Bu Sitede Ara




SAMSUN SAYFALARI
ZİYARET EDİNİZ



İÇİNDEKİLER

» Ana Sayfa
» Arşiv
»Profil


Kategorilerim

  • Belge
  • Bilginler
  • Din
  • Edebiyat
  • Egitim
  • ekonomi
  • Gundem
  • Haber
  • IktisatSiyasetleri
  • Kitap
  • Media
  • Monografi
  • Politika
  • Sahsiyetler
  • Sozler
  • Tarih
  • Tarim
  • Tutun
  • Yasam
  • Zaman


  • İrtibat İçin, samsunblog@gmail.com



    Powered by Mcan
    S.Muratcan KOŞAR



    Ankara'nın Başkent oluşu Allah'ın muradıydı!


     

    Birkaç gündür yazdıklarımız kimilerine gündemden uzak konular gibi gelebilir. Hayır, biz ülkenin gerçek gündeminden bahsettik. Önce, “İslâm’ın ilk şehidi Hz. Sümeyye’nin Türk olduğunu”  kendisi Türk olmayan Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’tan aktardık. Sonra Türklerin Kerbela’da Hz. Muhammed soyunu yok olmaktan nasıl kurtardıklarını ve Hz. Hüseyin’in Türklere bu vefakarlıkları dolayısıyla nasıl dua ettiğini dile getirdik. Yazdıklarımızı ırkçılıkla yorumlayanlar da oldu, varsın olsun, Allah(c.c.) kalbimizi biliyor. İslâm’ın ilk şehidinin Mekke gibi bir mekânda bir Türk’ün olmasını da,  “Habibim”  dediği Hz. Muhammed soyunun yok edilmekten kurtarılmasında Türklerin vesile kılınmasını da murat eden Allah olduğuna göre, birilerinin farklı şeyler demesi önemli değil.

     

    Yine Allah, Peygamberi Hz. Muhammed’in ağzından Türklerin İstanbul’u fethedeceğini de müjdelemiş, bu müjde gereği Peygamber Efendimizi Medine’de misafir eden ve savaşlarda O’nun sancaktarlığını yapan Hz. Eyyup El Ensârî, yaşı 90’ın üzerinde olmasına rağmen işte bu müjdeden kendisine düşen nasibi alabilmek amacıyla İstanbul’un fethi için düzenlenen bir sefere iştirak etmiş, şehit olmuştur. O’nun şehitliği İstanbul’un manên Türklere hazırlanması içindir.

     

    Nitekim aradan yüzyıllar geçmiş, tâ o günlerden Ankara’nın başkent oluşu için mânevî kodları döşemeye başlayan Hacı Bayram-ı Velî, İstanbul fatihi olmayı arzulayan Sultan II. Murat Han’a, bu nîmetin öğrencileri olan Ak Şemseddin ile Fatih Sultan Mehmed’e nasip olacağını söylemiş, Sultan Murat da o günden itibaren Fatih’i, İstanbul’u fethedecek bir yiğit evlat olarak yetiştirmek için çalışmış, Hacı Bayram-ı Velî’nin müjdesi 1453’te tahakkuk etmiş, eder etmez de Fatih’in ilk işlerinden biri Eyyup El Ensârî’nin mezarını buldurmak olmuştur.

     

    Hiç şüphe yok ki Ankara’nın Türklerin başkenti olmasını murat eden de Cenabı Hakk’ın ta kendisidir. Bu aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin de Allah’ın muradı olduğunun delilidir. İzah edelim.

     

    Ankara 1923 yılında Başkent olmadı mı? Evet, öyle oldu.1923’ün hicri karşılığı 1341’dir. Bakınız 1923 yılından tam 140 yıl önce Bitlisli Mutasavvıflardan Müştak Baba, Ankara’nın Başkent olacağını Hicri 1264 yılında basılan  “Divan-ı Müştak Baba”  isimli eserinin 29’uncu sayfasındaki şiirinde nasıl haber veriyor:

     “Me’vayı nazenine kim Elf olursa efser

       Labud olur o me’va İstanbul’a hemser!”

     

     “Elf”  Arapça’da bin demektir. “Efser” in ebced hesabındaki karşılığı 341 olunca, bu dizenin karşılığı 1341 olur. Müştak Baba, 1341 yılı gelince o kent (Ankara) İstanbul’a eş olacaktır diyor. Ankara 1923 yılında yani hicri 1339’da başkent oldu, dedik. 2 yıllık fark, takvim değişikliklerinden gelmektedir. Müştak Baba bu inceliği de düşünmüş, şiirin son dizelerinde,  “Hay-ı Huy ile ahir maksud olur zahir/ Beyti Veliyyul Ekrem El Haç-iydi Ekber”  demekte, yani  “O yıl kurban bayramı Cuma gününe rastlayacak” demektedir.

     

    Gerçekten de Ankara’nın Başkent olduğu 1339 yılı, Kurban Bayramı Cuma gününe rastlamıştır. Peki  “O şehrin”  Ankara olduğunu nereden çıkartıyoruz? Elbette ki şairin:

     

     “Nun ve kalem başından alınsa Nun’u Yunus,

       Aldıkça harfi diğer olur bu remz Ahzer”  Mısralarından..

     

    Bu mısralarda birbiriyle ilgisiz sözler var. Bu sözler sıra ile N, K, R, H harflerini sıralıyor. Elf kelimesinde şairin dediği yapılıp E harfi başa alındığında ENKRH’den kurulu bir kelime çıkar ki, Arapça harflerle bunun karşılığı ANKARA’dır.(*) Fazla söze gerek var mı? Ankara’yı Başkent yapan Müştak Baba değildir. Ankara’nın Başkent olacağını Müştak Baba’ya bildiren Allah’tır. Gelelim bütün bunların günümüzle ilgisine.

     

    Laiklik denildiğinde bu milletin dinini küçümseyenler aslında Allah’la savaş halindedirler. İlk sözümüz bu kesime. İkinci sözümüz ise tabii ki,  “Ankara’nın şerrinden Brüksel’in şefaatine sığınırız”  diyenlere. Onların şer dediğini Allah (c.c.) hayır olarak murat etmiş ve Mustafa Kemal ve arkadaşlarını bu  “Hayır” a vesile kılan Allah(c.c.) olmuştur.

     

    (*Biz bu bilgileri H, Nurbaki’nin Anadolu Mucizesi isimli eserinden derledik)

    /Hasan DEMİR –Yeniçağ

    http://www.haber7.com/artikel.php?artikel_id=143098

     

     


    Tarih: 14:56, 5/6/2008 Kategori: Belge
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Atatürk ve Türk Kadını



    /Prof. Dr. Tülin Günşen İçli*  

    Bu yazıda, Millî Mücadele yıllarında Türk kadınının durumundan, verdiği hizmetlerden başlayarak, modern Türk toplumunda kadın ve Atatürk’ün Türk kadınına verdiği değer açıklanmaya çalışılacaktır. Millî Mücadele’de Türk kadınından söz ederken, onun cephede ve cephe gerisindeki hizmetlerini ayrı ayrı açıklamak gerekir kanısındayım.


     

    Kurtuluş Savaşı sırasında kadın Millî Mücadele’ye erkek kadar hizmet etmiş, en zor şartlara katlanmış, cephede erkekle omuz omuza düşmana karşı savaşmış, zaman zaman düşmana esir düşüp işkenceye maruz kalmış ama herşeye rağmen mücadelesine sonuna kadar devam etmiştir. Şimdi sayacağım isimleri belki ilk defa duyacak belki de bir defa daha hatırlayacaksınız. Kara Fatma, Ayşe Hanım, Bitlis Defterdarının hanımı, Kara Fatma Şimşek, Hatice Hanım, Tayyar Rahmiye, Melek Hanım, Tarsuslu Kara Fatma, Gaziantepli Yirik Fatma, Mudurnulu Fatma Kadın, Nazife Kadın, Gördesli Makbule, Asker Saime Hanım Kurtuluş Savaşı’na katılan mücahit kadınlardan sadece bir kısmıdır.

     

    Bu kahraman kadınlardan biri olan Kara Fatma (Fatma Seher) Erzurumlu Yusuf Ağa’nın kızıdır. Balkan Savaşı sırasında Edirne’de düşmanın kuşattığı Yanık Kışla’da kocası Derviş Erden’le birlikte askerlik hayatını paylaşmıştır. Daha sonra dokuz, on kadınla birlikte Kafkasya cephesine gitmiş ve eşinin ölümünden sonra da bir gurup kadınla Anadolu’ya geçerek Atatürk’ten kendilerini görevlendirmesini istemiştir. Daha sonra Birinci İnönü (21 Şubat - 12 Mart 1921) ve İkinci İnönü (31 Mart - 1 Nisan 1921) savaşlarına katılıp kendisi yaralanmış, 18 kadın da şehit olmuştur. İyileştikten sonra Düzce çevresindeki asker kaçaklarını vatanî görevlerine davet için gitmiştir. Kara Fatma 28 Haziran 1921’de İzmit’in düşmandan kurtarılmasına kadar orada kalmıştır. Bu arada Hisarcık’ta Kaynarca Mıntıkası kumandanı Naim imzasıyla gelen yazıda harekât sırasında pekçok yararları görülmüş olan Fatma Seher hanıma teşekkür edilmiş, (26/27 Ağustos 1921 tarih ve 193 sayılı) Liva Tamimi ile de bu kahramanlığı açıkça taktir edilerek başka birliklere de örnek gösterilmiştir.1.

     

    Kara Fatma, 26-30 Ağustos 1922’de Başkumandanlık Meydan Muharebesi’ne de katılarak düşmana esir düşmüş ve kaçmayı başardıktan sonra üsteğmenliğe terfi etmiştir.2.

     

    Kara Fatma, canları pahasına vatan savunmasına katılan kahraman kadınlardan sadece biridir. Nazife Kadın Yunanlılara Türk birlikleri hakkında bilgi vermediği için fırına atılarak yakılmış, Makbule Hanım da geri çekilen askerleri kınayarak (Akhisar - Sındırgı hududunda Kocayayla’daki savaşta, Mart 1922) ön safhaya geçmiş ve başından vurularak şehit edilmiştir3.

     

    İşte Türk kadınlarının bir kısmı cephede cesaretle savaşırken, cephe gerisinde olanlar da boş durmamış, kocaları, oğulları cephede savaşırken onlar da bilinçli bir şekilde çeşitli faaliyetleri ile Millî Mücadele’ye aktif olarak katılmışlar, savaş yaralarını sarmışlardır.

     

    Cepheye sırtında, kağnısında cephane taşıyanlar yanında, askere yiyecek, giyecek hazırlamayı da severek kendisine vazife edinenler gene Türk kadınları olmuştur. Ankara Ulus Meydanı’nda omuzunda mermi taşıyan Türk kadını heykeli gelecek nesillere Türk kadınının Kurtuluş Savaşı’nda-ki hizmetini, neler yapabileceğini kanıtlayan bir simgedir.

     

    Millî Mücadele yıllarında kadının faaliyetlerini gösteren bir başka önemli olay Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Reşit hanım ve arkadaşları tarafından 1919’da kurulan “Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti”dir. Bu cemiyetin kısa sürede Burdur, Yozgat, Konya, Pınarhisar, Kayseri, Amasya, Erzincan, Niğde, Maraş Erzincan, Kastamonu, Eskişehir, Viranşehir ve Aydın’da merkeze bağlı birçok şubeleri açılmıştır. Bu cemiyet padişaha, İstanbul hükümetine, bazı kuruluşlara ve yabancı devlet temsilciliklerine yazılar, telgraflar göndererek bazı haksızlıkların düzeltilmesini istemiş, zaman zaman İtilâf Devletleri temsilcilerine gönderdiği telgraflarla onların tutumlarını protesto etmiş, bazı İstanbul gazetelerinde yayınlanan zararlı yazılara son verilmesi için Osmanlı Matbuat Cemiyeti’ne telgraf göndermiştir. Ayrıca cemiyet kanalıyla toplanan paralarla orduya ve felakete uğrayan bölgelere yardım edilmiştir. Böylece cemiyetin merkez ve şubeleri birbirleriyle yakın ilişki içinde organize ve bilinçli olarak faaliyetlerine devam etmişlerdir.

     

    Örneğin, cemiyetin İzmir’in Yunanistan’a katılması hazırlıklarını protesto etmek üzere İtilaf Devletleri’ne ve Amerika temsilcilerine çektiği 17 Ocak 1920 tarihli telgraf şu şekildeydi: “İzmir’in Yunanistan’a ilhakı maksadıyla istihbaratta bulunulduğunu işittik.... İzmir tarihen ve ırkan Türk olduğu gibi bugünde yarın da Türk olacaktır. Söz namustur. Biz Türkler öyle biliyoruz- İşte bu iman ile devletlerinizin, milletlerinizin sözlerine itimat ederek terk-i silâh eyledik. Ahd üzerine terk-i silâh eyleyen masum bir milletin boğazlanması canavarlıktır... Günden güne artmakta olan bu zulümler, bu haksızlıklar karşısında değil erkeklerimiz biz kadınlar bile inkıyat ve tahammül göstermeyeceğiz...4

     

    Halide Edip Adıvar anılarında, Millî Mücadele yıllarında halkı bilinçlendirmek, vatan meselelerini anlatmak için yaptığı toplantılardan birinde karşılaştığı bir olayı şöyle aktarır : “Salonda İstanbul ve Ankara kadınları ile birlikte köylü kadınlar da vardı. Onlara Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu açıkça anlattım. Konuşma bitince yanıma yaklaşan bir köylü kadını: Senin ne dediğini anladığımı söylemek istiyorum. Benim Darülmalumatta bir kızım var. O da hizmet edecek. Ben fukara bir çamaşırcı kadınım. Ona tahsil verebilmek için her gün çalışıyorum. 0 da bir gün öğretmen olacak, senin konuştuğun gibi konuşacak. Benim oğlum Çanakkale’de öldü. Ağlamıyorum, işimi bırakmıyorum, çünkü kızıma tahsil veremem. Sonra koynundan çıkardığı parayı Hilâl-i Ahmer’in yaralılarına diye uzattı. Birbirimizin gözünün içine bakıyorduk. 0 ana kadar Türkiye’nin geleceğine bu kadar kuvvetle iman ettiğimi hatırlamıyorum. Böyle bir unsur mevcut oldukça memleketimiz için her türlü cefa ve fedakârlık azdır bile.” Aynı toplantıda Ankaralı kadınlar da bütün Ankara’da Hilâl-i Ahmer’e erkeklerin tümü tarafından verilen kadar para yardımı yaparlar5.

     

    Millî Mücadele’de kadının kendini kanıtladığı bir başka alan öğretmenliktir. O dönemde ülkenin en ücra köşelerine kadar kadın öğretmenler gitti. Yazar kadınlarımız yazılarıyla bilinçli olarak Millî Mücadele ruhunu canlı tuttular.

     

    Atatürk, Türk kadınının bütün bu fedakârlık ve hizmetlerini çok takdir etmiş ve Türk kadınına ne kadar değer verdiğini her vesile ile tekrarlamıştır. Kadın cephede ve cephe gerisinde organize, bilinçli ve başarılı faaliyetleri ile Atatürk’ün dikkatini çekmiş ve erkekle omuz omuza verdiği mücadeleyle zaten erkekle eşitliği elde etmiştir.

     

    Meşrutiyet döneminin bütün düşünce akımlarını ilgiyle izleyen, ülkesinin sorunlarını yakından inceleyerek bunlar üzerinde düşünen Atatürk, Türk kadınını “ikinci sınıf insan konumundan kurtarmanın zorunlu olduğu sonucuna ulaşmıştır.

     

    Atatürk, 1916’da Doğu Cephesi kumandanıyken çevresindeki kişilerle sohbet sırasında kadınla ilgili sorunları tartışıyor, kadınların iyi yetiştirilmesinin topluma sağlayacağı yararları, çalışma yaşamında kadına da yer verilmesi gibi hususları vurguluyordu. 1918’de Karlsbad’da tuttuğu notlardan anlaşıldığı gibi sosyal yaşamdaki inkılâpları gerçekleştirmeyi daha o tarihlerde düşünmüştür6.

     

    Atatürk, Cumhuriyet’in ilânından dokuz ay önce kadın hukukunda inkılâp ihtiyacı konusundaki düşüncelerini şu sözleri ile açıklamıştır :

     

    “Bir toplum cinsinden yalnız birinin yeni gerekleri edinmesiyle yetinirse o toplum yarıdan fazla kuvvetsizlik içinde kalır..”

     

    “Bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlik ve kusurdan doğmaktadır.. “

     

    “Yaşamak demek faaliyet demektir. Bir toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer organı işlemezse o toplum felç olmuştur... Bizim toplumumuz için ilim ve teknik gerekli ise bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın edinmeleri lâzımdır. Malûmdur ki, her safhada olduğu gibi sosyal hayatta dahi iş bölümü vardır.. Bu günün gereklerinden biri kadınlarımızın her hususta yükselmelerini temindir’’.

     

    10,23’de Konya’da konuşurken de Atatürk Türk kadını ile ilgili düşüncelerini şöyle dile getirir:

     

    “Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını gibi emek verdim diyemez.- Belki erkeklerimiz memleketi istila edenlere karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında hazır bulundular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir... Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırlıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin harp malzemesini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahî Anadolu kadınları olmuştur. Bundan ötürü hepimiz, bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim”8.

     

    Atatürk’e göre, son yıllardan önce de milletimiz yenileşmeye teşebbüs etmiştir. Fakat gerçek yararlar görülmemiştir. Bunun nedeni ise “esasından, temelinden başlanmamış olmasıdır”. Çünkü bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir.

     

    Kadın ailenin temelidir. Aile içinde gerek çocukların yetiştirilmesinde, gerekse kültür unsurlarının nesilden nesile geçirilmesinde köprü vazifesi görür. Bu nedenle sadece çocuğun topluma hazırlanmasında değil, ailede sağlıklı bir iletişim ortamının kurulmasında da önemli rol oynayan kadınlar Atatürk’ün ifadesiyle: “...hatta erkeklerden daha çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar..”9.

     

    Bunun için de Atatürk, kadınların her alanda erkeklerle eşit sosyal, siyasal ve hukuksal haklara sahip olmaları konusundaki tedbirleri almıştır.

     

    Kadınların sosyal ve siyasal hakları elde etmeleri de aşamalı bir şekilde gerçekleşmiştir: 1924’de Tevhid-i Tedrisat kanunu kabul edilmiştir. Siyasal ve sosyal yaşamda bilimin ve aklın önderliğine inanan Atatürk, eğitimin önemini vurgularken, toplumun bütün fertlerinin kadını, erkeği, çocuğu, köylüsü ve işçisiyle eğitilmesi gerektiğini ifade ediyordu. Çünkü toplumun her bir parçasının ayrı bir fonksiyonu olduğuna, bu fonksiyonların mükemmel bir şekilde yerine getirilmesi ile sosyal bütünleşmenin ve kalkınmanın mümkün olacağına inanıyordu.

     

    Atatürk’ün kadın konusundaki uygulamalarının en önemlilerinden biri olan Medeni Kanun 4 Nisan 1926’da kabul edilerek yürürlüğe girdi. Böylece erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi yasaklanarak bu yolla aile içi ilişkilere düzen ve huzur kazandırılması amaçlanıyordu. Ayrıca, kadın evlenme ve miras hukukunda erkekle eşit hale getiriliyor ve dini nikah yerine medenî nikâh şart koşularak evlilik yaşamı süresince olduğu gibi, sonrasında da kadın ekonomik ve hukuksal yönden güvence altına alınıyordu.

     

    Daha sonra, 3 Nisan 1930’da belediye seçimlerine katılmak için yalnızca Türk olma şart koşulmuş ve kadın mahallî seçimlere erkekle eşit haklara sahip olarak katılmıştır. 26 Ekim 1933’de çıkan Köy Kanunu ile muhtar, 5 Aralık 1934’de de milletvekili seçimlerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.

     

    Görülüyor ki, Atatürk’ün kadınla ilgili bütün uygulamaları Kurtuluş Savaşı’nda gerek cephede, gerekse cephe gerisinde ülkesini savunmak için elinden geleni yapmış fedakâr, kahraman Türk kadınına verdiği önemin, onun yeni Türkiye’nin kalkınmasında da çok yararlı olacağı hususuna olan inancının kanıtıdır.

