali gibi er yatur

     

    Ata ana gülleri, Kur’an okur dilleri

    Fatm’ana oğulları; Hasan,Hüseyin yatur

     

    İğnesin suya atan, balıklara getirten

    Tacın tahtın terkeden, İbrahim Ethem yatur

     

    Gündüzler saim olan, geceler kaim olan

    Ariflerin sultanı, Bayzit Bestami yatur

     

    Hakikat erleri, geçti dünyadan, her biri

    Konyada; ol Mevlana Hüdevandigar yatur

     

    Çoktur Hakkın has kulları, fikr eyle bunları

    Saysam erenleri, görsen ne sultanlar yatur

     

    Yunus sen de ölürsün, kara yere girersin

    Kara yer altında, çok günahkâr kullar yatur...

    /Yunus EMRE

     


    Tarih: , 30/11/2006 Kategori: Edebiyat
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    <- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->