     

    Bu nedenledir ki, kadının sadece ev hizmetlerinde değil, her meslekte ülke kalkınmasına, sosyal, siyasal ve ekonomik yaşama aktif olarak katılması konusunda bütün tedbirleri almıştır. Türk kadınına düşen bu hakları görev bilip onlara sahip çıkmaktır.

     

    Bu konuyu Atatürk’ün şu anlamlı sözleri ile tamamlamak istiyorum:

     

    “Daha selâmetle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını çalışmamızda ortak yapmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmî, ahlakî, içtimaî iktisadî hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve koruyucusu yapmak yoludur. “10.

     

    KAYNAKÇA

    1 Fevziye Abdullah Tansel, istiklâl Harbinde Mücahit Kadınlarımız, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Türk Tarih Kurumu Basımevi, sayı: al, Ankara 1991, s. 30.

    2 A.g.e., s. 25-39.

    3 A.g.e., s. 51-54.

    4 Bekir Sıtkı Baykal, Milli Mücadelede Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, Atatürk Araştırma Merkezi Atatürk ve Atatürkçülük Dizisi: 2, Türk Tarih Kurumu Basım evi, Ankara 1986, s. 28-29.

    5 Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı, Çan Yayını, İstanbul 1962, s. 188-190.

    6 Turhan Feyzioğlu, “Atatürk ve Kadın Haklan”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cilt: II, sayı: 6, Temmuz 1986, s. 541-542.

    7 Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Turhan Kitabevi, Ankara 1984, s. 97-98.

    8 Feyzioğlu, a.g.e., s. 593.

    9Kocatürk, a.g.e., s. 94.

    10 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri II, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayınları, 1959, s. 150-151. 

      ----------------------

    * Polis Akademisi Başkanlığı -

    - ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 25, Cilt: IX, Kasım 1992 

    http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=Print&DergiIcerikNo=553&Yer=DergiIcerik

     

     


    Tarih: 00:51, 11/7/2007 Kategori: Belge
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Memleketteki Doktorların Bazıları Kocakarı Bile Olamaz.


    Selimcan AKSOY İstanbul, 1998

     

     

     

    Doktor Sayısı Yetersiz Ama Olanlar Yeterince Yeterli mi. Bu soru oldum olası kafamı kurcalar durur hep. Hani içinizi kemiren bir kuşku vardır da kendinizi bile kandırır, iknâ edersiniz ya. Bin bir iyi niyetle, yok canııımmmmm mutlaka bilmediğim bir şeyler vardır vardır vardır diye diye. Ama kahrolası gerçek amansızca, sapasağlam ve acımasız bir şekilde karşınızda durur. Bugün doktor sayısı aazzz, şu kadar hastaya şu kadar doktor düşüyor, bu sayının standardı şuduuurrrrr, bizde de en az şu olmalıdır diye bağırtıları hepimiz duyuyoruz. Hepimiz okul okuduk, duymuşsunuzdur; bazı okullar için eşşeği bağlasan şu kadar sene sonra mezun olur derler. Hepimiz duyduk bunu ve kıkırdadık duyunca da. kıkır kıkır kıkırdadık çünkü en az biber kadar acı bir gerçekti.

     

    Askerde size söverler de esas duruşta o sövgüyü dinlersiniz ya. Arkadaşlarınız da kıkırdaşır size sövüldükçe. O kıkırdaşma çaresizlikten doğan sinir kırizinin dışa vurumudur aslında. Maalesef genç doktorlarımız da bu durumda. Kimi mesleğine ilgisiz. Kimi mesleğinde bilgisiz. Kimi de bilgisinde yetersiz. Bir kısmı da bilgisiyle âciz. Kimisi de var aslanlar gibi. Ama o size bize düşer mi dersiniz. Yetersiz doktoru bir kocakarıdan ayıran ne ola ki. Bakın size acı gerçeğe ilişkin bir örnek sunayım. Ve sonunda da isterseniz yorum yapmayayım, yorum sizin. ( Not: Bu yazımıza, özellikle Yetersiz doktoru bir kocakarıdan ayıran ne ola ki sözümüze ilişkin aşırı tepki mailleri aldık.)

     

    Hakkının hakkı hakkıya. Kimse gücenmesin. Elbette sözümüz herkese değil. Öyle bir anlayışa sebep olduysak çok özür dileriz. Size bilmemenin ayıp olmadığını ve bilginin yetersizliğinde sevk mekanizmasını zamanında çalıştırmanız gerektiğini hatırlatmak noktasında eleştirdik. Bu olayda yetersiz kalanlar beni aşıyor deme olgunluğu ile kocakarı metodları ile uğraşmak yerine gereken yerlere sevki uygun görselerdi... di ... di... di... )

     

    İşte size 4 yaşındaki Selimcan Aksoy 'un sağlık karnesi.Olayın kahramanı mı? Ne kahramanı olayın zavallısı. Zavallı yazdım ama sanırım Selimcan burada zavallı olmuyor. Asıl zavallı çaycılık bile yapması insanların sağlığı açısından mahsurlu olan doktorlar. Bi de üstüne üstlük bu zavallıların, İstanbul Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesinde Dr. olarak görev alması. Alması diyorum çünkü, sanmıyorum ki bu kocakarı ilacı bile yazamayacak insanlara görevi yönetimin verdiğini. Okuyun da memleketimin asıl manzarasını görün...

     

    Daha öncesinden de bilinmeyen rahatsızlıkları olan Selimcan 12 Mart 2002 günü fenalaşır ve annesi doğumunu yaptığı yer olan İstanbul Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesine götürür Selimcan'ı. Selimcan'ı kabul eden Dr. Mehmet Çalık olayın sadece bir üst solunum yolları enfeksiyonu olduğunu ve 2 şurupla işin hallolacağını söyler. (Çocukluğumda bizim oralarda Hanife ebe derler bir kocakarı vardı, o da böyle derdi...) ilaç yazar başından savar. Doktor Mehmet Çalık elbette bir kocakarı değildir ve Hipokrat yemini gereği muayene etmeyi de ihmâl etmemiştir Selimcan'ı. Hee bu arada sol alttaki resimde yazıya geçtiği kadarki şikâyetlere rağmen iki ilaçla savmıştır üstüne üstlük. Eee ateş, öksürük ve kusma. Olsa olsa üşütmüştür iki şurup yeter. Az da istirahat etsin bişeyciği kalmaz... ( Hanife ebe olsa böyle derdi...)

     

    İstanbul Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nin ciddiyetsizliğinden yılmış olan annesi, Selimcan'ın şikâyetlerinin devam etmesi üzerine onu Eyüp 'te bulunan Haseki Hastanesi Eyüp Semt Polikliniği'ne götürür. Israrla çocukta fışkırarak aşırı bir kusmanın olduğu ifade edilmesine rağmen, yavruya burada da 8 tane penisilin yazarlar reçeteye ve şut. Yavrucuk kuzu kuzu kusa kusa penisilinleri yer.

     

    Penisilinlere rağmen çocukta bir iyileşme emâresi görülmemesi, hattâ şikayetlerin artması üzerine, yine Haseki Hastanesi Eyüp Semt Polikliniği'ne müraacat eder annesi. Ve gene 3-5 Hasibe ebe ilacı yazılıp baştan savılır. Ayrıca üstüne üstlük bir de acil bademcik ve geniz eti ameliyatı uygun görülür. Kusmanın sebebi olarak mutlaka genzini tıkayan bir parça olmalı demiştir doktor. Çeken bilir derler. Annesine güven vermediği için, daha güvenilir bir doktora danışılana kadar bu işlem askıya alınır. Hatırlıyorum Hasibe ebe de ben sarılık olduğumda kulağımı jiletle kesip sarı ip falan bağlamıştı küçükken.

     

    Fakat ilaç milaç kâr etmiyor geceleri sıçrayarak uyanıyor Selimcan. 9 Mayıs 2002 'ye kadar devam eder evdeki çile. Bu arada .. tane doktor görmüştür Selimcan'ı iğne ilaç delik deşik ve de perişan Selimcan'cık ve sevenleri.

    Yine bi çare annesi, denize düşen misâli Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesinden yeniden medet umarak Dr.Mehmet Çalık beyefendiye tekrar götürür Selimcan'ı. Sol alttaki resimdeki sağlık karnesine de yansıdığı gibi aynı şikâyetler devam etmektedir, hattâ artarak devam etmektedir ve ısrarla belirtilir şikâyetler. Kusmalar fışkırma seviyesine yemyeşil olma özelliğini de eklemiştir. Nöbetler korkunç bir hâl almıştır... Aahhh ahhhh...

     

    Aradan geçen 3 gün içinde çocuk morarmaya başlamıştır. 13 Mayıs 2002 günü aniden gelen korkunç bir nöbet sonucu gene Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi Aciline götürülür Selimcan'cık. O anda bir mucize olmuştur. Şans Selimcan'cığa gülmüş müdür nedir? Konunun uzmanı Beyin ve sinir cerrahisi uzmanı Dr.Hakan Gedik beyefendi nöbettedir. ve bi kere daha ıskaaaaa. Tüm artan belirtiler belirtilmesine rağmen men men. Çocuğa bir de yanına çağırdığı o gün nöbetçi olan çocuk doktoruyla beraber astım teşhisi koyarlar lar lar. Bi sürü Hasibe ebe ilacı daha ecza dolabına dolmuştur. O ilaçları zorlan verdikçe Selimcan'cığın rengi yavaş yavaş morarmadan zenciliğe doğru değişir. Konuşabilse bücür diyecek belki de. Ama konuşamıyo da... Öffff ne diyim...

     

    Ertesi gün gene fenadır bücür. Ailesi bi şeyi yanlış mı yapıyoruz diye gene bücürü alıp Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesine gider. Doktor beyler sülaledeki hastalıkları sorarak, bücürün de saçını okşayıp, teşhisin doğru olduğunu tedaviye devam aynen devam edilmesi gerektiğini söyleyerek güle güle derler ailesine. Hee bi de geçmezse bir ay sonra kontrole gelin demişler ve bunu da solda görülüyor yazmışlardır.

     

    17 Mayıs 2002 Cuma günü öğle sonu ailesi panik halinde gene Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi' nde aynı doktora başvurur. Kusma ve nöbetlerin korkunçlaştığından bahseder. Doktor izne ayrılacağını uğraşamayacağını söyler. Gene de görevinin gereğini yaparak göğsünü açtırır Hasibe ebem gibi bi dinler ve Muskacı hoca gibi bi de göbeğine üfler, Bağırsak enfeksiyonu var ek olarak iyice istirahat etsin bişeyi kalmaz der. Bu da Deniz Hastanesi kayıt defterinde kayıtlıdır...

     

    Ve 19 Mayıs Pazar günü ailesi ve sevenleri evde çaresizlik içinde ölür ölür dirilir. Pazartesi sabahı askeri hastaneye … olsun deyip Çapa İstanbul Tıp Fakültesine giderler. Çocuğu daha acilin kapısında görür görmez oradaki doktorlar, koşuşturmaya başlarlar. Derhal klinikler arası bir telefon trafiği başlatırlar. O an MR 'ı çekilir acil ve yoğun bakıma alınır. Ve ve ve sonrası iste raporlar yanda.

     

    Son durumumuz da bu ben ne diyim. Siz bakın işte. Teşekkürler Çapa. Teşekkürler İstanbul Tıp fakültesi. Teşekkürler Prof.Dr Nail İzgi Bey ve değerli arkadaşları.

     

    Selimcan’ın Sağlık Karnesi

    http://www.webamca.com/resim/b/001.jpg

     

    İlk Teşhis (ÜSYE)

    http://www.webamca.com/resim/b/002.jpg

     

    İkinci Teşhis (TONSİLİT)

    http://www.webamca.com/resim/b/011.jpg

     

    Üçüncü Teşhis (A. Rinit)

    http://www.webamca.com/resim/b/012.jpg

     

    Dördüncü Teşhis (A. Tonsilit)

    http://www.webamca.com/resim/b/003.jpg

     

    Beşinci Teşhis ( Bağırsak Enfeksiyonu)

    http://www.webamca.com/resim/b/006.jpg

     

    Kontrol Sonucu (Müspet)

    http://www.webamca.com/resim/b/007.jpg

     

    Son Nokta (Beyin Tümörü)

    http://www.webamca.com/resim/b/008.jpg

     

     


    Tarih: 00:43, 28/6/2007 Kategori: Belge
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Türkiye'de Havacılığın Tarihsel Gelişimi



    Çanakkale Savaşları warfare açısından önem kazanmaktadır. İlk defa deniz birlikleri, kara birlikleri ve hava kuvvetlerinin koordinasyonu sağlanmış ve topyekün bir savaş biçimi ortaya çıkmıştır. Diğer bir tabirle Çanakkale Harbi deniz, kara ve hava kuvvetlerinin sınandığı bir savaş oldu. Uçak gemilerinden sabit balonlara, savaş uçaklarından hava bombardımanına hava gücü her yönüyle Çanakkale'de sınav verdi.


     

    Çanakkale Savaşına Osmanlı Ordusu 4 uçakla katılmıştır. Bunlar; CURTISS MF, BLERIOT XI b, DEPERDESSIN TİPİ KEŞİF VE MEKTEP (EĞİTİM) UÇAKLARIDIR...

     

    Düşman donanmasının sahip olduğu FOKKER III tipi avcı uçaklarının yanında oldukça etkisiz kalınmıştır. Daha savaşın başlarında birçoğu saf dışı kalmış, bir uçağımız görevine devam edebilmiştir.

     

    Çanakkale Harbinde görev yapan Subay ve Mühendislerimiz;

     

    MULAZIM FRANK SEIDLER

    MULAZIM EVVEL KORNER

    YZB.ALI RIZA BEY

    MULAZIM ORHAN BEY

    MULAZIM EVVEL PILOT CEMAL DURUSOY

    YZB.HÜSEYIN SEDAT

    PILOT MEHMET ALI SEREZ

    ( RUHLARI SAD OLSUN)

     

    /Cenk TUTUCU

     


     

    Türk Havacılığının Doğuşu

    5 Şubat 1911 yılında Fransa ve Almanya ateşe militerlerinden bu ülkelerin hangi şartlarla öğrenci kabul edecekleri soruldu. Yapılan değerlendirmeler sonucu imtihana katılan gönüllü yedi subaydan birinci olan Süvari Yüzbaşı Fesa Bey ve ikinci olan İstihkam Teğmeni Yusuf Kenan seçildi. Her ikisi de Fransa ‘da Bleriot okuluna 1911 yılında yollandı. Bu iki aday, okulu bitirerek 1912 Şubatında yurda döneceklerdir. Fesa, Fransa hava kulübünün 780 numaralı brövesini almıştı. Türk Ordusunun da 1 numaralı brövesini taşımaktadır. Yusuf Kenan 797 Nolu bröve okuldan mezun olmuştur.

     

    1911 Haziranında havacılık işleriyle uğraşmak üzere Genel Kurmay 2. Şubeden Yarbay Süreyya Bey memur edildi. Süreyya Bey, Paris, Berlin ve Viyana ataşe militerlerinden uçuşla ilgili yayınları getirtirken bir yandan da Paris'te okuyan pilot adaylarının durumu ile ilgilendi. Bir iki aylık incelemelerden sonra da İstanbul'da bir tayyare mektebi ile bir tayyare merkezi kurulması teklifinde bulundu.

     

    Süreyya Bey, Erkan-i Harbiye'de görevli olduğundan bu faaliyetine resmi bir yön vermek gerekiyordu; bu sebeple Kıtaat-ı Fenniye ve Mevakı-i Müstahkeme Müfettişliği emrinde bir havacılık komisyonu kuruldu. Türk Askeri Havacılığının ilk resmi organı bu komisyondur. 4 kişiden mürekkepti. Başkan Yarbay Süreyya Bey, üyeler İstihkam Yarbay Refik, İstihkam Binbaşı Mehmet Ali ve Zeki Bey'ler idi. Komisyon, Paris ataşe militerliğinden tayyare teklifleri getirtmekle ve teşkilat projeleri hazırlamakla işe başladı. Tayyare mektebinin yeri için Mahmud Şevket Paşa, Usküdar havalisini istemekteydi. Fakat münasip bir yer bulunmadığından Ayastafanos (Yesilköy) ‘a yakın Safraköy'de, İstanbul - Çekmece yollarının kesiştiği arazi uygun görüldü ve arazinin sahibi Barutçubaşılar'dan satın alındı. 1912 yılına girerken de 700 x 1500 m2 bir alan üzerine iki tayyare hangarı yapımına başlanacaktı.

     

     

    Trablusgarp Savaşında Gelişen Önemli Havacılık Olayları

    29 Eylül 1911 tarihinde İtalya'nın Trablus'u bombardıman etmesiyle başlayan Türk-İtalyan savaşında; Türklerin uçak ve balon kullanmamasına karşın, İtalyanların 28 Uçak ve 4 balondan oluşan hava gücüyle savaşa katılmaları aşağıdaki önemli havacılık olaylarına neden olmuştur. Bu savaşta:

     

    1. İtalyanlar tarihte ilk kez uçağı savaş aracı olarak kullandı.

    2. Yzb. Piazza, Bleriot uçağıyla tarihte ilk kez Aziziye üzerinde hava keşfi yaptı (23 Ekim 1911).

    3. Türkler tüfeği ilk kez uçaksavar silahı olarak kullandı ve Moizzo'nun Nieuport uçağını kanadından yaraladı (25 Ekim 1911).

    4. Yzb. Piozza havadan ilk kez topçu ateşini yönlendirdi (28 Ekim 1911).

    5. Yzb. Gavotti, Türk mevzilerine ilk havadan yere bomba atışını yaptı (Kasım 1911).

    6. Türkler ilk kez Yb. Roberti'nin uçağına karşı topçu ateşi açtı (15 Aralık 1911).

    7. İtalyanlar Araplara beyanname atarak ilk psikolojik hava muharebesini yaptı (15 Ocak 1912).

    8. Havada ilk vurularak yaralanan kişi Rasıt Yzb. Carlo Montu oldu (31 Ocak 1912).

    9. Yzb. Piazza ilk hava keşif fotoğrafını çekti (Mart 1912).

    10. Yzb. Marengo ilk gece bombardımanını yaptı (11 Haziran 1912).

    11. Atğm. Manzini uçağıyla denize düşerek ilk hava harp kurbanı oldu (25 Ağustos 1912).

    12. Türkler tarafından tutsak edilen Moizzo, tarihin ilk hava esiri oldu (10 Eylül 1912).

    13. Moizzo'nin uçağı Nieuport tarihte Türkler tarafından ele geçirilen ilk düşman uçağı oldu (10 Eylül 1912).

    (…)

     

    Balkan Savaşında Gelişen Önemli Havacılık Olayları

    30 Eylül 1912'de Balkan Savaşının çıkmasıyla eğitimde olan pilotların yurda dönmesi sonucu 15 uçağa karşılık pilot sayısı 2'si yetişkin olmak üzere toplam 8 kişiye ulaştı. 4 Alman, 3 Fransız pilot ve 5 makinist getirilmesine karşın, yönetim ve ikmal desteği aksaklıkları sonucunda Havacılarımız savaşın ilk döneminde başarılı olamadılar. Kırklareli'ye Şark Ordusu’nun emrine gönderilen 2 Harlan uçağı ile Selanik'e Garp Ordusu’nun emrine gönderilen 1 Bleriot ve R.F.P. uçağı, orduların hızlı geri çekilişi üzerine düşman eline geçti (son 2 uçak pilotlarca tahrip edilerek bırakıldı).

     

    Savaşın Şubat 1913'den sonraki 2 nci dönemi ile Temmuz 1913'den sonraki 3 ncü döneminde ise hem pilotlar ustalaştığından, hem de yönetim katları deneyim kazandığından pilot olarak Fesa, Fethi, Salim, Nuri, Fazıl Bey'ler, rasıt olarak da Kemal, Kenan, Tahsin, Mehmed ve Sadık Bey'ler Çatalca'dan Edirne'ye kadar Trakya'nın çeşitli yörelerinde başarılı keşif görevleri yaparak Çatalca muharebesinin kazanılmasında ve ordunun ileri hareketinde önemli rol oynadılar. Bu nedenle ayrıca rasıt sınıfının özel olarak yetiştirilmesi kararlaştırıldı. Alman pilot Mario Scherff dışındaki yabancı pilotlar başarılı olamadıklarından memleketlerine geri gönderildiler.

     

    Bu savaşta keşif ve bombalama amacıyla Yunanistan uçak, Bulgaristan ise uçak ve balon kullandı. Bulgarlar ayrıca uçakla bildiri attılar ve Selimiye Camii'ni bombaladılar, ancak isabet almadı. Edime yakınlarında zorunlu iniş yapan Bulgar uçağı ele geçirildi, pilotu Rus Nicolas esir edildi. Bir Yunan deniz uçağı da yerden açılan ateş sonucu Çanakkale açıklarında denize zorunlu iniş yaptı.

    (…)

     

    Seferberlik ve Savaşın ilk Yılında Türk Havacılığı

    Seferberliğin ilanıyla beraber Türkiye'nin Almanlar'a olan eğilimini bilen Binbaşı De Goys, Fransa Hükümetinin de telkiniyle memleketine döndü. Binbir fedakarlıklarla Fransa'ya ısmarlanan kara ve deniz tayyarelerimize de el kondu. Muhabere ve Muvasala Dairesi, havacılık kısmı ile birlikte Genel Karargaha bağlandı.

     

    Mektebe yeni alınan tayyareciler, Türk hocalarının bilhassa Salim'in idaresinde eğitimlerine devam etmekte beraber, seferberliğin icap ettirdiği savaş, görevleri dolayısıyla yetişkin pilotlarımızın hocalık yapmasına imkan kalmadı. Ancak 34 talebemiz solo uçuş, yapacak duruma girmişti. Gerek Mısır ve gerekse Doğu cephesi için pilot ve tayyareye ihtiyaç pek fazla idi. Alman tayyarecisi Baser'in tayyaresi ile Fransızların tecrübe için getirdiği iki Nieuport deniz tayyaresine el kondu.

     

    Seferberlikteki tayyare durumu şöyledir:

    1 adet Rumpler (adı Fethi), pilotu Üsteğmen Şakir.

    2 adet Bleriot (adları Edremit, Tank bin Ziyad) pilotları Üsteğmen Salim, Yüzbaşı Fesa.

    1 adet Deperdessin (adı Osmanlı), Üsteğmen M. Ali (Mektep tayyaresidir, fakat askeri hizmete alındı).

    2 adet Nieuport Deniz (Birinin adı Mahmud Şevket Paşa),

     

     

    Kurtuluş Savaşında Türk Havacılığı

    Osmanlı İmparatorluğuna imzalattırılan Mondoros Antlaşmasına göre; askerler terhis edilip, silahlara el konulacak ve önem1i görü1en yerler gözetim altında bulundurulacaktı. Bu arada Yeşi1köy'deki askeri kuruluş1arda İngiliz ve Fransızların gözetimi altına girdi.

     

    Buradaki uçak ve gereç1er Kartal-Maltepe'ye, deniz uçak1arıda Ha1içdeki Bahriye Nezareti ambarlarına taşındı. Filistin ve Irak'tan çeki1en hava birliklerinin kalıntıları da Konya ve Elazığ'a getirildi.

     

    Alman personel ve teknisyenlerinin gitmesiyle de büyük Hava Müfettiş1iği umumiliğinin kuru1uş ve kadro olarak adından başka bir şeyi ka1mamıştı. Bu nedenle 1919'da hava kuru1uş1arı küçültüldü, balon, uçaksavar ve meteoroloji kuru1uş1arı kaldırıldı. 1. Dünya Savaşı'ndan kalan uçak döküntüleriy1e İstanbu1, İzmir, Konya Erzincan'da birer "Tayyare istasyonu" kuruldu.

     

    Mustafa Kemal Paşa'nın önder1iğinde Türk halkı Kurtu1uş Savaşı'na girerken bu girişimi ön1emek için İstanbu1'daki Damat Ferit Paşa Hükümeti de kendi halkına karşı Kuvayi İnzibatiye Örgütünü kurdu. İstanbul Hükümeti uçakları havadan bildiri atmak amacıyla kullanmak istediğinden Maltepe'deki uçakların onarımına başlandı. Bu olanaktan yararlanarak başta birlik komutanı Yzb. Fazıl olmak üzere Maltepe'deki havacılar Anadolu'ya kaçma düşüncesindeydiler. Bu durumu öğrenen İngilizler ve Osmanlı Hükümetinin onarım ve uçuşlara engel olmaya çalışılmasına rağmen gizli çalışmalarla dört uçak uçuşa hazırlandı; ancak, teknik yetersizlik ve yöntemsizlikten uçakların ikisi kalkışta kırıldı, birinde yangın çıktı ve böylece yalnız bir uçak 17 Haziran 1920'de Anadolu'ya kaçırılırken kırım geçirdi. Uçaklarıyla kaçmayı başaramayan Pilot Yzb. Fazıl, Pilot Tğm. Şakir Hazım , Pilot Tğm. Avni (OKAR), Pilot Ütgm. Muhsin (ALPAGOT) , sivil Pilot Vecihi, Makinist Ferit ve bir miktar astsubayla er, istasyonun para kasasını da alarak karadan ve denizden Anadolu'ya kaçmayı başarmışlardır.

     

    İzmir'deki uçakların antlaşma gereği sağlam olarak Yunanlılara teslim edilmesinden sonra, Türklerin elinde Erzurum'da çoğu Rus yapısı işe yaramaz 13 uçakla, Konya'da çoğu uçamayan 4 keşif ve 13 avcı uçağı kaldı.

     

    23 Nisan 1920'de TBMM Hükümeti kurulduktan sonra, Anadolu'da bulunan saldırgan düşmanlara karşı yapılan savaşı düzenli ve disiplinli orduların kurulmasıyla yeni ve etkili bir döneme geçince, kaçıp gelen havacı personelden ve eldeki kırık-dökük uçaklardan yararlanma düşüncesiyle, Milli Müdafaa Vekaleti'nin 13 Haziran 1920 tarihli buyruğuyla Harbiye Dairesi'ne bağlı bir Kuvayi Havaiye Şubesi kuruldu. Şube, personel ve araç gereçlerin sağlanmasıyla uğraşacak, eğitim ve harekatı Erkan-ı Harbiye Reisliği yönetecekti. İstiklal Savaşı'nın ilk yıllarında 1. Dünya Savaşı'ndan kalma Alman yapısı uçaklar, mevcut olanaklar çerçevesinde onarılmak suretiyle kullanıldılar. Bunlarla 1. ve 2. Bölükler kuruldu. Bahis konusu bölükler özellikle 2.İnönü ve Sakarya Savaşları'nda çok faydalı keşif ve bombardıman görevleri yaptılar. 1922 de Kara Kuvvetlerimizin bünyesine Fransız'lardan alınan Breguet XIV keşif-bombardıman ve İtalyanlardan satın alınarak, Konya tamirhanesinde makineli tüfek takılan Spad XIII av uçakları katıldı. Havacılarımız özellikle, Büyük Taaruzdan önce, Yunan kara kuvvetlerinin cephemiz ve gerilerinde yapmak istediği keşif faaliyetlerine önlemede büyük başarı göstererek, taaruz hazırlıklarımızın öğrenilmesine engel oldular Büyük Taaruz başladığı 26 Ağustos 1922 günü, cephe bölük komutanı Yüzbaşı Fazıl, Spad XIII uçağı ile bir Yunan Breguet XIV'ini indirmek sureti ile başarı gösterdi. Bu uçak sonradan elimize geçti. Tümüyle İstiklal Savaşı'nda, havacılarımız bütün yokluklara rağmen, verilen tüm görevlere başarıyla yerine getirerek büyük takdir topladılar.

     

    Erzurumlu Tüccar Nafiz Bey (KOTAN), 1920 yılında Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda İtalyanlardan satın aldığı 4 adet Fiat-1 uçağını Türk ordusuna hediye etmiş, ayrıca 2 uçaklık da para vermiştir

     

    Uçaklar, İstanbul'dan uçurularak gizlice Anadolu'ya getirilecekti. İnebolu üzerinden Eskişehir'e getirilmesi planlandığı için Bolu yakınlarında bir alan yapılması gerekiyordu. Bu nedenle Ütğm. Sıtkı (TANMAN) ile makinist Ferit görevlendirildi.

     

    Birinci uçak İtalyan pilot tarafından gizlice İstanbul'dan havalandırılarak İnebolu üzerinden Bolu'ya getirildi ise de burada arızalandı. İkinci uçak ise, hava koşullarının elverişi olmaması nedeniyle Bolu'ya ancak on günde gelebilmiştir. Bolu'da deneme uçuşu sırasında iniş takımı ile pervanesi kırılmıştır.

     

    Bu iki uçak karadan Polatlı'ya sevk edilmişler, gemiyle getirilen yedek parçalarla onarıldıktan sonra 1921 Haziranını başında Birinci Tayyare Bölüğüne gönderilmişlerdir.

     


     

    Cumhuriyet Döneminden Kesitler

     

    Atina Gezisi:

    25 Mart 1934 tarihinde Yunan ulusal bayramı kutlamalarına katılmak için İzmir Tayyare Alayı'nda 5 adet "Letov Smolik" uçağıy1a 10 havacımız Plt.Yb.Şefik ÇAKMAK komutasında Atina'ya gittiler. Bu gezide uçak1anmiz İzmir-Atina Selanik İstanbul İzmir rotasını izleyerek 1821 km.'lik uçuşu 9 saat 30 dakikada tamamladılar. Uçuş ekibi; Plt.Yb.Şefik ÇAKMAK, Plt. Bnb. Fevzi UÇANFR, Plt. Yzb. İlhami, Plt. Yzb. Zekeriya, Plt. Ütğm. Remzi BERKER, Plt. Tğm. Kamil YASA, Plt. Astsb. İsmail HAKKI, Plt.Gd.Sb.Reşit KAPŞAN, Gd. Sb. Adıl GEZENER ve Başmak. Cevat DUMLUPINAR'dan oluşmuştur.

     

    Moskova Seyahati (20 Nisan - 19 Mayıs 1934):

    1933 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuru1uşunun Onuncu yı1 kutlama tören1erine dost ülkelerden katılımlar oldu. Bu ülkeler arasından kutlamaya katılan Sovyetler Birliği hava ekibinin ziyaretine karşılık, Sovyetler Birliğinin ulusal bayramı 1 Mayıs tören1erine katılmak üzere Eskişehir 1.Alay 2.Bölük'ten beş adet Breguet XIX-7 uçağı ile sekiz subay 2 makinist

     

    20 Nisan 1934'te yola çıktı.

    24 Nisanda Moskova'ya ulaşan havacılarımız 1 Mayıs tören1erinden sonra 9 Mayısta yurda dönmek üzere Moskova'dan uğurlandılar 5080 km.lik mesafeyi 28 saatte uçan havacılarımız 19 Mayıs 1934’te Eskişehir'de törenle karşı1andı1ar.

     

    Atlantiği Uçarak Geçen İlk Türk Pilotları:

    Amerikan Askeri Yardımından alınan F-5 uçaklarını Türkiye'ye getirmek için 6’nci Ana Jet Üs Komutanlığı BANDIRMA'dan 6 Türk pilotu görevlendirildi . 26 Kasım 1966 sabahı Türk pilotları California eyaletindeki Maclellan Üssünden iki ayrı grup olarak havalandılar ve Grosland, İzlanda, İngiltere, Almanya, İtalya, rotasını izleyerek Türkiye'ye indiler. Böylece birinci gruptaki Bnb. Adnan , Yzb. Tolga CELTEK ile ikinci gruptaki Yzb. Doğan PERK, Yzb. Zeki KIYAK, Yzb. Haydar 15.000 km.lik uzaklığı 29.000.-37.000 ft. irtifadan 21 saatte uçtular ve bu jet pilotları DÜNYA"da ilk kez F-5 uçaklarıyla ATLANTİĞİ geçen havacılar oldu.

     

    Lagari Hasan Çelebi

    IV. Murat devrinde Evliya Çelebi, Cemşit Hezarfenlerden bahsederken bir de Lagari Hasan Çelebi'yi anlatir. Bu zat hakkındaki kaynak, sadece bundan ibarettir. Evliya Çelebi'ye göre Lagari Hasan Çelebi Sarayburnu'ndan kendi yapısı bir roket fişeğe binerek yükselmiş ve salimen denize inmiştir. ((Lagari Hasan Çelebi, Murat Han'ın Kaya Sultan nam duhteri pakizesi vücude geldiği gece akube şadmanlığı oldu. Lagari Hasan, elli okka barut macunundan yedi kollu bir fiseng icad etti. Sarayburnu'nda Hünkar huzurunda fisenge bindi ve şakirdleri fisengi ateslediler. Lagari padişahım seni Huda'ya ısmarladım; Isa Nebi ile konuşmağa gidiyorum diyerek temcid ve tevhid ile evci asumana huruc eyledi. Yanında olan fişengleri ateş edip ruyi deryayı çeragan eyledi. Bamı felekde fisengi kebirinin barutu kalmayıp da zemine doğru nüzul ederken, ellerinde olan kartal kanatlarını açıp Sinanpaşa Kasrı önünde deryaya indi. Oradan şenaverlik ederek uryan huzurı padşahiye geldi. Zemini bus ederek ((Padşahım, Isa Nebi sana selam etti» diye şakaya basladı. Bir kise akça ihsan olunup yetmiş akça ile sipahi yazıldı. Sonra Kırım'da Selamet Giray Han'a gidüp orada merhum oldu. Rahmetli yar-i gaar-ı sadıkımız idi. Rahmet Ullahı aleyh»

     

    Evliya Çelebinin verdiği bilgilere göre inceleyecek olursak:

    Çok evvelinden roket ve fişek bilgisi olan Osmanlı Türkleri barut macunundan yapılı havai fişekleri ve yanış hızının azaltılıp çoğaltılması tekniğini bilmekte idiler. 50 okka barutlu 7 fişekli roket 64 kg. ağırlığındadır ki fişek ağırlıkları birbirine eşitse beheri takriben 9 kg. dır. O zaman yapılan barutun saniyede 450-600 gram yandığı kabul edebilir, o halde 7 fişek beraberce 15-20 saniye arasında yanarak Lagari Hasan Çelebi'ye hız temin edecektir. Hasan Çelebi'nin roket fişekli aracı ve ilkel paraşütü ile ağırlığı 165 kg. farz edilmiştir. Roketlerin cer kuvveti fi sek başına saniyede 25 kg. kabul edilirse tekmil fişek 175 kg. cer kuvveti verecektir. Bu cer kuvvetinin takatli uçuş boyunca sabit kalacağı kabul edilmiştir.

     

    Roketin 15 saniye sonra barutu biterken hızı 115 km /saat, yükseldiği irtifa 215 m. olacaktır. Bundan sonra son hızı ile bir süre yükselmeğe devam edecektir. V2 ( son hız) , W2 ( Barut tükendiği zamanki ağırlık ) Vi (Barut bittiği anda hız) Son varacağı irtifada V2 0 olacak ve Lagari aşağı düşmeye başlayacaktır. V²1 W2=h2 - h1 olması lazımdır.2g(DtW2); bulunan değerler yerine konulursa 35m. çıkacaktır. Barut bittikten sonra 1,09sn. ‘de bu irtifaa kadar yükselecek yani 16,1 saniyede zeminden 250m.ye çıkacak ve sonra ilkel paraşütünü açıp denize düşecektir. Değerde de değişik yapılarak yapılan hesaplamalarda da hadisenin olabileceği ortaya çıkmaktadır. .

     

    Hezarfen Ahmed Çelebi

    Lodos bir havada Galata Kulesi'nden kuş kanatlarına benzer bir araç takıp kendini boşluğa bırakan ve uçarak Usküdar'da Doğancılar'a inen Hezarfer Ahmed Çelebi, Türk havacılık tarihinin en kayda değer sımalarından birisidir. Bu uçuş hakkındaki belgeler maalesef şimdiye kadar sadece Evliya Çelebi'nin büyük Seyahatname'sindeki ifadesinden ibarettir.

     

    İstanbuldaki Cemşitkar üstadlardan Hezarfen Ahmet Çelebi, ibtida Okmeydanı'nın minberi üzerinde rüzgar şiddetli iken kartal kanatları ile sekiz dokuz kere havada pervaz ederek talim etmişti. Bade, Sultan Murad Han, Sarayburnu'nda Sinanpaşa Köşkünden temasa ederken, Galata Kulesi'nin ta zirve-i alasından lodos rüzgarı ile uçarak Üsküdar'da Doğancılar meydanına inmiştir. Sonra Murad Han, kendisine bir kese altın ihsan ederek : Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelür, böyle kimselerin bakaası caiz değil diye Ceyazir'e nefy eylemişdir, anda merhum oldu)).

     

    Uçuşun Değerlendirilmesi:

    Hezarfen Ahmed Çelebi'nin Galata kulesinden Doğancılar’a uçabilme imkanları bugünkü Aerodinamik biliminin ışığı altında ve Evliya Çelebinin verdiği bilgiden istifade edilerek incelenecektir

     

    Galata kulesinin zemininin deniz seviyesinden yüksekliği 47 m. kulenin külah ucuna kadar yüksekliği 55 m. dir. Doğancılar'ın deniz seviyesinden yüksek1iği ise 40 m. dir, o halde uçuş profilinde kalkış ve iniş noktaları arasında 62 m. lik bir yükselti farkı bulunmaktadır. İstanbul’da ilk ve sonbaharda kuvvetli Lodos rüzgarları eser. Bu rüzgar 50- 100 km/saat arasında hızla eser. Faraziyelerde 54 km.’lik bir rüzgar hızı dikkate alınacaktır.

     

    Bez, deri, kamış, hafif ağaçlar, ip hatta tel kullanılarak kuş tüylerinden de istifade edilerek yapılacak bir kanadın geometrik ebatları araştırıldığında şu sonuçlara ulaşılmıştır:

     

    Hazerfen’in ağırlığı(alet ile beraber) W= 120 Kg. Kanat sathı S= 12 m². Orta kısımda kanat genişliği C= 1,5 m. Kanat açıklığı b= 9 m.  Kanat AR sayısı (?/S=b²) ? = 6,75. Kanat randımanı e=0,6. Şekil mukavemet katsayısı 0,02 Yapılan işlemler sonucunda Hezarfen'in tutunuş hızı : 51 km. saat bulunmaktadır.

     

    Yapılan hesaplamalar sonucunda uçuş takriben 5 dakika sürecektir. Yukarıda alınan değerler bilhassa Q değiştirilerek birçok başka uçuş profilleri bulmak mümkündür, fakat her halükarda böyle bir rüzgar altında kuleden bu uçuşun mümkün olduğu meydana çıkacaktır.

     

     

    İmam Cevheri'nin Uçma Teşebbüsü

    Gazneliler Devleti'nin sınırları içinde eskiden Maveraünnehir denilen Türk ülkesinin Farab (Otrar) şehrinde doğan Türk asıllı büyük bilim adamı Cevheri'nin babası Hamid oğlu İsmail'dir.

     

    Fenle uğraştığı zamanlarda büyük kuşların kanat çırpmadan yükseklerden süzülerek uçuşlarını da dikkatle izliyor ve bugün maalesef elde olmayan bazı hesaplar yapıyordu. Bir gün (M.S. 1002 yıllarında) Nişabur'daki caminin damına çıkarak vücuduna iplerle iki büyük satıh bağladı ve uçacağını ilan etti ve kendisini boşluğa bıraktı. Kanat satıhları maalesef Cevheri'yi taşımadılar, şiddetle yere çarparak vefat etti. Cevheri'nin bu hareketi, zamanında çok garip karşılanmıştır. Cevheri bilinen ilk Türk Hava şehididir.

     

    Bizans'ta Uçmak isteyen Bir Türk:

    159 yılında Anadolu Sultanı IInci Kılıçarslan'ın İstanbul’u ziyareti esnasında verilen şenliklerde bir Türk at meydanındaki kuleye çıktı. Bu Türk bütün meydanı uçarak dolaşacağını iddia etti. Gayet uzun ve geniş beyaz bir elbise giymişti. Etekleri rüzgardan yelken gibi şişiyordu. Adam, rüzgarın eteklerini doldurmasını tamamlamak için bir süre kol ve ellerini açtıktan sonra kendini boşluğa bıraktı, fakat kısa bir süzülüşten sonra düşerek öldü. Vücudunun ağırlığını ince ve hafif kanatları taşımamıştı.

    http://sur.dicle.edu.tr/~duhak/turkiye.htm

     

     


    Tarih: 11:15, 20/3/2007 Kategori: Belge
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    Bir Ayasofya, İki Medeniyet


    Saint Sophia: after the Turks turned it into a mosque.

     

     

    Saint Sophia: a painting showing it before to be turned into a mosque.


    Adı, Kutsal Bilgelik anlamına gelen Ayasofya, ruhani havası ve insanı büyüleyen atmosferiyle en önemli kültür miraslarımızdan biri. Bizanslıların yaptığı, Türklerin yaşattığı mekanın tarihçesi,medeniyetlerin kutsal mekanlara davranış biçimlerini yansıtıyor...


    Dünyanın 8.harikalarından birisi sayılan Ayasofya, Sanat Tarihi ve mimarlık dünyasının 1 numaralı yapısı hüviyetindedir. Bu yaşta ve bu ebatta zamanımıza gelebilmiş ender eserlerdendir.

     

    Orijinal adı Hagia Sofia olan, Türklerin Ayasofya dedikleri yapı yanlış bir şekilde, Saint Sofia olarak bilinir. Bazilika, Sofia isimli bir azizeye değil, Kutsal Hikmet’e ithaf edilmişti.

     

    Önceki bir pagan mabedinin yerinde yapılmış 3 ayrı bazilika aynı isimle anlatılmıştı. İmparator Büyük Konstantin devrinde kilise yapılmadığı halde, bazı kaynaklar, ilk Ayasofya Bazilikasının onun tarafından yaptırıldığını iddia ede gelmiştir. Küçük ölçülerdeki ahşap çatılı ilk yapı 4. yy. ikinci yarısında Büyük Konstantin’in oğlu Konstantinus zamanında yapılmıştı.

     

    404 yılında, bir isyan sırasında yanan ilk yapının yerine, daha büyük ölçülerde inşa edilen 2. kilise 415 yılında törenle açılmıştı. 532 yılında Hipodromda yapılan bir araba yarışı sonucu çıkan kanlı isyan on binlerce şehirlinin ölümüne ve pek çok binanın yakılmasına sebep olmuştu. “Nika” isyanı diye bilinen ve İmparator Justinyen aleyhine gelişen bu isyanda Ayasofya Kilisesi de yakılmıştı.

     

    İsyanı zorlukla bastıran İmparator Justinyen “Adem’den beri hiçbir devirde görülmemiş ve görülmeyecek” bir ibadethane yapmak için harekete geçti. Önceki bazilikanın kalıntılarının üzerine 532 yılında yapılmaya başlanan, Hıristiyanlık âleminin bu en büyük kilisesi beş yılda tamamlanarak, 537’de merasimlerle açıldı.

     

    İmparator hiçbir masraftan kaçınmayarak devlet hazinesini mimarların önüne saçtı. (Tralles’li Anthemius ile matematikçi, Miletoslu İsidorus) Kubbe inşaatı Roma mimarisi tarafından geliştirilmiştir, Bazilika planı da eski devirlerden beri tatbik edilmekte idi. Yuvarlak yapıların üzerleri çok büyük ölçüde kubbe ile örtülebilmişti. Ancak Justinyen Ayasofya’sındaki gibi dikdörtgen bir mekan ortasında, dev ölçüde bir merkezi kubbe yapımı, mimarlık tarihinde ilk kez deneniyordu. Rahiplerin koruyucu duaları okumaları devam ederken, İmparatorluğun hemen her yerinde mevcut olan erken devir kalıntılarından getirtilen çok sayıda ve değişik mermer parçaları, sütunlar yapıda kullanıldı. Sonraları da bu devşirme malzeme ve bilhassa sütunlar için, neye yarayacağı anlaşılmaz, bir sürü orijin hikayesi uyduruldu.

     

    Justinyen devrinde Ayasofya bir zevk ve gösteriş ürünü olarak ortaya çıkmıştı. Sonraki devirlerde ise bir efsane ve sembol olarak kabul edilmiştir. Bin yıl süre ile aşılamayan ölçüleri yanında finans zorlukları ve teknik yetersizliklerden ötürü efsanevi görülmüş, böyle bir yapının ancak kutsal kuvvetlerin yardımı ile yapılabileceği zannedile gelmişti. Ayasofya bir 6yy. Bizans devri eseri olmakla beraber, ön misali olmayan, sonraki devirlerde de taklit edilmeyen Roma mimari geleneğine bağlı bir “Deneme” dir.

     

    Dış ve iç görünüşteki tezat ve iri kubbe Roma’nın mirasıdır. Dış görünüş zarif değildir, proporsiyonlara dikkat edilmemiş, bir kabuk gibi yapılmıştır. Bunun tersine iç görünüm saray gibi görkemlidir, göz alıcıdır; yapı, dev bir “İmparatorluk” eseridir.

     

    Açılış merasiminde heyecanına hakim olamayan İmparator atların çektiği arabası ile içeriye dalmış, Tanrıya şükür ederek, Süleyman Peygambere üstün çıktığını haykırmıştı. Bazilika etrafını çevreleyen yüksek binaları ile büyük bir dini merkez olarak gelişmişti. Bizans İmparatorları ile Doğu Hıristiyan kilisesinin yüzyıllar sürecek çekişmeleri için sahne artık hazırdı. Eşsiz ve üstünlüğüne rağmen yapının hayati önemde hataları vardı. En önemli mesele kubbenin iriliği ve yan duvarlara yaptığı basınç idi. Böylesine bir kubbenin ağırlığının temellere aktarılması için lazım olan mimari unsurlar o devirde henüz tam gelişmemişti. Yanlardan dışa doğru eğilen duvarlar orijinal, basık kubbenin 558 yılında yıkılmasına şahit oldular. Yapılan ikinci kubbe daha yüksek ve daha küçük çaplı tutulmuştu. Bu kubbenin de yarıya yakın kısmı 10 ve 14 yy'’arda 2 defa daha çökmüştür.

     

    Ayasofya her devirde hazineler dolusu sarflar yapılarak ayakta tutulabilmiştir. Türk’lerin şehri 1453 yılında fethetmeleri, harap durumdaki Ayasofya’nın derhal camiye çevrilerek kurtarılmasına sebep olmuştur. Türk mimarı Koca Sinan’ın 16.yy.da eklediği payanda duvarları, 19. yy. ortasında Mimar Fossati kardeşlerin ve 1930’dan itibaren yapılan diğer restorasyonlar ve kubbenin demir kuşak ile çevrilmesi önemli tamirlerdi.

     

    2000 li yılların restorasyonları, mevcut madeni portatif iskele ile daha seri yapılabilecektir. Ayasofya 916 yıl baş kilise ve 477 yıl cami olarak, aynı tanrıya inanan 2 değişik dinin hizmetinde olduktan sonra Atatürk’ün emri ile müze yapılmıştır. 1930-1935 yılları arasında ortaya çıkartılıp temizlenen bir kısım mozaikler Bizans'ın önemli sanat eserleri arasında yer alırlar.Bizans ve Osmanlı döneminin izlerini taşıyan muhteşem mimarisi ile ülkemizin en çok ziyaret edilen ilk üç müzesinden biridir.

     

    Geniş Bilgi ve Fotoğraflar İçin Bakınız:

    http://www.istanbul.gov.tr/Default.aspx?pid=518&did=2&sid=11


    Tarih: 15:24, 28/11/2006 Kategori: Belge
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Fener Alayları -1922



     

    Kurtuluş Savaşında Karikatür


    Tarih: 19:16, 15/11/2006 Kategori: Belge
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Osmanlı Tarihi Kronolojisi -I


    OSMANLI TARIHI KRONOLOJISI 1299-1924

     

     1299-1300  - Osmanlı tarihinin başlaması

     1299- İlk müzik olayı (Selçuklu sultanınca Osman Bey'e Beylik alameti olarak gönderilen tabl-u alem (davul ve sancak)

     1302- Osman Gazi'nin Koyunhisarı Zaferi

     1302- III. Alaeddin Keykubad'ın ölümü

     1312- Mevlevilik tarikatını kuran Sultan Veled'in ölümü

     1317- Gülşehri'nin, kendisinden sonraki tercümelere öncülük eden Mantıku't-tayr'ı Ferideddin el-Attar'ın aynı adlı eserini tercüme etmesi

     1320- Türk edebiyatında bilinen ilk divana sahip Yunus Emre'nin ölümü

     1324- Orhan Gazi'nin tahta geçişi

     1326- Bursa'nın fethi

     1330- Aşık Paşa'nın Garib-name'yi telif tarihi

     1331- İznik'in fethi

     1331- İlk Osmanlı medresesinin İznik'te Orhan Gazi tarafından kurulması

     1334- Karesi Beyliği'nin ilhakı

     1337- Kocaeli bölgesinin alınışı

     1346- Orhan Gazi'nin Kantakuzenos'un kızı ile evliliği ve Bizans ile ittifakı

     1349-1352- Bizans'a yardım için Süleyman Paşa'nın Rumeli'ye geçişi ve Çimpi Kalesinin üs olarak alınışı

     1350- Davud B. Mahmud el-Kayseri'nin ölümü

     1352- Osmanlılar'ın Cenevizliler'e Osmanlı topraklarında serbest ticaret yapma imtiyazı vermeleri

     1354- Gelibolu'nun fethi

     1361- İlk müzikli spor gösterisi (Edirne Kırkpınar yağlı güreşleri)

     1362- Orhan Gazi'nin vefatı ve I. Murat'ın tahta çıkışı

     1362- Kadıaskerliğin teşkili

     1363- Pençik Kanununun çıkışı

     1366- Gelibolu'nun elden çıkışı

     1371- Çirmen Zaferi

     1376- Bulgar Krallığı'nın Osmanlı hakimiyetini kabulü

     1377- Gelibolu'nun Osmanlılar'a iadesi

     1385-1386- Niş ve Sofya'nın alınışı

     1388- Ploşnik bozgunu ve Balkan ittifakının teşekkülü

     1389- I. Kosova Zaferi

     1389- I. Murat'ın şehadeti, Yıldırım Bayezid'in tahta cülusu

     1390- Aydın-Saruhan-Germiyan-Menteşe beyliklerinin ilhakı

     1390- Karaman Seferi, Konya'nın muhasarası

     1390- Gelibolu tersanesi'nin inşası

     1391- İstanbul'un ilk muhasarası

     1393- Mahkeme Rüsumunun ilk ihdası

     1396- Niğbolu Zaferi

     1397-1398- Akçay Zaferi ve Karaman ülkesinin Osmanlı hakimiyetini kabulü

     1398- Kadı Burhaneddin'in ölümü.

     1398- Karadeniz beyliklerinin ilhakı

     1400- İlk musiki nazariyatı eseri (Kırşehirli Yusuf B. Nizameddin'in Kitabu'l Edvar'ı)

     1400- Bursa'da I. Bayezid tarafından Ulu Cami'nin yaptırılması; İlk Osmanlı Darü'ş-şifa'sının Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmesi

     1402- Ankara bozgunu ve Yıldırım Bayezid'in esareti

     1402-1413- Fetret Devri, iç karışıklıklar

     1409-  Süleyman Çelebi tarafından Türk Edebiyatı'nda ilk mevlid örneği olan Vesiletü'n-Necat adlı eserin yazılışı; İlk besteli dini eser (Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i)

    1411-  Çelebi Mehmed'in tahta çıkışı

    1413-  I. Mehmed'in duruma hakim olup devleti yeniden kuruşu

    1413-  (Celaleddin Hızır) Hacı Paşa'nın ölümü

    1416-  Osmanlı-Venedik Deniz Muhaberesi ve Sulhü, Şeyh Bedreddin isyanı

    1416-  Macar Seferi

    1417-  Avlonya'nın fethi

    1418-  Makam teriminin ilk kullanılışı (A. Meragi'nin Makasıdu'l-elhan'ında)

    1418-1420-  Samsun bölgesinin zaptı

    1419-1424-  Bursa'da Hacı İvaz'a I. Mehmed tarafından Yeşil Külliye'nin yaptırılması

     1421-  Çelebi Mehmed'in ölümü ve II. Murad'ın cülusu

     1421-1451-  İlk resmi musiki çevresi (II. Murad Sarayı)

     1422-  Mustafa Çelebi'nin (Düzme) bertarafı

     1425-  Molla Fenarı'nın ilk Şeyhülislam olarak tayini

     1425-1426-  İzmir Beyi Cüneyd'in idamı

     1425-1426-  Teke Beyliği'nin intikali

     1427-1428-  Germiyan Beyliği'nin intikali

     1429-  Manyasoğlu Murad tarafından Türk edebiyatında Seyf Serayi'den sonra Anadolu Türk edebiyatı sahasında ilk Gülistan tercümesinin yapılışı

     1429-  Şeyh Hamdullah'ın Amasya'da doğuşu

     1430- İlk iki Türkçe musiki kitabı (Hızır B. Abdullah'ın Edvar'ı ve Bedr-ı Dilşad'ın Muradname'sindeki musiki bölümü)

     1430- Selanik'in fethi

     1430-1431- Şemsüddin Muhammed B. Hamza el-Fenari'nin ölümü

     1431-1432 - Kadızade, Salahaddin Musa b. el-Kadi Mahmud el-Bursavi el-Rumi'nin ölümü

     1432- Fatih Sultan Mehmed'in doğumu

     1434- Edirne'de II. Murad tarafından Muradiye Camii'nin yaptırılması

     1436- Muiniddin B. Mustafa tarafından II. Murad'ın isteğiyle ilk Mesnevi tercümesi olan Mesnevi-i Muradiyye adlı eserin yazılışı

     1437- Ömer bin Mezid tarafından ilk nazire mecmuasının derlenişi

     1439- Semendire'nin alınışı

     1440- Osmanlı musiki çalgıları üzerine ilk notlar (Ahmedoğlu Şükrullah)

     1440- Başarısız Belgrad kuşatması

     1444- Segedin Sulhü

     1444- II. Murat'ın tahttan çekilişi, II. Mehmed'in cülusu ve Varna zaferi

     1445- II. Mehmed'in tahttan çekilişi ve II. Murad'ın ikinci defa cülusu

     1447- Edirne'de II. Murad tarafından Üç Şerefeli Camii'nin yaptırılması

     1448- II. Kosova Zaferi

     1451- II. Murad'ın ölümü ve II. Mehmed'in ikinci defa cülusu

     1451-1512- Geçiş devri. Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid devri

     1453- İstanbul'un fethi

     1453- Ayasofya'nın camiye çevrilmesi

     1454- İlk Devlet Musiki Okulu (Enderun'un müzik bölümü)

     1458-1460- Mora'nın ele geçirilişi

     1461- Trabzon Rum İmparatorluğu'nun sonu

     1461- Candaroğulları'nın ilhakı

     1463- Osmanlı-Venedik Savaşı'nın başlaması

     1463-1470- İstanbul'da Fatih Külliyesi'nin inşaası

     1466- II. Mehmed'in Arnavut seferi

     1468- Karamanoğulları'nın sonu

     1468- II. Mehmed tarafından İstanbul'da Topkapı Sarayı'nın tesisi

     1469- Ahmed Karahisarı'nın Afyonkarahisar'da doğuşu

     1470- Eğriboz'un alınışı

     1471- Fatih Külliyesinin açılışı

     1472- Topkapı Sarayının inşası

     1473- Otlukbeli Zaferi : Osmanlı Akkoyunlu mücadelesi

     1474- Ali Kuşçu'nun ölümü

     1475- Kırım'ın Osmanlı tabiiyetine girişi

     1476- Boğdan seferi ve zaferi

     1478- Fatih tarafından ilk altın paranın darbettirilmesi

     1478- Şerafeddin Sabuncuoğlu'nun ölümü

     1479- Osmanlı-Venedik Sulhü ile Fatih'in Venedikliler'e Trabzon ve Kefe'de ticaret yapma hakkı tanıyan ahidname vermesi

     1480- Otranto'ya çıkış ve başarısız Rodos kuşatması

     1480- Kadıaskerliğin Rumeli ve Anadolu olarak ikiye ayrılması

     1481- II. Mehmed'in vefatı ve II. Bayezid'in tahta çıkışı

     1481- 100 dirhem gümüşten 400 akçe kesilmesi

     1481- Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'a gelişi

     1482- Cem Sultan'ın mağlubiyeti, Rodos'a ilticası

     1483- Morova Seferi ve Hersek'in ilhakı

     1484- Boğdan Seferi

     1484- Kili ve Akkirman'ın fethi

     1484-1488- Edirne'de Hayreddin'in II. Bayezid'in Külliyesi'ni inşası

     1485- Osmanlı-Memlük mücadelesinin başlaması

     1485- Şeyh Hamdullah'ın aklam-ı sitte'de kendi üslubunu buluşu

     1486- Musiki ile tedavi yapan ilk devlet hastanesi (Edirne, II. Bayezid Külliyesi Şifahanesi)

     1488- Hocazade, Muslihiddin Mustafa B. Yusuf B. Salih el-Bursavi'nin ölümü

     1488- Sultan II. Bayezid tarafından Edirne'de Bayezid Darü'ş-şifası'nın yapımı

     1489- Memlüklere karşı toprak kaybı

     1491- Osmanlı-Memlük Barışı

     1492- Macar Seferi

     1492- İspanya'dan çıkarılan Yahudiler'in de Osmanlı Devleti'nin himayesine girmesi

     1494- Nakibüleşraflığın yeniden ve devamlı olarak teşkili

     1494- Çin bulutu motifinin tezhib'de ilk kullanılışı

     1495- Macarlarla mütareke, Cem Sultan'ın ölümü, Şehzade Süleyman'ın doğumu

     1497- İlk Rus elçisinin İstanbul'a gelişi

     1498- Lehistan Seferleri

     1499- Venedik Harbi

     1499- İnebahtı'nın alınışı

     1499- Preveze baskını

     1500- İlk mevlevi ayinleri (Pençgah, Dügah ve Hüseyni makamlarında üç beste-i kadim)

     1500- Modon, Navarin ve Koron'un alınışı

     1500-1505- İstanbul'da Yakub Şah B. Sultan Şah'ın II. Bayezid'in Külliyesi'ni inşası

     1502- Venedikle sulh

     1503- Anadolu sahasında ilk hamse sahibi Akşemseddinzade Hamdullah Hamdi'nin ölümü

     1505- Bayezid Külliyesi'nin açılışı

     1509- İstanbul'da kıyamet-ı suğra (küçük kıyamet) zelzelesi

     1511- Şahkulu Baba Tekeli isyanı, Şehzade Selim Hareketi

     1512- II. Bayezid'in tahttan çekilişi, I. Selim'in cülusu

     1512- Anadolu Türk edebiyatında ilk Şehrengiz örneğini yazan Mesihi'nin ölümü; Selim döneminden I. Ahmed dönemine kadar olan dönemi ihtiva eden devre.

     1514- Çaldıran Zaferi, Tebriz'e giriş

     1514- Şahkulu'nun Yavuz Sultan Selim'in Tebriz'i işgaliyle Amasya'ya sürgün gönderilişi

     1514- Çaldıran Zaferi, Tebriz'e giriş

     1516- Mısır Seferi ve Mercidabık Zaferi

     1517- Ridaniye Zaferi ve Kahire'ye giriş

    1517- Haremeyn'in himaye altına alınması

     1517- Haliç'te tersane yapımının tamamlanması

     1517- Piri Reis'in Mısır'da Sultan Selim'e ilk dünya haritasını sunması

     1519- Celali isyanı

     1519- Cezayir'in iltihakı

     1520- I. Selim'in vefatı, I. Süleyman'ın cülusu

     1520- Şeyh Hamdullah'ın İstanbul'da vefatı; Şahkulu'nun İstabul'a gelip Ehl-i Hiref teşkilatına girişi; Hattat Şeyh Hamdullah'ın vefatı

     1520-1550 - Şahkulu'nun nakkaşhanede faaliyet göstermesi

     1521- Belgrad'ın fethi

     1521- Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye adındaki eserini hazırlaması

     1522- Kanuni Sultan Süleyman'ın validesi, Yavuz Sultan Selim'in eşi Ayşe Hafsa Sultan tarafından Manisa'da bimaristan inşa edilmesi

     1522- Rodos adasının ilhakı

     1524- Mısır'da Hain Ahmed Paşa isyanı

     1524- Ahi Çelebi, Ahmed (Mehmed) Çelebi B. Kemal el-Tebrizi'nin ölümü

     1525- Yeniçeri isyanı

     1525- İlk Fransız elçisi İstanbul'da

     1525- Şeyhülislam Zembili Ali Efendi'nin ölümü

     1525- Mirim Çelebi, Mahmud B. Muhammed B. Muhammed B. Musa Kadızade'nin ölümü

     1526- Mohaç Zaferi

     1526- Ahmed Karahisari'nin İstanbul'da vefatı

     1527- Bosna'nın fethi'nin tamamlanması

     1528- Piri Reis'in Kanuni Sultan Süleyman'a ikinci dünya haritasını takdim etmesi

     1528- Nizameddin Abdülali B. Muhammed B. Hüseyin el-Bircendi'nin ölümü

     1529- Viyana kuşatması, Budin'in istirdadı, Barbaros'un Marsilya'ya çıkması

     1530-1540- Divan-ı Selimi'nin yazılması

     1530-1560- Nasuh'un tarihçi, hattat ve ressam olarak faaliyet göstermesi

     1530-1588- Sinan'ın imparatorluğun baş mimarı olarak faaliyet göstermesi

     1532- Alaman Seferi

     1533-1534- Barbaros'un Osmanlı hizmetine girişi ve Cezayir beylerbeyliğine tayini

     1534- Irakeyn seferinin açılışı, Tebriz'e ikinci defa giriş ve Bağdat'ın alınışı

     1534- Şeyhülislam İbn-i Kemal'in ölümü

     1536- Fransızlara kendi bayrakları ile Osmanlı limanlarında ticaret hakkı veren ahidname verilmesi

     1536- Veziriazam İbrahim Paşa'nın idamı

     1537- Körsof - Avlonya seferi

     1538- Preveze Zaferi

     1538- Hadım Süleyman Paşa'nın Hint Seferi

     1540- Venedik ahidnamesindeki Karadeniz'de ticaret imtiyazının kaldırılması

     1540-1560- Kara Memi'nin nakkaşhanede faaliyet göstermesi

     1541- Budin'in kati olarak ilhakı ve beylerbeyiği olması

     1543- Estergon'un ve İstolni Belgrad'ın fethi

     1543- Batı musikisiyle ilk resmi temas (I. François'nın Kanuni'ye gönderdiği saray orkestrası)

     1547- Osmanlı-Habsburg Sulhü

     1547- Avusturyalılar'a Osmanlı topraklarında emn ü aman üzere ticaret yapma hakkının tanınması

     1547- San'a'nın fethi

     1548- İkinci İran seferi

     1550- Süleymaniye Külliyesi'nin inşaası

     1551- Trablusgarb'ın fethi

     1552- Piri Reis'in Portekizlilere karşı seferi

     1553- Piri Reis'in ölümü

     1553-1554- Turgud Reis'in Akdeniz seferi

     1553-1554- Nahcıvan Seferi

     1555- İlk Osmanlı-İran antlaşması : Amasya Müsalahası

     1556- Şankulu'nun vefatı; Kara Memi'nin saray nakkaşhanesine Sernakkaş oluşu; Hattat Ahmed Karahisari'nin vefatı

     1557- Dokuzuncu Akdeniz seferi, Fas'ın fethi

     1557- Süleymaniye külliyesinin açılışı

     1558- Şakayık-ı Nu'maniye telifi

     1558- Arifi'nin Süleyman-name'sinin tamamlanması

     1559- Şehzade Bayezid ile Selim'in Konya Savaşı ve Bayezid'in yenilerek İran'a sığınması

     1560- Cerbe'nin alınışı

     1560-1600- Osman'ın Nakkaşhanede faaliyet göstermesi

     1561- Taşköprüzade'nin ölümü

     1562- Osmanlı-Habsburg Sulhü

     1563- Seydi Ali Reis, Ali B. Hüseyin el-Katibi'nin ölümü

     1565- Başarısız Malta kuşatması

     1565- 100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilmesi

     1566- Kanuni Sultan Süleyman'ın son seferi : Sigetvar ve Sultanın vefatı, II. Selim'in cülusu

     1567- Yemen isyanı

     1568- Davud el-Antaki'nin Tezkire adlı eserini telif etmesi

     1569- Astarhan seferi

     1569- Kaptan Kurdıoğlu Hızır Beyin Sumatra seferi

     1569-1595- Lokman'ın şehnameci olarak vazife görmesi

     1571- Kıbrıs fethinin ikmali

     1571- İnebahtı hezimeti

     1571- Mustafa B. Ali el-Muvakkit'in ölümü; Takiyyüddin'in müneccimbaşılığa tayin edilmesi

     1574- Buğday Zaferi

     1574- Tunus'un fethi

     1574- Selimiye'nin açılışı

     1574- II. Selim'in vefatı ve III. Murad'ın cülusu

     1575- Münşeat'üs-Selatın'in III. Murad'a takdimi

     1575- Edirne'de Sinan eliyle II. Selim için Selimiye Camii'nin inşası

     1577- Takiyüddin'in gözlemlerine 1577'de de kısmen tamamlanan Daru'r-Rasadü'l-Cedid'de (İstanbul Rasathanesi) devam etmesi

     1578- Osmanlı-İran Savaşı'nın başlaması

     1578- Fas'ta el-Kasrü'l-kebir Zaferi

     1578- Kafkaslarda hareket

     1580- İlk İngiliz ahidnamesinin verilişi

     22 Ocak 1580- İstanbul Rasadhanesi'nin yıktırılması

     18 Kasım 1583- Cizvitlerin Galata'daki Saint Benoit Kilisesi'ne yerleşerek burada St. Benoit mektebini açmaları

     1583- Meşale Zaferi

     1584-1588- Lokman'ın iki ciltlik Hüner-name'sinin tamamlanması

     1585- Tebriz'in alınışı

     1585- Takiyüddin el-Rasıd'ın ölümü

     1586- İlk Sikke tashihi

     1587- Gürcistan harekatı

     1588- Gence seferi

     1588- Resm-i tashih-i sikke konulması

     1588-1606- Bosnalı Mehmed'in saraydaki kuyumcuların (zergeran bölüğünün) başı olarak vazife görmesi

     1589- İkinci sikke tashihi

     1590- Osmanlı-İran Antlaşması

     1590- Yeniçerilerin et ihtiyaçlarını karşılamak üzere gümrük resmine "zarar-ı kassabiye" adıyla %1 oranında ilave yapılması

    1593- Osmanlı-Habsburg Savaşları

     1595- Estergon'un düşüşü

     1595- III.Murad'ın vefatı, III. Mehmed'in cülusu

     1596- Eğri Kalesi'nin alınışı ve Haçova Zaferi

     -1598-1663- Davud ve Mehmed Ağalar tarafından İstanbul'da valide sultanlar için Yeni Camii'nin inşası

     1599- Osmanlı sarayında ilk Batı müziği aleti (Elizabeth I.'in IV. Mehmed'e gönderdiği org); Davud el-Antaki'nin ölümü

     1600- Sikke tashihi

     1601- Kanije Zaferi

     1601- İngiliz tüccarının ödeyeceği gümrük resminin %3'e indirileceğinin ahidnameye derci

     1603- Osmanı-İran Savaşı'nın başlaması

     1603- III. Mehmed'in vefatı, I. Ahmed'in cülusu

     1603-1703- I. Ahmed döneminden III. Ahmed dönemine kadar olan dönemi ihtiva eden devre

     1607- Asi Canbolatoğlu ve Maanoğlu'nun Oruç ovasında bozguna uğratılması

     1609-1610- Celali tenkili için Kuyucu Murad Paşa Anadolu'da

     1612- Osmanlı-İran Antlaşması

     1612- Hollandalılara ahidname verilmesi

     1613- Ömer B. Ahmed el-Ma'I el-Çulli'nin ölümü

     1614- Ali B. Veli B. Hamza el-Mağribi'nin ölümü

     1615- İran Savaşı'nın yeniden başlaması

     1615- Revan Seferi

     1617- I. Mustafa'nın cülusu

     1617- İstanbul'da Mehmed


    Tarih: 02:13, 8/10/2006 Kategori: Belge
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Osmanlı Tarihi Kronolojisi -II


    1640- IV. Murad'ın ölümü, İbrahim'in tahta çıkışı, sikke tashihi

     1642- Hafız Osman'ın İstanbul'da doğuşu

     1642-1698- Hattat Hafız Osman

     1645- Girit seferinin açılışı, Hanya'nın alınışı

     1648- İbrahim'in hal'ı, IV. Mehmed'in cülusu

     1648- Kandiye kuşatması

     1650- Osmanlı musikisi eserlerinin ilk notalı tesbiti (Ali Ufki'nin eseri)

     1656- Çanakkale Boğazı'nın Venedik ablukası altına alınması

     1656- Çınar Vak'ası

     1656- Köprülüler devrinin başlaması

     1658- Katip Çelebi'nin ölümü

     1660- Varad Kalesi'nin alınışı

     1663- Uyvar seferi, Uyvar'ın fethi

     1664- St. Gotthard bozgunu ve Vasvar Antlaşması

     1666- Türk Divan edebiyatında sebk-ı Hindi'nin öncülerinden Naili'nin ölümü

     1669- Kandiye'nin alınışı, Girit'in tamamıyla Osmanlı hakimiyetine girişi

     1670- Hekimbaşı Salih B. Nasrullah B. Sellüm'ün ölümü

     1672- Lehistan seferi, Kamaniçe'nin alınışı

     1672- Bucaş Antlaşması

     1673- Fransız tüccarının ödediği gümrük resminin %3'e indirilmesi

     1676- Osmanlı-Lehistan sulhü : Zorawna Antlaşması

     1678- Ukrayna'da Çehrin seferi

     1678- Hafız Osman'ın kendi üslubunu gerçekleştirmesi

     1680- Mehter etkisinde ilk Batı müziği eseri (N. A. Strungk'un Esther operası)

     1682- Osmanlı-Rus Antlaşması

     1682- Seyahatname'nin yazarı Evliya Çelebi'nin ölümü

     1683- II. Viyana kuşatması ve büyük bozgun

     1683- Ebu Abdullah Muhammed b. Süleyman el-Fasi b. Tahir; el-Rıdvani'nin ölümü

     1685- Uyvar'ın elden çıkışı

     1685- Saraydaki altın ve gümüşten sikke basımı

     1686- Budin'in düşüşü

     1687- IV. Mehmed'in tahttan indirilmesi, II. Süleyman'ın cülusu

     1687- Eğri kalesinin düşüşü

     1687- Bir akçe itibarı değerli "mankur" un piyasaya çıkarılması

     1688- Belgrad'ın elden çıkışı

     1690- Kanije kalesinin düşüşü

     1690- Belgrad'ın geri alınışı

     1690- Fransızların Mısır'da ödediği gümrük resminin %3 olarak tesbiti

     1691- Ebu Bekr Behram b. Abdullah el-Dımaski'nin ölümü

     1691- II. Ahmed'in tahta çıkışı

     1691- Salankamen bozgunu

     1691- Enflasyonu körüklediği için mankur darbının yasaklanması

     1695- II. Ahmed'in ölümü

     1695- II. Mustafa'nın cülusu, Malikane sisteminin uygulanmaya başlanması

     1697- Zenta bozgunu

     1698- Şehremini Baruthanesi yangını

     1698- Hafız Osman'ın İstanbul'da vefatı

     1699- Karlofça Antlaşmasının imzalanması

     1700- Ruslar'la İstanbul Antlaşması'nın imzalanması

     1702- İskender Çelebi Bahçesi'ndeki (bugünkü Ataköy) yeni baruthanenin faaliyete geçmesi

     1702- Müneccimbaşı Ahmed Dede b. Lütfullah'ın ölümü

     1702- İstanbul çuka imalathanesinin faaliyetinin durdurulması

     1703- Edirne Vak'ası

     1703- III. Ahmed'in tahta çıkışı

     1703- "Tuğralı" altın paranın piyasaya çıkarılması

     1708- İstanbul'da Selanikli ustaların çalıştığı çuka imalathanesinin kurulması

     1709- Tersane içinde bir "lengerhane" yapımı

     1711- Prut Zaferi ve Barışı

     1711- Rıdvan b. Abdullah el-Razzaz el-Feleke'nin ölümü

     1713- "Zincir" altının çıkarılması

     1715- Venedik'e savaş açılması ve Mora Seferi

     1716- Osmanlı-Avusturya Savaşı, Varadin bozgunu, Temaşvar'ın elden çıkışı

     1716- "Fındık" altınının piyasaya çıkarılması

     1718- Pasarofça Antlaşması

     1718- Valilerin sefer masraflarını karşılamak üzere "imdadiyye-i seferiyye" toplamalarının kabulü

     1718-1730- İlk bestekarlar antolojisi (Şeyhülislam Es'ad Efendi'nin Nevşehirli İbrahim Paşa'ya sunduğu Atrabu'l Asar'ı)

     1720- İstanbul'da devlet tarafından bir ipekli imalathanesinin kurulması

     1720- Batıya hediye gönderilen ilk mehter takımı (III. Ahmed tarafından Lehistan'a)

     1720- III. Ahmed için tasvirleri Levni tarafından yapılan Surname-i Vehbi

     1721- Çelebi Mehmed Efendi'nin sefaret vazifesiyle Fransa'ya gidişi

     1723- İran seferinin üç cepheli olarak açılışı

     1724-1725- Azerbaycan harekatı, Tebriz ve Cence'nin alınışı

     1726- İbrahim Müteferikka tarafından ilk Türk matbaasının kuruluşu

     1727-1839- Türk matbaasının kuruluşu ve yeni unsurlar devresi

     1729- "Zer-i mahbub" adıyla yeni bir altının piyasaya sürülmesi

     1729- Cevheri'nin Lügat-ı Sıhah'ının Vankulu tarafından yapılan tercümesinin matbaada basılan ilk kitap olması

     1730- Yanyalı Mehmed Esad b. Ali b. Osman'ın ölümü

     1730- Patrona Halil isyanı, III. Ahmed'in hal'i, I. Mahmud'un cülusu

     1732- Osmanlı-İran barışı

     1733- İran Savaşı'nın hızlanması, Nadir Şah'ın başarıları

     1733- Kefe Mukataası'nın İstanbul Mukataası Kalemi ile birleştirilmesi

     1735- Bonneval Ahmed Paşa (Comte de Bonneval) nezaretinde Humbaracı Ocağı'nın kurulması

     1736- Osmanlı-Avusturya-Rus Savaşları

     1736- Abdullah b. Ebi Bekr b. Süleyman el-Maraşi'nin ölümü

     1739- Belgrad Antlaşması

     1739- Rus tüccarlarına Karadeniz hariç olmak üzere, Osmanlı suları ve topraklarında ticaret hakkı tanınması

     1742- Ömer Şifai'nin ölümü

     1743- Osmanlı-İran Savaşı'nın yeniden hızlanması

     1745- Matbaanın kurucusu İbrahim Müteferrika'nın ölümü

     1746- Osmanlı-İran barışı

     1747- Humbaracıbaşı Bonneval Ahmed Paşa'nın ölümü

     1748- Avlonya ve Eğriboz mukataalarının Bursa Mukataası Kalemi'ne katılması

     1748-1755- İstanbul'da I. Mahmud ve III. Osman tarafından Nuruosmaniye Camii'nin inşa ettirilmesi

     1751- Osmanlı musikisi üzerine Batıda yazılan ilk eser (Charles Fonton'un Essai…'si)

     1754- I. Mahmud'un ölümü, III. Osman'ın cülusu

     1757- III. Osman'ın ölümü, III. Mustafa'nın cülusu

     1757-1758- Haremeyn mukataalarının satış ve iltizam işlerinin defterdar tarafından yürütülmeye başlanması

    1758- Mustafa Rakım'ın Ünye'de doğuşu

    1760 (1173)- Abbas Vesim Efendi b. Abdurrahman b. Abdullah'ın ölümü

    1766- Haremeyn mukataalarının darphanece idare olunmaya başlanması

    1768- Osmanlı-Rus Savaşı'nın başlaması

    1770- Rus filosunun İngilizler'in yardımıyla Akdeniz'e girmesi

    1770-1776- Fransız Subayı Baron de Tatt'un İstanbul'da bulunması

    1771- Kırım'ın işgali

    1772- Tersane yakınlarında Topçu Mektebi'nin kurulması

    1773- Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un kuruluşu

    1773-1774- Darphanenin Hazine-i Amire'nin yedeği vazifesini görmeye başlaması

    1774- Avrupa tarzında teşkil edilmiş olan Sürat Topçuları Ocağı'nın kurulması; Bedreddin Hasan b. Burhaneddin İbrahim el-Ceberti'nin ölümü

    1774- Sür'at Topçuları Ocağı'nın kurulması

    21 Temmuz 1774- Küçük Kaynarca Antlaşması ve Ruslar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı tanınması

    29 Nisan 1775- Tersane ambarlarında bir odada "Hendese Odası" nın kurulması

    1776- Mühendishane-i Bahri-i Hümayun'un açılışı; Boğdan Prensi Alexandır İspilanti Bey'in Bükreş ve Yaş'ta Rum Ortodoks cemaatinde yeni tarz eğitimin ilk adımları atması; Hendese odasına nizam verilmesi

    10 Mart 1779- Aynalıkavak Tenkihnamesi

    1780- Mehmed Esad Yesari'nin ta'lik hattında Osmanlı üslubunu buluşu

    1781- Hendese odasının Mühandishane olarak isimlendirilmesi

    1783- Rusya'nın Kırım'ı ilhakı

    1784- Avusturyalılar'a Karadeniz'de seyrüsefer hakkı verilmesi

    1784- Fransız Lafitte-Clave ve Monnier'in Tersane'deki mühendishanede istihkam dersleri vermeleri

    8 Ocak 1784- Osmanlı Devleti'nin Rusya'nın Kırım'ı ilhakını bir "sened" ile resmen tanıması

    1787-1788- İstanbul'da bulunan Fransız uzmanların ve subayların tamamen ülkelerine dönmeleri

    17 Ağustos 1787- Osmanlı-Rus Savaşı'nın ilanı

    9 Şubat 1788- Rusya'nın müttefiki sıfatıyla Avusturya'nın da savaşa girmesi

    1789- Kıymetli maden işlenmesinin yasaklanması ve neticesiz dış istikraz teşebbüsü

    Ocak 1789- Özi Kalesi'nin Ruslar tarafından zaptı

    7 Mayıs 1789- I. Abdülhamid'in ölümü ve III. Selim'in tahta çıkması

    11 Temmuz 1789- Osmanlı-İsveç ittifakı

    1790- İlk resmi Ermeni mektebinin Kumkapı'da açılması; Gelenbevi, İsmail b. Mustafa b. Mahmud'un ölümü

    31 Ocak 1790- Osmanlı-Prusya ittifakı

     27 Temmuz 1790- Avusturya'nın Prusya tarafından barışa zorlanması. Reichenbach Konvansiyonu

     18 Eylül 1790- Yergöğü Mütarekesi

     Ekim - Kasım 1790- Kili ve İsmail kalelerinin Rusya tarafından zaptı

     1791-1799- Mevlevi ayininde piyano (!) (Galata Mevlevihanesi, Şeyh Galib/III. Selim zamanı)

     4 Ağustos 1791- Avusturya ve Osmanlı Devleti arasındaki son savaşın bitirilmesi. Ziştovi Antlaşması

     11 Ağustos 1791- Rus Savaşı'nın sonu. Kalas Mütarekesi

     1792- Nizam-ı Cedid hareketinin başlaması

     1792- III. Selim devrinde 100'lük guruş basılması

     10 Ocak 1792- Kırım'ın Rusya'ya bırakılması

     10 Ocak 1792- Yaş Antlaşması

     1793- Daimi elçiliklerin ıslahı ve Londra, Paris ve Viyana'da daimi elçilik ihdası

     1793- Nizam-ı Cedid Ordusu'nun Kuruluşu

     1793- Hasköy'de Humbaracı ve Lağımcı Ocağı kışlasında Mühendishane-i Cedide'nin açılması; Fazıl Hüseyin'in III. Selim'in sarayında hazırladığı Huban-name ve Zenannamesi'nin resimli bir nüshası

     1793- Zahire Nezareti'nin kurulması

     1793-1794- Baruthane-i Amire'de İngiliz perdahı barut imaline başlanması

     1794- Halkalı'da yapılan Azadlu Baruthanesi'nin faaliyete geçmesi

     1795- Lehistan'ın Avrupa haritasından silinmesi

     1795- Mühendishane-i Berr-i Hümayun'un açılışı; Kara Mühendishanesi binasının inşası; Osmanlı sarayında ilk yabancı bando (Napolyon'un III. Selim'e gönderdiği)

     1795- Zahire Hazinesi'nin kurulması

     1797- Mühendishane'de açılan Matbaanın faaliyete geçmesi

     1797- Paris, Viyana ve Berlin'de daimi elçilikler ihdası

     1797- Pazvandoğlu isyanı

     1797- Rumeli'de dağlı eşkiya hareketleri ve isyanları

     17 Eylül 1797- Venedik Devleti'nin ortadan kaldırılması

     1798- Mehmed Es'ad Yesari'nin İstanbul'da vefatı

     3 Ocak 1798- Fransa'ya karşı Osmanlı-Rus ittifakı

     1 Temmuz 1798- Fransa'nın Mısır'a saldırması

     3 Eylül 1798- Fransa'ya savaş ilanı

     1799- Neticesiz dış istikraz teşebbüsü

     5 Ocak 1799- Fransa'ya karşı İngiltere ile ittifak

     Şubat 1799- Napolyon'un El-Ariş ve Gazze'yi ele geçirmesi

     Mayıs 1799- Napolyon'un Akka'da Cezzar Ahmed Paşa tarafından mağlup edilmesi

     Ağustos 1799- Napolyon'un Fransa'ya dönmesi, Mısır'ın işgalinin devamı

     1800- Takvimlerin Jacques Cassini Zicine göre hazırlanmaya başlaması

     Mart 1800- Rus ve Osmanlı kuvvetlerinin Yedi Ada Cumhuriyeti'ni kurmaları

     1801- Kara Mühendishanesi hocalığına Hüseyin Rıfkı Tamani'nin getirilmesi; Gevrekzade Hafız Hasan Efendi'nin ölümü

     Ağustos 1801- Mısır'ın tahliyesine dair mütareke

     1802- Fransız ve İngiliz gemilerinin kendi bayrakları altında Karadeniz'e çıkmalarına müsaade edilmesi

    1802- Avrupa ile ticaret yapan Osmanlı gayri müslim tüccarına Avrupa devletleri tüccarı statüsünün tanınmasıyla "Avrupa tüccarı" denilen sınıfın ortaya çıkması

    25 Haziran 1802- Paris Antlaşması. Fransa ile barış

    1803- "Ayvalık İkonomos Akademisi'nin kurulması; "Kuruçeşme Rum Mektebi (Helleno Philosophical School)"nin kurulması

    Şubat 1804- Sırp isyanlarının başlaması

    1805- Avrupa tarzında ilk hastane'nin Kasımpaşa'daki Tersane-I Amire'de açılması

    1805- Osmanlı Devleti'nin Napolyon'un "İmparator" unvanını tanıması

    1805- Tersane Hazinesi'nin kurulması

    1805- Beykoz Çuka ve Kağıt Fabrikası'nın faaliyete geçmesi

    Temmuz 1805- Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'a vali olarak tayini

    1806- Nizam-ı Cedid'in başarısızlığı ve gerilemesi. İkinci Edirne Vak'ası

     1806- Osmanlı-Rus Savaşı

     1806- III. Selim'in Mühendishan-i Berri-i Hümayun kanunnamesi

     Ocak 1806- Tersane Tıbbiyesi'nin kurulması

     Ekim 1806- Memleketeyn 'in Rusya tarafından işgal edilmesi

     1807- Vehhabi isyanının had safhaya varması. Haccın engellenmesi

     20 Şubat 1807- İngiltere'nin Rusya'nın yanında Osmanlı savaşına iştiraki ve İngiliz filosunun İstanbul önlerine gelmesi

    Mart - Eylül 1807- İngiliz filosunun İskenderiye'ye saldırması ve Mehmed Ali tarafından mağlup edilmesi

    25 Mayıs 1807- Nizam-ı Cedid'e karşı ayaklanma

    29 Mayıs 1807- III. Selim'in tahttan indirilmesi ve Nizam-ı Cedid'in ilgası

     29 Mayıs 1807 - 28 Temmuz 1808- IV. Mustafa devri. Siyasi istikrarsızlıklar ve darbeler

     1808- Mustafa Rakım'ın celi sülüs ve tuğra'ya yeni üslubunu getirişi

     28 Temmuz 1808- Alemdar Mustafa Paşa'nın müdahalesi, IV. Mustafa'nın tahttan indirilmesi, III. Selim'in katli, II. Mahmud'un tahta çıkması

     28 Temmuz 1808 - 16 Kasım 1808- Alemdar'ın kısa süren sadareti

     29 Eylül 1808- Sened-i İttifak : Devletin ayanlarla uzlaşması

     15-16 Kasım 1808- Yeniçeri Ayaklanması : Alemdarın Sonu

     5 Ocak 1809- İngiltere ile süren savaşın sonu : Kal'a-i Sultaniyye Antlaşması

     1810- II. Mahmud devrinde beşlik "cihadiyye"lerin basılması

     1810- İzmir Jimnasium'unun kurulması; Yesarizade Mustafa İzzet'in ta'lik'e son şeklini verişi

     1812- Vehhabi ayaklanmasının Mehmed Ali Paşa tarafından bastırılması

     1812- Fransız postalarının ilk kuruluşu

     28 Mayıs 1812- Rus Savaşı'nın sonu : Bükreş Antlaşması, Sırbistan'a özerklik verilmesi

     1816- Miloş Obronoviç'in "başknez" olarak tanınması ve Sırbistan'ın özerliğinin temini

     1817- Hüseyin Rıfkı Tamani'nin ölümü

     Şubat - Mart 1821- Eflak ve Mora'da Rum isyanlarının başlaması

     1823- Avrupa ile ticaretin Türk gemileriyle yapılmasına teşebbüs edilmesi

     1824- Rum ayaklanmasını bastırmak üzere Mısır kuvvetlerinin çağrılması

     1824- Fatih Külliyesindeki Darü'ş-Şifa'nın yıkılması; Sultan II. Mahmud'un Talim-i sıbyan adı ile ferman yayınlaması; St. Pierre mektebinin kurulması

     1826- İhtisab müessesesinin düzenlenmesi

     1826- Şinasi'nin doğumu; Mustafa Rakım'ın İstanbul'da vefatı; Ermeni ustalara Nakkaşlık hakkının verilmesi

     14 Haziran 1826- Yeniçeri Ocağı'nın ortadan kaldırılması, Asakir-i Mansure-i Muhammediyye'nin kurulması

     7 Ekim 1826- Rusya ile Akkerman Antlaşması'nın akdi

     1827- Osmanlılar'ın İngiliz yapısı ilk buharlı gemiye sahip olmaları

     1827- Tıphane-i Amire'nin kurulması; İlk "Marş-ı Sultani" bestesi (G. Donizetti, II. Mahmud'a)

     1827- Mukataa Hazinesi'nin Hazine-i Amire'den ayrılması

     4 Nisan 1827- İngiltere ile Rusya arasında Yunanistan'ın bağımsızlığına dair Petersburg Protokolü

     Temmuz 1827- Mısır kuvvetlerinin Rum isyanını bastırmaları, Atina'nın teslimi

     20 Kasım 1827- Navarin saldırısı : Osmanlı-Mısır donanmasının yakılması

     26 Nisan 1828- Rusya'nın savaş ilan etmesi

     1829- Ziya Paşa'nın doğumu; Mahmud Celaleddin'in İstanbul'da vefatı; Şevki Efendi'nin İstanbul'da doğuşu

     1829- Deli Teşkilatının kaldırılması

     14 Eylül 1829- Edirne Barışı : Yunanistan'ın bağımsızlığı

     1830- Mühendishane-i Bahri'nin Heybeliada'daki kışlaya taşınması; İshak Efendi'nin Mühendishane başhocalığına getirilmesi; Avrupa'ya talebe gönderilmeye başlanması

     1830- Tiftik keçisinin Güney Afrika'da yetiştirilmeye başlanması

     1830- Katolik ermeni cemaatinin ve kilisesinin resmen tanınması

     1830-1831- Nüfus sayımları

     5 Temmuz 1830- Fransızlar'ın Cezayir'e saldırmaları ve ele geçirmeleri

     1831- İlk saray konservatuarı (Mızıka-i Hümayun ve Saray Harem Orkestrası)

     1831- Timarların kaldırılması (müessese sembolik olarak daha uzun süre devam etti)

     1831-1834- İshak Efendi'nin dört ciltilik Mecmua-i Ulum-ı Riyaziye adlı eserinin basılması

     1 Kasım 1831- İlk gazete Takvim-i Vekayi'nin neşri

     1832- Tıphane-i Amire'nin Şehzadebaşı'ndan Cerrahhane'nin bulunduğu binaya nakledilmesi

     1832- Memuriyette, ilmiyye ve mülkiyyede rütbelerin yatayına eşitlenip derece ve elkabın (titulature) tesbiti

     1832- Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa'nın isyanı

     1832- İstanbul-İzmit "posta yolu" nun yapımı

     1832- İngiliz postalarının kuruluşu

     29 Ocak 1832- Topkapı Sarayı'na bitişik Gülhane bahçesinde mevcut binalarda Cerrahhane-i Amire'nin açılması

    12 Aralık 1832- Mısır kuvvetlerinin Konya'da Osmanlı ordusunu yenmeleri

    1833- Feshanenin kuruluşu

     2 Şubat 1833- Mısır kuvvetlerinin Kütahya'ya kadar ilerlemeleri

     5 Nisan 1833- Rus kuvvetlerinin yardım amacı ile Beykoz'a asker çıkartmaları ve Rus filosunun İstanbul'a gelmesi

     Mayıs 1833- Mehmed Ali'nin uzlaşmaya zorlanması : Kütahya Sözleşmesi

     8 Temmuz 1833- Mehmed Ali Paşaya karşı Osmanlı-Rus ittifakı : Hünkar İskelesi Antlaşması, Boğazlar'ın diğer devletlere kapatılması

     18 Eylül 1833- Münchengraetz Antlaşması

     1834- Maçka Kışlası'nda, Mekteb-i Harbiye'nin kurulması

     1834- Mukataat Hazinesi'nin isminin "Mansure Hazinesi" olarak değiştirilmesi

     1835- Hazine-i Amire ile darphanenin birleştirilmesi

     1835-1845- İlk halk konserleri [Tanburi Aleksan Efendi (1815-1864) İstanbul Süleymanpaşa Hanı'ndaki kahvede]

    1836- Başhoca İshak Efendi'nin ölümü

    1836- İslimye Çuka Fabrikası'nın devlet tarafından işletilmeye başlanması

     1836- Başhoca İshak Efendi'nin ölümü

     1836- İslimye Çuka Fabrikası'nın devlet tarafından işletilmeye başlanması

     11 Mart 1836- Umur-ı Hariciye Nezareti'nin kurulması (hatt-ı hümayun tarihi 23 Zilkaade 1251)

     26 Kasım 1837- Osmanlı yapımı "Eser-i Hayr" adlı buharlı geminin denize indirilmesi

     1838- Mekteb-i Adli'nin açılması; Üsküdar'da Cemaran adlı Ermeni yatılı yüksek okulunun kurulması; Müderrishane-i Bahri'nin Tersane'deki yeni binasına nakledilmesi; Sultan II. Mahmud'un ilk öğretim alanında yeni bir teşebbüse girişmesi; Sami Efendi'nin İstanbul'da doğuşu

     1838- Maliye Nezareti'nin kurulması ve Hazine-i Amire'nin darphaneden ayrılıp Mansure Hazinesi'yle birleştirilmesi

     1838- Defterdarlığın Maliye Nazırlığı'na çevrilmesi

     24 Mart 1838- Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliyyenin kurulması

     16 Ağustos 1838- İngiliz tüccarına geniş imkanlar tanıyan Balta Limanı Ticaret Muahedesi'nin imzalanması. Bu muahede ile gümrük resmi oranının ihracatta %12, ithalatta %5 olarak tesbiti

     1839- "Kaime-i mutebere-i nakdiyye"nin çıkarılması

     1839- Ali Süavi'nin doğumu; Mekatib-i Rüşdiye Nezareti'nin kurulması; Mekteb-i Tıbbiye'nin Galatasaray'daki yeni binasına taşınması ve mektebin adının Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane olarak değiştirilmesi; Mekteb-i Ulum-ı Edebiye'nin açılması; Notre Dame de Sion Kız Lisesi'nin kurulması

     1839-1844- Dr. Bernard'ın Mekteb-i Tıbbiye nazırlığı dönemi

     1839-1845- Mekteb-i Fenn-i Nücum'un faaliyet dönemi

     24 Haziran 1839- Mehmed Ali ile savaşın tekrar başlaması, Osmanlı kuvvetlerinin Nizip mağlubiyeti

     1 Temmuz 1839- II. Mahmud'un vefatı üzerine Abdülmecid'in tahta çıkması, Osmanlı donanmasının Mehmed Ali'ye teslimi

     3 Kasım 1839- Tanzimat Fermanı'nın ilanı

     1888- Haydarpaşa-İzmir-Ankara demiryolu imtiyazının Almanlar'a verilmesi

     1888- Beyrut'ta Saint Joseph Katolik Tıp Mektebi'nin açılması; Baytar sınıfının tekrar Harbiye Mektebi bünyesine alınması

     2 Aralık 1888- Namık Kemal'in ölümü

     1889- İttihad-ı Osmanı Cemiyeti'nin (İttihat ve Terakki) kurulması

     1889- İdadi öğrenimine dayanan dört yıllık bir Mülkiye Baytar Mektebi'nin kurulması

     27 Mart 1889- Yakup Kadri'nin doğumu

     1890- Bulgar Makedonya ve Anadolu'da Ermeni ihtilal çetelerinin faaliyetlerini arttırmaları

     1891- Mülkiye Baytar Mektebi'nin Halkalı Ziraat Mektebi'ne yatılı olarak nakledilmesi

     1891- Yol inşaatında bedenen çalışma mecburiyetinin paraya çevrilmesi

     1891- Kadıköy - Kurbağalıdere Havagazı Fabrikası'nın kurulması

     1891- Hereke Fabrikası'nın halı kısmının açılması

     3 Kasım 1891- Darü'l-Muallim'in aliye şubesi açılması

     1892- Haydarpaşa-İzmit demiryolu hattının işletmeye açılması

     1892- Orman ve Maden Mektebi'nin kapatılması; II. Abdülhamid tarafından Yıldız'da porselen atölyelerinin kurulması

     1893-1896- İstanbul-Selanik demiryolu hattının yapımı

     1894- Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi'nin ilk veteriner mezunlarını vermesi; İmmaculée Conseption veya St Marie okulunun kurulması; İlk basılmış musiki lugatı (Hoca Kazım Bey'in Musiki Istılahatı)

     1894- Sasun'da Ermeni olayları

     1894- Selanik-Manastır demiryolu hattının tamamlanması

     1895- İstanbul'da Ermeni olayları, yabancı devletlerin Ermeniler lehinde müdahaleleri

     1895- Galata Rıhtımı inşaatının tamamlanması

     1895- Gayri müslim okullarına Türkçe muallimi tayininin kararlaştırılması

     1895- Baruthane-i Amire'de dumansız barut imal edilmesi

     14 Şubat 1895- Sadrazam Said Paşa'nın beş fakülteden "darü'l-icaze" oluşan bir darü'l-fünun kurma teklifi

     1896- Tevfik Fikret'in Servet-i Fünun'un edebi sayfalarının idareciliğini yüklenmesiyle Edebiyat-ı Cedide devrinin başlaması

     1896- Ermenilerin Osmanlı Bankası'nın İstanbul şubesine saldırmaları

     1896- Girit isyanının alevlenmesi

     1896- Eskişehir-Konya demiryolu hattının tamamlanması

     1897- Yunan kuvvetlerinin Girit'e çıkması, Yunan çetelerinin Rumeli'deki Osmanlı sınırlarına saldırmaları

     17 Nisan 1897- Osmanlı-Yunan Savaşı ve Osmanlı zaferi

     1898- Girit meselesinin devam etmesi; adaya muhtariyet verilmesi Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilmesi, Yunan prensi Yorgi'nin vali olarak kabul edilmesi

     1899- Bağdat demiryolu imtiyazının Almanlar'a verilmesi

     1899- Arifiye-Adapazarı demiryolu hattının açılması

     1900- Hicaz demiryolunun inşasına girişilmesi

     1900- İstanbul Rıhtımı inşaatının tamamlanması

     31 Ağustos 1900- Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin kurulması

     1901- Servet-i Fünun dergisinin geçici olarak kapatılmasıyla Edebiyat-ı Cedide topluluğunun dağılması; Lügat-ı Tıbbiye'nin ikinci baskısının yapılması; Vidinli Tevfik Paşa'nın ölümü

    1901- Makedonya'da çete faaliyetlerinin artması, büyük devletlerin müdahaleleri

     1901-1908- Hicaz demiryolu hattının yapımı

     1902- Yemen isyanlarının tekrar başlaması

     1902- Hereke Fabrikası'na çuka ve şayak tezgahlarının eklenmesi

     23 Kasım 1902- Makedonya'da Bulgar İhtilal Cemiyeti'nin faaliyeti

     23 Kasım 1902- Cum'a-ı Bala ayaklanması

     23 Kasım 1902- Makedonya'ya özel ıslahat planı hazırlanması

     8 Aralık 1902- Hüseyin Hilmi Paşa'nın geniş yetkilerle "umumi müfettiş" olarak Makedonya'ya tayini

     1903- İdadilerin altı yıla çıkarılması

     2-3 Ağustos 1903- İlinden (Aya ilya yortusu günü) isyanı

     2-3 Ağustos 1903- Bulgar-Osmanlı Savaşı tehlikesinin doğması

     31 Ağustos 1903- Şam Mekteb-i Tıbbiyesi'nin kurulması

     Eylül 1903- Mürzsteg Programı : Makedonya'ya muhtariyet verilmesi

     1904- Haydarpaşa Rıhtımı'nın tamamlanarak işletmeye açılması

     1905- Hereke Fabrikası'nda fes imalatına başlanması

     21 Temmuz 1905- Ermeniler'in II. Abdülhamid'e bombalı saldırı tertiplemeleri

     1906- Akabe olayları ve Akabe krizi

     1908- Beykoz Deri Fabrikası'nın Harbiye Nezareti'ne bağlanması

     1908- Osmanlı Eczacı İttihat Cemiyeti'nin kurulması; Osmanlı Cemiyet-i İlmiye-i Baytariyesi'nin açılması; Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti'nin kurulması

     23 Temmuz 1908- II. Meşrutiyet'in ilanı

     5 Ekim 1908- Avusturya- Macaristan'ın Bosna-Hersek'i ilhak ettiğini ilan etmesi.

     6 Ekim 1908- Girit Rumları'nın adayı Yunanistan'a bağladıklarını ilan etmeleri

     17 Aralık 1908- II. Meşrutiyet dönemi ilk Meclis-i Meb'usanının toplanması

     1909- Adana'da Ermeniler'in ayaklanmaları

     1909- Gayri müslimlere "bedel" yerine askerlik hizmeti konulması

     1909- Fecr-i-Ati edebi topluluğunun kuruluşu; Cemiyetler Kanunu'nun çıkması; Dişhekimliği Okulu'nun açılması; Orman Mekteb-i Alisi adı altında yeni bir okul açılması; Mekteb-i Tıbbiye'nin, Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye ile birleştirilerek Haydarpaşa'ya nakledilmesi; Muallimhane-i Nüvvab'ın Medresetü'l-Kuzat adını alması; Mülkiye Mühendis Mektebi'nin Nafıa Nezareti'ne bağlanması ve Mühendis Mekteb-i Alisi adını alması

     1909-1910- Osmanlı Mühendis ve Mimar Mecmuası'nın çıkması

     27 Şubat 1909- Usul-i Muhasebe-ı Umumiyye Kanunu'nun kabul edilmesi

     13 Nisan 1909- 31 Mart Olayı

     19 Nisan 1909- Hareket Ordusu'nun Yeşilköy'e varması, İstanbul'daki kargaşayason vererek düzeni sağlaması

     27 Nisan 1909- II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi, V. Mehmed Reşad'ın tahta çıkarılması

     21 Ağustos 1909- Darü'l-Fünun-ı Şahane'nin Vezneciler'deki Zeynep Hanım konağına taşınması

     17 Aralık 1909- Meclisin açılması

     1910- Arnavutlar'ın ayaklanmaları

     1910- Dahili gümrüklerin tamamen kaldırılması

     1910- Vilayet merkezlerindeki bir kısım idadilerin "lise"ye dönüştürülmeye başlanması; ilk çalgı metodu (Ali Salahi Bey, Kendikendine Ud Öğrenme Usulü, Matbaa-ı Amire).

     1911- Sultan Reşad'ın Arnavutlar'ı teskin için Rumeli seyahatine çıkartılması

     1911- İtalya'nın Trablusgarp ve Bingazi'ye saldırması ve işgali

     1911- Gayri müslim cemaatlerin birleşerek mektepleri konusunda yeni bir düzenleme istemeleri; 78 devirli ilk plaklar (Tanburi Cemil, Orfeon Record)

     1911-1912- Osmanlı İtalyan Savaşı

     1912- Yeşilköy Hava Uçuş Okulu'nun Açılışı

     1912-1913- Balkan devletlerinin Osmanlı-İtalyan Savaşı'ndan istifade etmek istemeleri : Balkan Savaşı

     18 Ocak 1912- Meclis-i Meb'usan'ın feshi

     25 Mart 1912- Türk Ocaklarının kurulması

     18 Nisan 1912- II. Dönem Meclis-i Meb'usan'ın toplanması

     18 Nisan 1912- İtalyanlar'ın Rodos, Oniki Ada ve Çanakkale Boğazı'na tecavüzleri

     5 Ağustos 1912- II. Dönem Meclis-i Meb'usan'ın feshi

     22 Temmuz 1912- Gazi Ahmed Muhtar Paşa hükümeti : Büyük Kabine

     Eylül - Ekim 1912- I. Balkan Savaşı

     15 Ekim 1912- Trablus ve Bingazi'nin İtalya'ya terki : Ouchy Antlaşması, Rodos ve Oniki Ada'nın İtalya elinde kalması

    29 Ekim 1912- Kamil Paşa'nın sadareti

    29 Kasım 1912- Arnavutluk'un istiklalini ilan etmesi

     1913- Liselerin mevcut idadilerin yerini alması

     23 Ocak 1913- Babıali Baskını : Mahmud Şevket Paşa'nın sadareti

     13 Mart 1913- Muvakkat İdare-i Umumiyye-i Vilayet Kanunu (kanun meclisten geçmeden yürürlüğe girer)

     30 Mayıs 1913- I. Balkan Savaşı'nın sona ermesi

     11 Haziran 1913- Sadrazam Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi, Said Halim Paşa'nın sadareti

     29 Haziran 1913- Balkan devletleri arasında savaş : Osmanlı mirasının paylaşılmasının kanlı kavgası

     21 Temmuz 1913- Edirne'nin geri alınması

     29 Ağustos 1913- Osmanlı-Bulgar barışı : İstanbul Antlaşması

     14 Kasım 1913- Osmanlı-Yunan barışı : Atina Antlaşması

     14 Aralık 1913- Osmanlı ordusunun Almanya tarafından ıslahı

     1914- Ecnebi postalarının hepsinin kapatılması

     1914- Dış ticarette gümrük resmi oranının %15'e çıkarılması

     1914- Islah-ı Medaris Nizamnamesi

     1914- Diş Hekimleri Mezunin ve Talebe Cemiyeti'nin kurulması; Türk Bilgi Derneği'nin kurulması; Medreset'ül-Hattatin'in kurulması; Dar'ül-Hilafeti'l-Aliyye Medreseleri'nin kurulması; Medresetü'l-Hattatin'in İstanbul'da açılışı; Medresetü'l-Hattatin'in açılışı; İlk resmi müzik ve tiyatro okulu (Darü'l-Elhan)

    8 Şubat 1914- Anadolu'da Ermeni talepleri doğrultusunda ıslahatı öngören Osmanlı-Rus Antlaşması ("Muamele")

     14 Mayıs 1914- III. Dönem Meslis-i Meb'usan

     28 Haziran 1914- Avusturya-Macaristan veliahdının Saraybosna'da öldürülmesi

     28 Temmuz 1914- Avusturya Macaristan'ın Sırbistan'a savaş ilanı

     1 Ağustos 1914- Almanya'nın Rusya'ya savaş ilanı

     2 Ağustos 1914- Meclis-i Meb'usan'ın süresiz tatili (IV. Ve son dönem meclis 12 Ocak 1920'de toplanacak ve 2 Nisan 1920'de İstanbul'un işgali üzerine dağıtılarak mebuslar sürgüne yollanacak)

    2 Ağustos 1914- Osmanlı Devleti ile Almanya arasında ittifak antlaşmasının imzalanması

    4 Ağustos 1914- Almanya'nın Fransa'ya, İngiltere'nin Almanya'ya savaş ilanı : I. Cihan Savaşı'nın başlaması

    10 Ağustos 1914- Alman savaş gemilerinin (Yavuz ve Midilli) Boğazlardan geçmelerine izin verilmesi

    9 Eylül 1914- 1 Ekim tarihinden geçerli olmak üzere kapitülasyonların kaldırılması

    12 Eylül 1914- İnas Darü'l-Fünun'unun kurulması

    29 Eylül 1914- İslah-ı Medaris Nizamnamesi'nin yayınlanması

     29 Ekim 1914- Karadeniz'e açılan Osmanlı filosunun Rus limanlarını topa tutması

     Kasım – Aralık 1914- Enver Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Sarıkamış felaketi

     3 Kasım 1914- Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı

     5 Kasım 1914- İngiltere ve Fransa'nın Osmanlı Devleti'ne savaş ilanı

     11 Kasım 1914- Osmanlı Devleti'nin İtilaf Devletleri'ne savaş ilanı

     14 Kasım 1914- Cihad-ı Ekber ilanı

     14 Kasım 1914- İnas Sanayi-I Nefise Mektebi'nin açılması

     18 Aralık 1914- Mısır'ın İngiltere himayesinde bir "krallık" haline getirilmesi, Osmanlı Devleti'nin hukukuna son verilmesi

     1915- Evrak-ı nakdiyye çıkarılması

     1915- Gümrük resmi oranının %30'a yükseltilmesi

     1915- Mekteb-i Tıbbiye'nin Darü'l-Fünun'a bağlanarak bugünkü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne dönüşmesi

     Ocak - Şubat 1915- Cemal Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Mısır seferi : Kanal hezimeti

     Ocak - 18 Mart 1915- Müttefiklerin Çanakkale Boğazı'nı geçmeye çalışması : Çanakkale Savaşları

     27 Mayıs 1915- Doğu Anadolu'da Ruslar'la işbirliği yapan Ermeni nüfusun iç bölgelere taşınması : Tehcir

     1916- Hicaz ve Mekke'nin kaybı

     1916- İzmit Dokuma Fabrikası'nın kapanması

     1916- Tevhid-i Meskukat Kanunu

     1916- Dar'ül-Hilafeti'l-Aliyye Medreseleri üstünde Medresetü'l-Mütehassısın adı altında bir ihtisas medresesi kurulması; İlk Musiki cemiyeti (Darü't-Talim-i Musiki)

     1917- Yıldırım Orduları Grubu'nun kurulması

     1917- Irak ve Suriye cephelerinin çöküşü

     1917- Rusya'da Bolşevik ihtilalinin çıkması ve çarlığın sonu

     1917- Cemaat mahkemelerinin kaza yetkisinin kaldırılışı

     1917- Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin kabulü

     25 Mart 1917- Şer'iyye mahkemelerinin Adliye Nezaretine bağlanması

     6 Nisan 1917- Amerika Birleşik Devletleri'nin savaşa iştiraki ve Almanya'ya savaş ilanı

     1918- Şam Mekteb-i Tıbbiyesi'nin Beyrut'un işgali neticesinde kapanması; Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın ölümü

     3 Mart 1918- Brest Litowsk Antlaşması

     3 Temmuz 1918- Sultan Reşad'ın vefatı ve Vahdeddin'in tahta çıkması

     2 Ekim 1918- Bulgaristan'ın savaştan çekilmesi

     8 Ekim 1918- Sadrazam Talat Paşa'nın istifası, Ahmed İzzet Paşa'nın sadareti

     30 Ekim 1918- Mondros Mütarekesi'nin imzalanması

     3-4 Kasım 1918- Almanya ve Avusturya'nın savaştan çekilmeleri

     8 Kasım 1918- İzzet Paşa'nın istifası ve Tevfik Paşa'nın sadareti

     13 Kasım 1918- İtilaf Devletlerinin İstanbul önlerine gelerek şehri teslim almaları

     1919- Hukuk-ı Aile Kararnamesi'nin ilgası

     1919- İstanbul Darü'l-Fünun-un bir ıslahat programı ile Osmanlı Darü'l-Fünun-u adıyla yeniden canlandırılmaya çalışılması; Harbiye Mektebi'nin adının "Muhtelit Harbiye Mektebi" olması

     4 Mart 1919- 4 Mart 1919 Damat Ferid Paşa'nın sadareti: Hürriyet ve İtilaf Partisi'nin iktidara geçmesi

     15 Mayıs 1919- Yunanlılar'ın İzmir'i işgali ve Batı Anadolu'da ilerlemeleri

     19 Mayıs 1919- Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu'ya gönderilmesi

     23 Temmuz 1919- Erzurum Kongresi

     4 Eylül 1919- Sivas Kongresi

     2 Ekim 1919- Damat Ferid'in istifası ve Ali Rıza Paşa'nın sadareti

     22 Ekim 1919- Amasya Protokolü

     24 Ekim 1919- Çıkarılan yeni bir nizamname ile fakültelere "medrese" denmeye başlanması ve Darü'l-Fünun'un ilmi muhtariyeti haiz olduğunun tasdik edilmesi

    29 Kasım 1919- Misak-ı Milli : Milli gaye ve hedeflerin, milli sınırların belirlenerek ilanı

    1920- Mektebi Harbiye'nin Ankara'da "Sunuf-ı Muhtelife Zabit Namzetleri Talimgahı" olarak açılması; İnas Darü'l-Fünun-un lağvedilmesi

    16 Mart 1920- İtilaf işgal kuvvetlerinin İstanbul'daki resmi binalara girmeleri, meclisin dağıtılması ve kapanması, mebusların Anadolu'ya kaçmaları, ele geçenlerin İngilizler tarafından sürülmesi

    5 Nisan 1920- Ferid Paşa'nın sadareti

     11 Mayıs 1920- Ferid Paşa hükümetinin Mustafa Kemal'i idama mahkum etmesi ve askerlikten tardı

     10 Ağustos 1920- İstanbul Hükümeti'nin Sevr Antlaşması'nı imzalanması

     2-3 Aralık 1920- Gümrü Antlaşması'nın imzalanması

     1921- Edebiyat ve Fen Fakültelerinde karma eğitime geçilmesi; askeri ve mülki baytar mekteplerinin "Baytar Mekteb-i Alisi" adı altında birleştirilmesi; Salih Zeki'nin ölümü

     27 Ocak - 12 Şubat 1921- Londra Konferansı : Anadolu için söz söyleme hakkının Ankara Hükümeti'nde olduğunun tespiti

     31 Mart 1921- II. İnönü Zaferi

     3 Eylül 1921- Sakarya Meydan Savaşı

     20 Eylül 1921- Fransa ile barış

     1922- Türk Diş Tabipleri Cemiyeti'nin kurulması; Hukuk ve Tıp Fakültelerinde karma öğretime geçilmesi

     27 Ağustos 1922- Büyük Taarruz : işgalci Yunan kuvvetlerinin imhası

     30 Ağustos 1922- Büyük Zafer : Yunan Başkumandanı'nın esir edilmesi

     9 Eylül 1922- İzmir'in kurtuluşu

     11 Ekim 1922- Mudanya Mütarekesi

     1 Kasım 1922- Saltanatın ilgası

     16 Kasım 1922- Sultan Vahdeddin'in yurtdışına çıkması

     16 Kasım 1922- Abdülmecid Efendi'nin halife olarak seçilmesi

     1923- Birinci ilmi heyet'in Ankara'da toplanması; Darü'l-muallim'in Yüksek Muallim Mektebi adını alması

     24 Temmuz 1923- Lozan Barış Antlaşması

     25 Eylül 1923- Mekteb-i Harbiye'nin Ankara'dan İstanbul'daki eski Harbiye binasına nakledilmesi

     13 Ekim 1923- Ankara'nın başşehir olarak kabulü

     29 Ekim 1923- Cumhuriyet'in ilanı

     3 Mart 1924- Hilafetin ilgası ve Osmanlı hanedan mensuplarının yurtdışına çıkartılmaları

    www.enfal.deotarih43.html


    Tarih: 02:08, 8/10/2006 Kategori: Belge
    Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

    Filistin Tarihi -III


    1973 - Yom Kippur Savaşı

    1967 Savaşı’nda büyük bir yenilgi yaşayan Mısır, Suriye ve Ürdün, 1973 yılında Sina Yarımadası’nda ve Golan Tepeleri’nde bulunan İsrail kuvvetlerine saldırdı. 6 Ekim 1973 günü başlayan bu savaş altı gün süren 1967 Savaşının yarattığı tepkinin bir sonucuydu. İsrail Altı Gün Savaşı’ndan, işgalindeki toprakları yaklaşık üç kat genişleterek çıkmıştı. Golan Tepeleri, Kudüs'ün tümü, Batı Şeria, Sina Yarımadası ve Gazze İsrail'in eline geçmişti.

     

    1970 yılında Nasır'ın ölmesi ile yerine geçen Enver Sedat, 1967 yılında İsrail'in işgal ettiği toprakların geri kazanılması için bir Arap karşı saldırısı üzerinde durmaya başladı. 6 Ekim 1973'te başlayan savaş, Müslümanların kutsal ayı olan Ramazan ve Yahudilerin kutsal günleri olan Yom Kippur'a denk gelmişti. İsrail birlikleri Sina yarımadasından ve Golan Tepeleri'nden çekilmeye zorlandı. Bu savaşta, ABD İsrail’e, Sovyetler de Arap devletlerine silah yardımında bulundu. Başlangıçta Arapların lehine gelişen savaş, daha sonra İsrail’in karşı saldırıda bulunmasıyla İsrail lehine sonuçlandı.

     

    Savaş sona erdiğinde, bir çok ülkenin değişik devletler tarafından silahlandırılması sonucu taraflar arasında askeri denge değişti. Suriye, Sovyetler Birliği yapımı olan T-62 tanklarına ve yeni uçak filolarına sahip oldu. İsrail ordusu da ABD tarafından güçlendirildi.

     

    18 Ocak 1974'te İsrail ile Mısır arasında barış anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre, Mısır Süveyş Kanalı'nın doğu yakasındaki güçlerini azaltacak, buna karşılık İsrail de Sina'da Milta ve Gidi geçitlerinin batısına çekilecekti. Bu anlaşma 4 Eylül 1975 tarihinde imzalanan ikinci bir anlaşma ile tamamlandı. 31 Mart 1974 tarihinde ise, Suriye ve İsrail arasında, her iki tarafın kuvvetlerinin bir BM tampon bölgesi ile ayrılması ve savaş tutsaklarının mübadelesi kararlarını da içeren bir ateşkes anlaşması imzalandı. 1974 ve 1975’te İsrail’in Sina’dan çekilmesini öngören „Ayırma Anlaşmaları“ daha sonraki bir tarihte imzalanacak olan barış anlaşmasının da taslağı niteliğindeydi.

     

    1974 yılında Rabat’ta yapılan Arap Zirvesi’nde FKÖ Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak kabul edildi. BM Genel Kurulu’nda Filistin’de bağımsız egemen bir devletin kurulması kararı yeniden gözden geçirildi ve FKÖ’ye BM’de gözlemci statüsü verildi. FKÖ Lideri Yaser Arafat BM Genel Kurulu’nda bir konuşma yaptı.

     

    İsrail 1978 yılında işgale giriştiği Lübnan'ın, daha sonra %10'luk kısmında güvenlik şeridi oluşturdu. 1978 Mart ayında ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in arabuluculuğunda Mısır’la İsrail arasında Camp David Barış Anlaşması imzalandı.

     

    Camp David Anlaşması’nın maddeleri şöyleydi;

     

    - İsrail, Sina'dan çekilecek.

    - İsrail ve Mısır arasında normal ve dostça ilişkiler kurulacak.

    - İki ülke de birbirinin toprak bütünlüğünü ve barış içinde yaşama hakkını kabul edecek.

    - Sina'daki tampon bölgeye BM Barış Gücü yerleştirilecek.

    - İsrail gemilerine Süveyş Kanalı’ndan serbest geçiş hakkı tanınacak.

    - Batı Şeria ve Gazze'deki Filistinlilere tam özerklik verilmesi için görüşmeler yapılacak.

    - Batı Şeria ve Gazze'de kendi kendini yöneten bir idarenin oluşturulması için seçimler yapılacak.

     

    Arap ülkeleri Camp David Anlaşması’nı kabul etmediler ve Enver Sedat’ı Filistin davasına ihanet etmekle suçladılar. Tepkiler BM’ye yansıdı ve Genel Kurul 29 Kasım 1979’da 34/65 B sayılı kararıyla FKÖ’nün katılmadığı Camp David Anlaşması’nın geçersiz olduğunu, Filistin halkının ve İsrail işgali altındaki toprakların geleceği açısından hiçbir değer taşımadığını ilan etti. Ancak İsrail BM kararına rağmen, anlaşmanın kendi lehine olan maddelerini uygulamada hiçbir güçlükle karşılaşmadı.

     

    İsrail Mısır’la anlaşma masasına oturmakla ilk defa bir Arap ülkesi tarafından tanınmış oldu. Bu anlaşma ile İsrail, işgal ettiği topraklardan ve Sina Yarımadası’ndan çekilecekti. İsrail, işgal süresince petrol ihtiyacını buradan karşılamıştı. Arap ülkeleri İsrail’e petrol satmadıkları için İsrail’in yeni bir kaynak bulması gerekti ancak bu sorun da Kissinger’in araya girmesiyle kısa zamanda çözüldü. Enver Sedat Mısır petrolünü İsrail’e satmayı kabul etti. Anlaşmanın üçüncü maddesiyle İsrail, varlığını ve toprağını meşrulaştırmış oluyordu. Diğer yandan Gazze ve Batı Şeria’daki Müslümanlara tam özerklik için görüşmeler önerilmesine rağmen, İsrail bu konuyu sürekli askıda bıraktı. İsrail boşaltmayı vadettiği toprakları da boşaltmadı ve daha sonra buralara Sovyetler Birliği’nden gelen Yahudileri yerleştirdi. 1980 yılının Ağustos ayında, İsrail parlamentosu Knesset’te alınan bir kararla Kudüs’ü İsrail’in değişmez ve bölünmez başkenti olarak ilan etti.

     

    KRONOLOJi

    1897: I. Siyonist Kongre İsviçre’nin Basel kentinde toplandı.

    1916: İngiltere ve Fransa arasında Arap topraklarını paylaşmayı öngören Sykes Picot Anlaşması imzalandı.

    2 Kasım 1917: İngiltere, Yahudi halkına Filistin topraklarında devlet kurma yolunu açan Balfour Deklarasyonu’nu yayınladı.

    29 Eylül 1923: Filistin’de İngiliz mandası resmen yürürlüğe girdi.

    22 Temmuz 1946: İsrail terör örgütü Irgun’un Kral Davud Oteli’ne düzenlediği saldırıda, 96 kişi hayatını kaybetti.

    29 Kasım 1947: BM, Filistin’i bölme planını kabul etti.

    9 Nisan 1948: Irgun terör örgütüne bağlı militanlar tarafından Deir Yasin Köyü’nde gerçekleştirilen katliamda 254 Filistinli hayatını kaybetti.

    14 Mayıs 1948: İsrail devleti kuruldu.

    15 Mayıs 1948: İsrail devletinin kurulmasını kabul etmeyen Arap devletleri, İsrail’e saldırdı. Bu ilk Arap-İsrail savaşıydı.

    29 Ekim 1948: İsrail ordusunun Safsaf Köyü’ne düzenlediği saldırı sırasında köylülerin üzerine rastgele açılan ateş, 70 kişinin ölümüne neden oldu.

    11 Mayıs 1949: İsrail BM’ye kabul edildi.

    23 Aralık 1950: İsrail Kudüs’ü başkent ilan etti.

    2 Kasım 1956: Mısır Devlet Başkanı Nasır’ın Süveyş Kanalı’nı millileştirmesi üzerine, İsrail, Fransa ve İngiltere, Mısır’a saldırdı.

    12 Ekim 1958: Şaron önderliğinde, Batı Şeria’da bulunan Kibya Köyü’ne düzenlenen saldırıda 67 kişi hayatını kaybetti, 75 kişi de yaralandı.

    7 Ekim 1959: El-Fetih’in kuruluş kongresi Kuveyt’te yapıldı.

    29 Mayıs 1964: Filistin Kurtuluş Örgütü kuruldu.

    5 Haziran 1967: İsrail; Mısır, Suriye ve Ürdün’e saldırdı ve 6 günde, Sina Yarımadası, Golan Tepeleri, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü işgal etti.

    22-25 Eylül 1969: 21 Ağustos 1960’da Mescid-i Aksa’nın yakılmak istenmesi Yahudilerce yakılmak istenmesi, İslam dünyasında tepkilere yol açtı ve bunun üzerine İslam Konferansı Örgütü Rabat’ta ilk kez bir araya geldi.

    7 Haziran 1970: Ürdün Kralı Hüseyin İsrail ve ABD’den aldığı destekle Filistin mülteci kamplarını yoğun top ateşine tuttu. Kral Hüseyin’e bağlı „Bedevi Milisleri“ tarafından gerçekleştirilen bu katliam „Kara Eylül“ olarak nitelendirildi. Bu katliam sırasında onbinlerce Filistinli hayatını kaybetti. Bir yıl sonra FKÖ Ürdün’den sürüldü ve Lübnan’a yerleşti.

    2 Nisan 1973: İsrail askerlerinin Beyrut’a düzenledikleri operasyonda 3 FKÖ lideri öldürüldü.

    8 Ağustos 1973: Filistin Ulusal Cephesi işgal altındaki topraklarda kuruldu.

    6 Ekim 1973: Mısır, Suriye ve Ürdün’ün, Sina Yarımadası’nda ve Golan Tepeleri’nde bulunan İsrail kuvvetlerine saldırmasıyla Yom Kippur Savaşı başladı.

    13 Kasım 1974: Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını tanıdı. FKÖ, BM’de gözlemci statüsü elde etti.

    13 Nisan 1975: Hıristiyan Falanjistlerin içinde Filistinlilerin bulunduğu bir otobüsü makineli tüfeklerle taramaları üzerine Lübnan'da iç savaş başladı.

    6 Eylül 1976: FKÖ Arap Birliği’ne tam üye oldu.

    17 Mayıs 1977: İsrail genel seçimlerinde ilk kez Menaham Begin’in liderliğindeki sağcı Likud Partisi iktidara geldi.

    14 Mart 1978: İsrail Güney Lübnan’ı işgal etti.

    17 Eylül 1978: Mısır, İsrail ve ABD arasında Camp David Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma Arap Birliği Zirvesi'nde kınandı.

    1980: İsrail parlamentosunda alınan bir kararla Kudüs, İsrail’in değişmez ve bölünmesi başkenti olarak ilan edildi.17 Temmuz 1981: İsrail, Beyrut'u bombaladı. 14 Aralık 1981: İsrail, Golan Tepeleri’ni ilhak etti.

    6 Haziran 1982: İsrail Lübnan'ı işgal etmeye başladı. Eylül'de FKÖ Beyrut'tan çekilmeye başladı.

    9 Eylül 1982: Arap Birliği Zirvesi’nde bölge ülkelerinin barış içinde yaşaması için, FKÖ’nün Filistin halkının tek meşru temsilcisi olması gerektiği kabul edildi.

    15-16 Eylül 1982: İsrail, Filistin mülteci kampları olan Sabra ve Şatilla’ya kanlı bir saldırı düzenledi. 991 Filistinli hayatını kaybetti.

    1 Ekim 1985: İsrail Tunus’taki FKÖ karargahına hava saldırısı düzenledi. Saldırıda 70 kişi hayatını kaybetti.

    8 Aralık 1987: Gazze’de bir Yahudi kamyonetinin Filistinli işçileri taşıyan bir araca çarparak dört Filistinlinin ölümüne dokuzunun yaralanmasına neden olmasının ardından, Filistinliler intifada hareketini başlattılar.

    16 Nisan 1988: FKÖ’nün ikinci komutanı Ebu Cihad İsrail askerlerince öldürüldü.

    12 Kasım 1988: Cezayir’de toplanan Filistin Ulusal Konseyi, Filistin Devleti’ni ilan etti.20 Haziran 1990: Ocak ayında başlayan Sovyet Yahudilerinin yoğun bir şekilde İsrail'e göçü Filistinliler ile İsrailliler arasında büyük sorun oldu. Bunun üzerine Filistinli bir komando grubu İsrail'e girmeye kalkıştı. ABD Başkanı Bush bu olaydan dolayı ABD-Filistin görüşmelerini askıya aldı. 8 Ekim 1990: Kudüs’te Mescid-i Aksa’da katliam gerçekleştirildi. 30 Filistinli hayatını kaybederken 800 kişi de yaralandı.

    15 Ocak 1991: FKÖ’nün ikinci komutanı Salah Halef, danışmanı Ebu Muhammed ve FKÖ güvenlik şefi Ebu el-Hol bir suikast sonucu öldürüldüler.

    30 Ekim 1991: ABD Başkanı Bush ile SSCB lideri Gorbaçov’un Madrid Konferansı’nı başlatmalarından sonra, İsrail ile Arap komşuları arasında ilk görüşmeler başladı. Filistin, Birleşik Ürdün-Filistin delegasyonunun parçası olarak görüşmelere katıldı.

    13 Eylül 1993: İsrail Devlet Başkanı İzak Rabin ve FKÖ lideri Yaser Arafat arasında Washington’da, beş yıl sonra Filistin’de özerk bir devletin kurulmasını öngören, Filistin Özerklik İlkeleri Deklarasyonu (Oslo Anlaşması) imzalandı.

    25 Şubat 1994: Batı Şeria’nın El Halil kentinde bulunan Hz. İbrahim Camii’ne sabah namazı esnasında bir Yahudi tarafından gerçekleştirilen saldırıda, aralarında çocukların da bulunduğu 50’nin üzerinde kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 300 kişi de yaralandı.

    4 Mayıs 1994: İzak Rabin ve Yaser Arafat arasında İsrail-Filistin İlkeleri Deklarasyonu’nu tamamlayıcı düzenlemeler içeren Kahire Anlaşması imzalandı.

    26 Ekim 1994: İsrail ve Ürdün arasında barış anlaşması imzalandı.

    28 Eylül 1995: II. Oslo Anlaşması Washington’da imzalandı.

    4 Kasım 1995: Oslo Anlaşması’nın altına imza atan İsrail Başbakanı İzak Rabin, aşırı sağcı Yigal Amir tarafından öldürüldü.

    20 Ocak 1996: FKÖ lideri Yaser Arafat, Filistin Özerk Yönetimi’nin başkanı seçildi. 18 Nisan 1996: İsrail Başbakanı Şimon Peres, Lübnan’a karşı „Gazap Üzümleri“ operasyonunu başlattı. Güney Lübnan’daki Kana BM mülteci kampında 109 sivil, İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybetti. 29 Mayıs 1996: İsrail seçimlerini Benjamin Netanyahu liderliğinde aşırı sağ partilerden oluşan koalisyon kazandı.

    27 Eylül 1996: Kudüs belediye başkanının Kubbet’üs-Sahra’nın altına tüneller açtırması sonucu patlak veren olaylarda üç günde 76 kişi öldü.

    15 Ocak 1997: II. Uygulama Anlaşması olan el-Halil Protokolü imzalandı.

    1 Ekim 1997: Ürdün’ün baskısıyla İsrail, 16 Ekim 1991’de müebbet hapis cezasına çarptırılan Hamas’ın manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin’i serbest bırakmak zorunda kaldı.

    14 Mayıs 1998: İsrail Devleti’nin kuruluşunun 50. yıldönümünde, Filistinlilerin protesto gösterileri sırasında çıkan çatışmalarda dokuz Filistinli hayatını kaybetti, 1.200 Filistinli yaralandı.

    21 Haziran 1998: İsrail hükümeti Netanyahu’nun Büyük Kudüs planını onayladı.

    7 Temmuz 1998: BM Genel Kurulu Filistin delegasyonuna gözlemci statüsü verdi.

    23 Ekim 1998: İsrail ile Filistin arasında Wye River Memorandum’u imzalandı.

    18 Aralık 1998: ve İngiliz birlikleri Irak’ı bombalarken İsrail hükümeti Wye River Memorandum’unu uygulamayı askıya aldığını bildirdi.

    4 Mayıs 1999: Mayıs 1993 İlkeler Deklarasyonu’nda Filistin özerkliği için verilen sürenin sona ermesi üzerine, ABD Başkanı Clinton’ın Arafat’a nihai statü görüşmelerinin bir yıl içinde sonuçlanacağı garantisini vermesi dolayısıyla, Filistin Merkez Konseyi bağımsız Filistin Devleti’nin ilanını erteledi.

    17 Mayıs 1999: İsrail’de yapılan seçimleri, Likud Partisi lideri Netanyahu’yu yenilgiye uğratan İşçi Partisi lideri Ehud Barak kazandı.

    25 Temmuz 2000: Camp David Zirvesi, ABD Başkanı Clinton’ın „anlaşmaya varamadılar“ şeklindeki açıklamasıyla sona erdi.

    28 Eylül 2000: İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron’un Mescid-i Aksa’ya yaptığı provakatif ziyaret Filistinlilerin tepkisine neden oldu. El-Aksa intifadası başladı. İsrail Başbakanı Ehud Barak, ilk kez Kudüs’te Filistin ve İsrail’e ait iki başkent olabileceğini ifade etti.

    6 Şubat 2001: İsrail’de yapılan erken genel seçimlerde Likud Partisi genel başkanı Ariel Şaron ezici üstünlükle başbakan seçildi.

    17 Ekim 2001: İsrail-Filistin barış anlaşmalarına karşı çıkan Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Rehavam Zeevi silahlı saldırı sonucu öldü. Saldırıyı FHKC üstlendi.

    19 Kasım 2001: yılında gerçekleştirilen Sabra ve Şatilla Katliamı’ndan kurtulan Filistinlilerin suç duyurusu üzerine Belçika, katliamın sorumlusu olan İsrail Başbakanı Şaron’u ifade vermeye çağırdı.

    23 Kasım 2001: İsrail ordusunun roketli saldırısında Hamas’ın askeri kanat liderlerinden Muhammed Ebu Hanud öldürüldü.

    2 Aralık 2001: Kudüs’te ve Hayfa’da meydana gelen dört patlamada 26 kişi öldü, 220 kişi yaralandı. Saldırıyı Hamas üstlendi. İsrail hükümeti, Arafat’ı saldırıdan sorumlu tuttu.

    3 Aralık 2001: Kudüs ve Hayfa’da gerçekleştirilen bombalı saldırılar ardından harekete geçen İsrail, Gazze’ye ve Batı Şeria’ya saldırdı. Batı Şeria’da bir çok eve füze isabet ederken, Gazze’deki hedef Arafat oldu.

    13 Aralık 2001: İsrail Güvenlik Kabinesi, Arafat’la tüm ilişkilerini kesme kararı aldı ve Arafat’ı saldırı dalgasının doğrudan sorumlusu olmakla suçladı.

    27 Mart 2002: Suudi Arabistan Veliaht Prensi Abdullah’ın Filistin-İsrail sorununun çözümüne yönelik olarak hazırladığı „Ortadoğu Barış Planı“, Beyrut’ta gerçekleştirilen Arap Birliği Zirvesi’nde onaylandı.

    29 Mart 2002: İsrail Başbakanı Ariel Şaron Batı Şeria’daki tüm Filistin kentlerine tanklarla girerek Koruyucu Duvar Operasyonu’nu başlattı. Arafat’ın Ramallah’taki karargahını kuşattı. İsrail askerleri karargahı tahrip ederek, elektrik, su ve telefon bağlantısını kestiler.

    19 Nisan 2002: BM Güvenlik Konseyi toplantısında Cenin’de İsrail tarafından yapılan katliamları araştırmak üzere bir komisyonunun kurulmasına karar verildi. Söz konusu katliamda bini aşkın kişi hayatını kaybetti.

    1 Mayıs 2002: BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın oluşturduğu Araştırma Komisyonu’nun üyeleri konusunda İsrail’in gösterdiği tepkiler nedeniyle Annan komisyonun dağıtıldığını açıkladı.

    2 Mayıs 2002: Arafat’ın karargahında yanında bulundurduğu, Zeevi’nin ölümünden sorumlu tutulan altı kişinin Eriha’daki hapishaneye gönderilmesi karşılığında Arafat’ın Ramallah’taki karargahı çevresinde bulunan kuşatma kaldırıldı ve Arafat’ın karargahtan çıkmasına izin verildi.

    30 Eylül 2002: Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan yasa ABD Kongresi’nden geçti.

    5 Ekim 2002: ABD Kongresi’nin kararına karşılık Arafat, iki yıl önce Filistin Konseyi’nden geçen Doğu Kudüs’ü Filistin Devleti’nin başkenti olarak kabul eden yasayı imzaladı.

    17 Kasım 2002: İsrail Dışişleri Bakanı Benjamin Netenyahu Oslo Anlaşmaları’nın tamamen iptal edildiğini bildirdi.

    30 Kasım 2002: İsrail kuvvetleri BM Gıda Programı’nın Gazze’deki gıda deposunu yerle bir etti.

    28 Ocak 2003: İsrail’de yapılan erken genel seçimlerde Ariel Şaron başkanlığındaki Likud Partisi milletvekili sayısını ikiye katlayarak (38) seçimin galibi oldu. İşçi Partisi ise altı sandalyeyi kaybederek 19 milletvekilli çıkardı.

    19 Mart 2003: Arafat, Mahmud Abbas’ı başbakanlığa atadı.

    30 Nisan 2003: ğu Yol Haritası ilan edildi.

    25 Mayıs 2003: İsrail hükümeti Yol Haritası’nı 14 çekince ile 7’ye karşı 12 oyla onayladı.

    3-5 Haziran 2003: ısır’ın Şarm el-Şeyh kasabası ve Ürdün’ün Akabe kentinde Yol Haritası’nın hayata geçirilmesine ilişkin ABD Başkanı Bush’un öncülüğünde iki zirve gerçekleştirildi.

    9 Haziran 2003: Akabe Zirvesi’nin sonuçlarını reddeden Filistinli direniş örgütleri ilk kez ortak silahlı eylem gerçekleştirerek dört İsrail askerini öldürdüler.

    10 Haziran 2003: Hamas liderlerinden Dr. Abdülaziz el-Rantisi’ye yönelik füzeli saldırıda 1’si bebek dört kişi öldü. El-Rantisi yara almadan kurtuldu.

    11 Haziran 2003: Kudüs’ün merkezinde düzenlenen intihar saldırısında 17 kişi öldü, 65 kişi yaralandı.

    29 Haziran 2003: Başta Hamas, İslami Cihad ve el-Aksa Şehitleri Tugayı olmak üzere direniş örgütleri üç aylık şartlı ateşkes ilan ettiler.

    15 Temmuz 2003: İsrail Parlamentosu 8’e karşı 26 oyla Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’nin ne tarihi açıdan ne uluslararası hukuk ne de İsrail devletinin daha önce imzaladığı anlaşmalar açısından „işgal edilmemiş“ topraklar olduğu yönünde bir karar çıkardı.

    31 Temmuz 2003: İsrail, Batı Şeria ve Kudüs çevresine inşa edilen „güvenlik duvarı“nın ilk etap inşasını tamamladı.

    19 Ağustos 2003: Filistinli direniş örgütlerinin ilan ettikleri şartlı ateşkes İsrail’in saldırılarına devam etmesi sonucu bozuldu.

    20 Ağustos 2003: Hamas ve İslami Cihad’ın Kudüs’te ortaklaşa düzenledikleri saldırıda 20 İsrailli öldü, 120 kişi de yaralandı. İsrail saldırının ardından Filistin yönetimiyle ilişkilerini dondurdu.

    21 Ağustos 2003: İsrail’in Gazze’ye düzenlediği füze saldırısında Hamas liderlerinden Ebu Şenneb iki korumasıyla birlikte hayatını kaybetti.

    6 Eylül 2003: Filistin Başbakanı Mahmud Abbas görevinden istifa etti. Aynı gün İsrail’in, Hamas’ın kurucusu ve manevi lideri Şeyh Ahmed Yasin’e yönelik düzenlediği saldırıdan, Ahmed Yasin yardımcısı ile birlikte hafif yaralı olarak kurtuldu.

    11 Eylül 2003: İsrail Güvenlik Kabinesi Filistin lideri Arafat’ı sürgüne gönderme yönünde ilke kararı aldı. Ayrıca 15 AB üyesi, Hamas’ı AB’nin terör listesine alma konusunda uzlaşmaya vardı.

    25 Eylül 2003: 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden Filistin asıllı Edward Said hayatını kaybetti.

    4 Ekim 2003: Hayfa’da düzenlenen intihar saldırısında 20 İsrailli ölürken 55’i de yaralandı.

    5 Ekim 2003: İsrail, Hayfa’da düzenlenen saldırıya misilleme olarak, 30 yıl sonra ilk kez Suriye topraklarını bombaladı.

    15 Ekim 2003: ’de içlerinde CIA mensuplarının da bulunduğu dört araçlık konvoya düzenlenen saldırıda üçü CIA mensubu dört kişi öldü, bir kişi de yaralandı.

    9 Kasım 2003: Berlin’deki „Utanç Duvarı’nın yıkılışının yıldönümü olan 9 Kasım, İsrail’in Filistin’de inşa ettiği „Irkçı Ayrım Duvarı“na uluslararası tepki günü olarak ilan edildi.

    19 Kasım 2003: BM Güvenlik Konseyi’nden oybirliği ile geçen 1515 sayılı kararla Yol Haritası taraflar açısından bağlayıcı hale geldi.

    1 Aralık 2003: Cenevre İnisiyatifi’nin Yol Haritası’na alternatif olarak hazırladığı deklarasyon resmen ilan edildi.

    20 Aralık 2003: 8 Aralık’ta BM Genel Kurulu’da alınan karara uygun olarak Lahey Adalet Divanı, İsrail’in Batı Şeria çevresine inşa ettiği „güvenlik duvarı“nın meşruiyetini şubat ayında ele almaya karar verdi.

    14 Ocak 2004: Gazze’de ilk kez Hamas mensubu bir bayan tarafından düzenlenen saldırıda, dört İsrail askeri öldü. Saldırının ardından İsrail Hamas’ın kurucusu ve manevi lideri Şeyh Ahmet Yasin’i her an bir suikaste hedef olabileceği yönünde tehdit etti.

    11 Şubat 2004: Filistin’i çevreleyen tecrit duvarına ve 15 Filistinlinin ölümüyle sonuçlanan İsrail saldırısına karşı bir tepki olarak El-Aksa Şehitleri Tugayı’nın Kudüs’te düzenlediği saldırıda 7 İsrailli öldü, 60’ı da yaralandı.

    23 Şubat 2004: Birleşmiş Milletler Adalet Divanı İsrail’in Batı Şeria’nın çevresine ördüğü tecrit duvarına ilişkin duruşmalara başladı.

    22 Mart 2004: Filistin’in manevi önderi Şeyh Ahmet Yasin sabah namazı çıkışında bizzat Şaron tarafından yönetilen bir askeri operasyon sonucu sekiz Filistinli ile birlikte hunharca katledildi. Yasin katliamı sonrası İsrail terörünün sınırlarının artık kalmadığı anlaşılırken BM’nin katliamı kınamasının önünde yine ABD vetosu yer aldı.

    17 Nisan 2004 Şeyh Ahmet Yasin’in şehadeti sonrası Hamas liderliğine getirilen Abdülaziz el-Rantisi Ahmet Yasin’e karşı düzenlenen suikasta benzer bir yöntemle şehit edildi.

     

    FİLİSTİN
    Siyonizm Düşünden İşgal Gerçeğine

     


    Tarih: 20:50, 9/8/2006 Kategori: Belge
    Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

    <- | Sonraki Sayfa ->